08.07.2008

Erdal Kınacı'nın Tutuklanması Ardından

Son yayınladığımız fotoğraf sanatçısı Erdal Kınacı’nın tutuklanması haberi üzerine Murat Germen konuyu aydınlatan bir eposta gönderdi. Eposta hem olayı aydınlatıyor hem de sanat işlerinde insanların konumu üzerine çok önemli bir etik tartışmayı gündeme getiriyor. Keza sadece fotoğrafta değil Düğümküme’de sık sık konu ettiğimiz sosyal yazılım ve katılımcı/ağlı işlemsel sanatta da yer alan öznelerin konumu ve hakları çok önemli bir etik tartışmasıdır.

Murat Germen dün yayınladığımız Erdal Kınacı haberi konusunda dikkat edilmesi gereken bazı noktalar olduğunu belirtti:

- Basında çıktığı gibi Kınacı NG ödülünü “Yolüstü Kerhaneleri” çalışması ile değil başka bir seriden bir fotoğraf ile kazandı:

http://www.nationalgeographic.com/photography/galleries/ila-ipc-people/

- Kınacı bu seriyi geçenlerde benim de bildiri sunduğum AFSAD 7. Belgesel Fotoğraf Sempozyumu ve internet de dahil olmak bir çok farklı ortamda sundu nispeten uzunca bir süredir. Kınacı’nın fotoğrafları çıplaklık veya kerhane içerdiği için değil kişilik haklarına saldırı niteliği taşıyan fotomontaj iddiası ile mahkemelik olmuş bize duyurulduğu kadarı ile.

- Şöyle bir ihtimali göz önunde bulundurmak lazım: Belgesel fotoğrafçılar her ne kadar anlaşma imzalatsalar da genelde fotoğrafını çektikleri insanları pek düşünmezler ve üzerlerinden ödüller bile kazanırlar (hem Türkiye’de hem de dünyada çok yapılan bir şey bu). Orhan Cem Çetin ve bazan da Ahmet Elhan ile birlikte bu konu üzerinde pek çok yerde konuşma yaptık / yapıyoruz; “bu etik bir konudur, sosyal belgesel sonuçta hep fotoğrafçının işine yaramaktadır, konu edilen mağdur insanlar ise mağdur olmaya devam ederler” demeye getiriyoruz. Hatta yukarıda adı geçen AFSAD 7. Belgesel Fotoğraf Sempozyumu’nda konu enine boyuna tartışıldı ve ben sunumumda duyarlılık iddiası taşıyan belgesel fotoğraf çalışmalarının anonim olarak sunulması teklifini yaptım. Amacım fotoğrafçının adının duyarlı olunan konunun önüne geçmesini engellemek. Bazıları şoke oldu doğal olarak ama daha duyarlı diğer fotoğrafçılar “evet aslında belki öyle olmalı” diye şapkalarını önlerine koydular. Şimdi şöyle bir senaryo düşün: Hayatta hiç parayla seks yapmadım ama, diyelim ki kerhaneye gittim ve bir şekilde burada görüntülendim, daha sonra haberim olmadan bu görüntü ortaya çıktı sanat adına. Kendim sanatçı olduğumdan bu duruma olumlu bakmaya çalışırdım ama belki kerhaneye gittiğim bilinsin de istemeyebilirdim bir yandan, bu yüzden ben de dava açabilirdim. Bu durumda fotoğrafçıyı mı yoksa beni mi korurdun? Ya da varsayalım senin engelli bir yakının var üzerine titrediğin, ona birisi bir anlaşma imzalatıyor ve kerhaneye gitmediği halde gitmiş gibi göründüğü bir fotoğrafa malzeme oluyor, bu durumda ne tepki verirdin? (Kınacı bilinçli olarak bunu yaptı demiyorum ama bu yönde iddialar var) Fotoğrafların ve fotoğrafçıların kişilik haklarını ihlal ettiği çok görülür, hakları ihlal edilenlerin çoğunluğu es geçer, bazısı ise dava açar. Kendi fotoğraf pratiğimde insanı merkeze koymamamın nedenlerinden birisi de direkt bu konuyla ilgili; insanlar ve hikayeleri üzerinden kendime pay çıkarmaktansa insanların ürettikleri cansız nesneleri konu edinmeyi ve hayat hakkında söylemek istediklerimi onların aracılığı ile ifade etmeyi tercih ediyorum.

Erdal Kınacı yerinde olsam şunları yapardım:

- İmzalattığını söylediği model anlaşmalarını hemen basına dağıtırdım (bu arada, işin içinde engelli insanların olduğu söyleniyor, böyle ise şayet ve özürlülere imza attırıldıysa bu durumda “imza atılırken engelli kişilerin yanında ebeveynleri veya sorumlu aile yakınları var mıydı?” bilgisi gerekiyor).

- Sitesinin hack edildiğini ve kendisinin olmayan bazı fotoğrafların sitesine yerleştirildiğini söylemiş Kınacı bazı basın kaynaklarına göre. Bunu hizmet aldığım sunucudan tarih ve saatle belirletir ve bunu da delil olarak sunardım.

- Fotoğrafların özgün versiyonlarını (RAW veya JPG) ortaya çıkarır ve tam olarak nasıl bir süreç izlediğimi gösterirdim. Bu sayede neyin nasıl oluştuğu ortaya çıkardı.

Kınacı bunları yapmıyorsa ister istemez zan altında kalıyor, daha olay tam detayıyla ortaya çıkmadan hemen taraf olmamakta fayda var…

AFSAD 7. Belgesel Fotoğraf Sempozyumu programı

Etiketler

, , , , , , ,

56 Yorum

  1. Ali Halit Diker

    Murat Germen’in argümanı bana Kevin Carter’ın Pullitzer ödüllü fotoğrafı ve bu fotoğrafla ilgili tartışmaları hatırlattı. Ne kadar sosyal/toplumsal duyarlılık adına çekilmiş olsa da fotoğrafçı her zaman başkalarının hayatına gözünü diken/dikizci konumundadır bence. Özellikle insan fotoğrafı; özellikle belgesel nitelikli fotoğraflar çekerken her zaman akılda bulundurulması gereken bir olgu bu bence. Hele savaş fotoğrafçılığında bu etik/ahlaki sorunlar gelebileceği en uç noktaya geliyor. Hatta bu konuyu en güzel Susan Sontag ‘Başkalarının Acılarına Bakmak’ kitabında oldukça detaylı bir şekilde sorguluyor, tartışıyor.

    Ek olarak Murat Germen’in her zamanki tarafsız ve skeptik yaklaşımını da takdir etmeden geçemeyeceğim =)

  2. onur uyar

    Merhaba,
    Erdal beyin suçlu olup olmadığına şu noktada kanaat getirmek pek kolay değil gibi. Fakat bir önceki yazınızda belirtildiği gibi “tutuklu yargılanmak üzere ceza evine gönderilmesi” bana biraz ibret olsun arzusuyla yapılmış bir hareket gibi geldi. Yani nice dolandırıcı, mafya ve benzeri ağır suçlardan yargıları başlayan sanıklar bile hiçbir zaman bir yazar ve ya ressam kadar apar topar cezaevine atılmıyor. Bu haber bana adliye, karakol, hükümet gibi makamlarda kollektif bir öfkenin dolanımını sezdiriyor. Bu öfkenin köklü ve popüler oluşu, halkın büyük kesiminden kuvvet alması beni kahrederken, malesef gündemdeki diğer haberlerle beraber kimin nereye nekadar sızdığını, gerçek-spekülasyon ayrımını zaten yapamıyorum.

  3. Ali Halit Diker

    Bu da işin başka bir boyutu aslında. Hak veriyorum. Gündemdeki diğer olaylar da sanki iki karşıt grubun birbirlerine misillemeleri gibi geliyor bana. Biraz konu dışına çıkmak oldu belki ama gerçek spekülasyon ayrımı yapmak uzun zamandır oldukça zor zaten.

    Gerçi Kınacı’nın tutuklanmasının diğer olaylardan bağımsız (olduğunu düşünmekteyim). Yine de Türkiye’de yargının işlemesi konusunda bazı sorular sormaya zorluyor insanı. İster iktidar olsun ister muhalif gruplar yargı ya göklere çıkılıyor yüceltiliyor veya tam tersi oluyor. Olayın kimin lehine/aleyhine olduğuna göre aynı gruplardan birbirinden tamamen zıt tepkiler gelebiliyor. Bazense çok fazla tepki gelmiyor bile (bkz. DTP’ye açılan kapatma davası) ya da medya da çok yoğun yer almıyor.

  4. arikan

    Türkiye’deki yargı üzerine yargıç Beyhan Güler’in ve Baskın Oran’ın şu yazılarına bir bakın:

    Öç, üçüncü göz ve adalet – Beyhan Güler
    “Yargıçların, bağlı oldukları kurallar bütünü yanında, en temel nitelik ve görevleri gereği, öç alma hırsı ve duygusu ile hukuk dışı bir dili değil, hakkaniyetin ve adaletin dilini konuşmaları zorunludur”

    Sahi, esas sorun nerede? – Baskın Oran
    “Siyasal davalarda yargımız fevkalade sert; cinsel içerikli davalarda fevkalade hoşgörülü”

  5. murat germen

    obama tartışmaları sırasında yazmayacağımı belirtmiştim ama burada 1-2 detay belirtmeye mecbur hissediyorum kendimi. erdal kınacı’ya herhangi bir suçlama getiriyor değilim, polemiğe, kavgaya meraklı yurdum insanı konuyu hemen buraya getirecektir ne yazık ki; kendisini NG ödülünden dolayı da gönülden tebrik ederim, ödül kazanan fotograf gerçekten güçlü bir fotograf.

    yazdıklarım bir şekilde erdal kınacı’nın suçsuz olduğunu ispatlayacak delilleri ortaya çıkarması ümidi ile kaleme alınmış tavsiye niteliğinde tarafsız öneriler sadece. ama kendisi de takdir edecektir ki bunları ortaya çıkarmadıkça akıllarda soru işaretleri kalabilir…

  6. Dr. Sami Banarli

    Tıp mesleğinin öteki mesleklerden bir konuda çok ayrı bir yapısı vardır.
    İnsanların en mahrem sırları ve dünyaları içine girersiniz. Bu hususiyeti asırlar önce bilinmekte ve bu yüzden tıp ilminin ilk ortaya çıktığı binlerce sene evvel bir yemin ortaya çıkmıştır.
    Hipokrat yemini.
    Özet olarak doktor sadece hastasının iyileşmesi için ırk, ulus ve sınıf ayrımı yapmadan çalışacaktır. Düşman askerine bile bakmakla yükümlüdür.
    Elbet bir meslektaş olarak Sayın Dr. Kınacı yı desteklemek isterim, sanata ve yaratıcılığa büyük saygım vardır, ama çekilen fotorafları internette incelediğim zaman şaşırdım.
    Mesleğini icra ederken çekilen resimler hastaların en mahrem dünyalarını ortaya koyuyor, hemde onları küçülten bir poz ile sunuluyor. Ben bunlarda bir saygı göremedim. Üstelik mesleki iş yapılırken sanat yapılmaz, ya birisini yaparsınız yada ötekisini aynı anda yapmak hem meslek ahlakına uygun değil hemde işi önemli derecede aksatır ve yeminin aksine hastaya ilgiyi ve tedaviyi azaltır. Üstelik bu hastalardan foto çekmek için verilen hediye ve paralar tam manası ile ahlaka aykırıdır.
    Bu tutumlar hem doktorluk mesleğine aykırı ve küçük düşürücü hemde sanat anlayışına terstir. Fotoraf sanatının en büyük ustalarının prensipleri çok üstündür. Kendini müdafaa etmek gücü olmayan zeka özürlü kişilerden menfaat karşılığı fotoraf çekmek ve bunu mecmualarda basmak sanat ahlakına da tamamen terstir.
    Saygılarımla,

    Dr. Sami Banarlı
    İstanbul, Ataköy.

  7. onur gunduz

    Sami bey, bu fotoğraflardaki engelli insanlar sanıyorum ki, Erdal bey’in hastaları değil. Bu fotoğraflar, 18 ay içerisinde Mersin-Antalya yolu üzerinde bulunan 22 adet genelevde çekilmiş. Bu genelevlere neden sağlıklı, yağız delikanlılar gitmiyor da, engelliler, garibanlar gidiyor bilemiyorum. Bu sanırım bir sosyologun incelemesi gereken bir şey.

    Ki olay gerçekten de Erdal Kınacı’nın engelli kişilerin fotoğraflarını çekip, bu kişilerden izin almadan, genelev fotoğraflarına montajlaması bile olsa, ‘cezaevine’ gönderilmesi biraz abartı. Abartıdan ziyade gayet şeriat gibi bir şey bu, linç etmek resmen. Bu ülkede yaşasalar o zaman, Michael Moore’un, Sacha Baron Cohen’in (Borat) falan kolunu kesmeleri gerekiyor öyleyse? Bu adamlar belgesiz sözleşmesiz gayet en ekstrem şekliyle yapıyorlar bu işi.

    “Sanat ahlakı” ‘nın ne olduğuna dair de bir takım kuşkularım var? Bu sanatçıya göre değişir. Sanatın bir kuralı, etiği olabilir mi? Bu hatta sanatçıdan da ziyade, izleyiciyle ve onun hastalıklı beyniyle ilgili olabilir. Sanat çiçekler, ornamentler barındırmalı, içimizi güzel hislerle barındırmalı, bize hayat sevinci mi vermelidir? Sanat güzel midir? Sanat çirkin midir? Güzel nedir, çirkin nedir?

    Bu tartışmalar uzar gider. Sonuçta bir ‘fotoğraf sanatçısı’ şu an cezaevinde.

    Bir kişiyi bile bu yüzden cezaevine atarsak, o zaman herkesi atmamız gerekir, kimse bu konularda konuşamaz, kimse böyle sanat yapamaz. 750 senedir yaptığımız gibi olduğumuz yerde saymaya devam ederiz. Bu anlamda böyle olayların ‘kabul edilebilir’ hale gelmesi inanılmaz bir tehlike.

  8. Dr. Sami Banarli

    Onur Bey ben fikir ve sanatın özgürlüğünden aleyhine bir şey söylemedim. Tamamen ve eksiksiz bu özğürlüklerin savaşcısıyım.
    Bu tutumum sadece romantik ve duygusal bir konu değil. İki sıkıyönetim yaşadım çalıştığım tabibler odası ve diger STÖ lerinde çektiklerimi ve topluma verdiği zararları iyi bilirim.
    Her özgürlük sorumlulukla beraber gelir ve hernekadar beğenmesekte sınırları da vardır. Mesela çocuk pornosu ve açık ırkçılık propagandası her ülkede yasaktır ve çok ciddi takip edilip cezalandırılır. Üye olarak çalıştığım foto derneklerinde somut olarak çok sayıda usulsüzlük ve sorumsuzluk da gördüm fakir mahallere özellikle gurupla gidildiği zaman, sormadan pencereden merceği uzatarak çekimlerde gördüm hemde etrafımızda kitap yazmış duayenler!! filan da vardı. Yeni nesilde bir sorumsuzluk var. Bu da bir günde çıkmadı. Özaldan, Demirele çok kötü örnekleri var. Ben sayın kullanmıyorum Sayın Evren dediğim zaman arkadaşlarım onun alay veya küfür olduğunu bilirler. Ben Kınacının fotoğraflarında bir saygı göremedim. Fotoğraf sanatının tarihsel tanınmış yerleşmiş, kabul edilmiş ustaları çoğunlukla derin bir hümanizm ve sorumluluk içinde çalışırlar, konu insan olunca saygı ve hassasiyet çok daha artar. Ben bu empatiyi onda göremedim.
    Görevinin yarattığı fırsatları iyi değerlendirmiş bir kişi, çok hayranı var Türkiye de ama bence derinliği olmayan fotoğraflar ve uluslararası bir tek ödülü var evrensel olarak tanınmış fotografçı deniliyor. Fotokiritikte ciddi bir kritikte göremedim. Bizde Osmanlı yağcılığı hala maalesef çok yaygın. Kendisini tanımam özel bir düşmanlığım da yok sadece fotoğraflardan değerlendiriyorum etik ve ahlaki olarak beni çok rahatsız etti insanlara dair bir sıcaklık da göremedim.

  9. onur gunduz

    Mesleğini icra ederken çekilen resimler hastaların en mahrem dünyalarını ortaya koyuyor, hemde onları küçülten bir poz ile sunuluyor. Ben bunlarda bir saygı göremedim

    Bu sizin o fotoğraflardan anladığınız şey, sizin o fotoğraflara bakış açınız.

    Ben bu fotoğraflara bakarken -belki bu insanları tanımadığım için- küçük düşürülmüş bir kimse göremiyorum? Erdal Kınacı’da eminim bu fotoğrafları bu insanları küçük düşürmek maksadıyla çekmemiş ve yayınlamamıştır.

    Mesela Gamze Özçelik’in mahrem zamanda, mahrem yerlerinin fotoğraflarını çeken ve ‘porno sitelerde’ yayınlayan kimse bu hareketi ile bir insanı küçük düşürmüş olur. Erdal Kınacı için de, -eğer ki- bu fotoğrafları bir porno sitesinin “Zihinsel engelliler” bölümüne eklemiş olsaydı, aynı şeyi söyleyebilirdik.

    Göğüslerinin fotoğrafları çekilen ünlüler herkesi hapise attırabilir o zaman?

    Bu proje, ‘en mahrem’i, ‘en gösterilmek istenmeyeni’ fotoğraflamakla ilgiliymiş. Yapmış adam. O kadar yapmış ki, şimdi içerde ve bu başarısının cezasını çekiyor. Tuhaf.

  10. onur gunduz

    Fotoğraf sanatının tarihsel tanınmış yerleşmiş, kabul edilmiş ustaları çoğunlukla derin bir hümanizm ve sorumluluk içinde çalışırlar, konu insan olunca saygı ve hassasiyet çok daha artar. Ben bu empatiyi onda göremedim.

    Dilerseniz, sizin göremediğiniz empati sayesinde ‘fotoğraf sanatının ustaları’ arasına girmiş bir çok fotoğraf sanatçısı yazabilirim. Fotoğraf sanatçının ustalarının etik anlayışı nedir bilmiyorum. Belli bir ekolü takip etmiş fotoğraf sanatçılarının etik bir bakış açısı gayet olabilir. Ama belli bir ekolü takip etmemiş fotoğraf sanatçıları için aynı şeyi söyleyebilir miyiz? Mesela Nan Goldin, ya da Terry Richardson için?

    Bu sizin bakış açınız. Banaysa bu fotoğraflarda inanılmaz sorumlu ve hassas davranmış gibi geldi. Bu insanlarınki de ‘hayat’ ve bu insanların hayatları işte ortaya böyle fotoğraflar çıkartıyor. Size bir insanı küçük düşürebilecek kadar çirkin gelmiş olabilir, bana ‘doğal’ geldi. Mesela Afrika’da çıplak yaşayan kabilelerin fotoğraflarına baktığınızda ‘mahremiyet’ mi diyorsunuz? Hayır, size ‘doğal’ geliyor. Bu da orada yaşayan insanların hayatı. Ellerine çiçek verip, ‘gözyaşlarını’ da fotoğraflayabilirdi belki? Ama o da başka bir fotoğrafçının sanatıdır belki?

    Görevinin yarattığı fırsatları iyi değerlendirmiş bir kişi, çok hayranı var Türkiye de ama bence derinliği olmayan fotoğraflar ve uluslararası bir tek ödülü var evrensel olarak tanınmış fotografçı deniliyor.

    Aslında ödülü “National Geographic” den almışsanız iyidir.

  11. Etkin Çiftçi

    @onur gunduz
    Bazı faaliyetler “yayın yoluyla” yapıldığında çoğunlukla daha ağır cezai yükümlülükler oluşur. Burada mecra bir porno forumu olabileceği gibi, bir sergi davetiyesi de olabilir. Hukukçu değilim ama “yayın yoluyla” suç işlemenin niçin ağır yükümlülükleri olduğunu anlayabiliyorum.

    Burak’ın “yeni nesil tutuklamalara bir yenisi daha eklendi” şeklindeki tespitine katılmıyorum. Sanatçı, yasaların üstünde seçkin bir kurum değildir, o da tutuklanır. Kaldı ki sanatçı tutuklamak da yeni birşey değil. Zaten Erdal Kınacı da sanatı yüzünden değil “kişilik haklarını ihlal ettiği”, “manipulasyon” yaptığı iddiasıyla göz altına alınmış, muhtemelen deliller kuvvetli olduğu için de tutuklanmıştır. Umarım, bu yasal süreç içinde Murat Germen’in de söylediği gibi Kınacı, sahip olduğunu söyledeği tüm “geçerli” belgeleri ilgili makamlara sunar ve aklanır.

    Dr. Sami Banarli’nın endişelerine tüm kalbimle katılıyorum. Özellikle genç fotoğrafçılar ve fotoğraf öğrencilerinde “sansasyonel” ve “ağır” belgesel fotoğrafçılığına yönellik bir ilgi var. Bu yönelimi ben de tehlikeli buluyorum. Çünkü, bu tarz manşet fotoğraflara kimi zaman “staging” ve manipülasyon ile ulaşılırken, kimi zamansa kişilik haklarının ihlali söz konusu olabiliyor. Bu konuda sorumlu davranılmadığı zaman da çeşitli cezai yükümlülüklerin oluşması kaçınılmazdır. Bunda şaşılacak ne var?

  12. onur gunduz

    @etkin ciftci:

    Fikirlerinize katılmıyorum. Bu konuda aklıma gelen çoğu şeyi de zaten daha önce yazdım. Konuyu uzatmaya gerek duymuyorum.

    “Yeni nesil tutuklamalara bir yenisi eklendi” tespiti bana aitti. Burağın fikrini bilemiyorum konu hakkında :)

    Şaşılacak şey, bu kişinin şu an cezaevinde olması olabilir mi? Bu durum size normal geliyorsa, inanın ‘bilemiyorum’, ben ağzım bir karış açık izliyorum olanları.

  13. özge gözke

    Konu uzamaya pek meyilli değil ama fotoğrafla ilgilenen genç biri olarak yazmak istedim.

    Öncelikle tutuklama olayı şundan garip, halihazırda doktorluk yapan birinin kaçma olasılığı ne olabilir ki? B. Arıkan’ın yolladığı linkler durumu özetliyor. Diğer yandan olay eğer fotoğrafların editoryal kısımda karışması, yanlış kullanılmasıysa Tempo dergisinin bu konuda bir açıklama yapması ya da olaya dahil olması gerekiyor.

    Fotoğraf tarafına gelince…

    Daha önce Erdal Kınacı’yla röportaj da yaptım. Bir çok fotoğrafını gördüm. NG’de yayınlanan fotoğrafı ilk bakışta etkileyici gelse de daha sonra şunu farkettim ki, fotoğrafın karşı tarafı etkileme gücüne kapılıp, bazı klişelere düşülebiliyor. Elinde parça ekmekle çocuk fotoğrafı artık fazla klişe ama geniş açıyla insanların suratlarını farklı göstermek, özürlü/engelli insanların fotoğraflarını çekmek kabul edelim ki çok etkileyici.

    Ama konuyla ilgili bir önceki habere gelen yorumdaki gibi Diane Arbus’a bir benzetme yapılacaksa, onun fotoğrafladığı kişilere yaklaşımına da dikkat etmek gerek. Nan Goldin ya da Terry Richardson için de aynı şeyi söyleyebiliriz. Ben onların fotoğraflarında her zaman modelle kurulan yakın ilişkiyi, fotoğrafı çekilen kişinin fotoğraflandığının farkında olduğunu hissettim. Ayrıca bu fotoğrafların hiç biri izleyiciyi birebir etkileme/şok etme amacı taşımıyor. Özellikle Arbus, onları bizim hayatımızın içine, bizden biri gibi sokuyor.

    Okuldaki fotoğraf derslerinde şunu öğrenmiştik. Özürlü ya da değil çektiğimiz fotoğraf o insanın doğal hali olarak görülmüyorsa -evet bu etik bir tartışma da olabilir- kesinlikle yayınlamayın. Özürlülerin fotoğraflarını da izin alınsın ya da alınmasın, onlara acıma/şok etme amacıyla yayınlamak benim açımdan buna benziyor. Eminim Erdal Kınacı’nın böyle bir amacı yok. Ben bunu fotoğrafa sonradan girmesine ve bu konuda basit klişelere kolay düşebilmesine bağlıyorum. Bence kesinlikle fotoğraf dilini bu konuda geliştirmeli. Çok sağlam fotoğrafları ve belgesel çalışmaları ne yazık ki arada kaynıyor.

  14. Etkin Çiftçi

    Bir insanın cezaevinde olması elbette ki üzücü. Ama bunu anormal yapan şey o insanın suçsuz olmasıdır. Bu yüzden şaşırmak için erken olduğunu düşünüyorum.

    Onur Gündüz, “yeni nesil” tutuklamaları televizyondan izliyoruz. Sabahın erken saatlerindeki gözaltı operasyonları, gerçek üstü suçlamalar, siyasi yönlendirmeler ve olmayan iddianameler… Yani Kınacı’nın tutuklanması gayet eski usül.

    Özge Gözke’nin yorumuna katılıyorum.

  15. Koray Löker

    Yazıyı okuyup, yorumları okumadan bir “acil rahatsızlığımı” dile getirmek istiyorum. Gazetelerde, çarpıtılarak yayınlandığı bir çok farklı kaynakta görünen bir konuda yorum yaparken, Kınacı’ya tavsiyelerde bulunmak adına mesleki etiğinin gerektirdiği ve sanatçı olarak tavrına güveniyorsak zaten yaptığını düşündüğümüz bir dizi bürokratik adımı kamuoyu önünde ispata zorlamak biraz ayıp olmuyor mu? Hani konu “eğer iddialar doğru ve fotomontaj vb. bir uygulama söz konusu ise, buyrun fotoğrafta bu konunun ve sosyal belgeselin fotoğraftaki yerinin neler olduklarını tartışalım” denir, yazı bunu yapılan alıntıyla güzel başarıyor… Öte yandan, iddiaların doğruluğu makamı biz miyiz (kamuoyu olarak) bize bir takım ispatlarda bulunulması falan bekleniyor?

    İnternet gazete çıkarmayı kolaylaştırınca, herkes kendisini gazeteci sandı diye bir yorum duymuştum. İletişim ve “kamuoyu gücü” oluşturmak bu kadar kolay görünür olunca, iş kendimizi gazeteci sanmakla sınırlı da kalmadı, çok güzel jüri üyeleri, hakim ve savcılar da olabilmeye başladık diye düşünüyorum.

    Benim konuyla ilgili bilgim, bir dergide Engelsiz Yaşam serisinde yer alan fotoğraflardan bir tanesi, bir teknik arıza sonucu başka bir serinin, Gir Geç Pansiyonlar (ismi yanlış hatırlıyor olabilirim, kısaca kerhane fotoğrafları) serisinin parçası olarak görünmüş. Fotoğraftaki model ya da yakınları da, bu konuya itiraz edip, her ne hikmetse Kınacı’nın kaçması ihtimaline karşı tutuklanması talebini mahkemeye sunmuşlar, mahkeme de bu nedenini anlamakta zorlandığım iddiayı gerçeğe yakın bularak kabul etmiş ve tutuklama kararı çıkarmış. Olayı duyduğum gün Mersin Cezaevini arayarak bu isimde bir tutuklu olup olmadığını öğrenmeye çalıştığımda, olmadığı haberini aldım. Büyük olasılıkla tutukluluk kararına itiraz edilmiş ve Kınacı serbest kalmıştır diye yorumluyorum.

    Ve olay meşhur kamusal alana yayıldı diye, kaç yıllık bir uzman doktor ve fotoğrafçıya “eğer fotoğrafa konu olan kişi engelliyse, yakınları da modellik belgesi imzalanırken orada bulunmalıdır” gibi teknik detayları hatırlatmak ve hatta “bize, kamuoyuna sunulan bilgiler içinde bu da yer almalıdır” demek biraz sınırları zorlamak gibi geliyor. Hani had, hudud babında… Eğer adam bütün bunları bilmiyor ya da bilerek ihlal ediyorsa zaten hukuki sürecin sonunda bununla ilgili yükümlülükleri kendisine zorlanacak, biz kim oluyoruz da kendisini ayrıca burada yargılama girişimine dalıyoruz diye düşünüp hayıflanıyorum.

    Bence konuyu “fotoğrafta insan kullanırken…” diye başlayan sınırsız evreni, görsel çalışmalar, etik, belgeselcilik vb. bakış açılarıyla enine boyuna tartışalım, kişiselleştirmeyelim, kişilere fazla girmeyelim.

  16. Koray Löker

    hamiş: Yorumumdaki “aman dikkat” tonu ve vurgusu ağırlıkla “Kınacı bunları yapmıyorsa ister istemez zan altında kalıyor, daha olay tam detayıyla ortaya çıkmadan hemen taraf olmamakta fayda var… “ cümlesinden kaynaklanıyor. Zaten bir taraf tutma iddiasında değiliz, kişilik haklarının ihlali suçlamasıyla bir fotoğrafçının tutuklanmasının “maksadını aşan” bir eylem olduğu inancında olan insanlar tepki gösteriyor çoğunlukla… Benim tepkim buna, eğer bir yanlışı varsa, gereği yerine gelecektir. Ancak iddia edilen eylem gerçek olsa bile, yaşadığı şehrin görüntülerini, valiliğin, belediyenin web sitesinde tüm dünyaya sunan, uluslararası ve ulusal 40′tan fazla ödülü olan bir fotoğrafçı, hele ki hala aynı şehirde kamu adına bir sağlık görevlisi ve yöneticisi olarak yaşıyorsa, en fazla görevinden soruşturma bitene kadar el çektirilmesi ve mahkemelere katılması için _en fazla_ yurtdışı yasağı vb. gibi bir uygulamaya gidilmesi sizce de daha makul bir sınır gibi görünmüyor mu?

    Adamın geçmişini masaya koyma nedenim, önemli işler yapanlar tutuklanmasın değil, tutuklama bir kaç nedenle yapılan bir eylem, delil karartma, kaçma, bir başkasına zarar verme potansiyelinin devam etmesi vb. nedenlerle hüküm kesinleşene kadar tutuklu yargılama yapılır. Bu dava, bu türden bir dava mıdır sizce? Benim kanaatim bunun tersi ve bunun tarafıyım, Erdal Kınacı vs. X tartışmasında Kınacı taraftarı değil.

    Oysa cümleye gelelim;
    “Kınacı bunları yapmıyorsa ister istemez zan altında kalıyor, daha olay tam detayıyla ortaya çıkmadan hemen taraf olmamakta fayda var…”

    Kınacı zaten bir eylemin zanlısı olduğu için yargılanıyor, bu zan, ancak mahkemenin sonucuyla birlikte ortadan kalkar, kendisine öğreteceğimiz bir dizi aklı yerine getirip, her nedense ortalık yerde model release’lerini, onları nasıl da kuralına göre aldığını, orjinal fotoğraflarını falan sergilemesi ile değil. Adaletin de, insanların da saygınlığını ait oldukları yerlerde bırakmak gerekir!

  17. Koray Löker

    Argh… comment editleyemiyorum, çünkü giremiyorum, parolamı unutmuşum ve parola hatırlatgacı invalid key gönderdiğini söylüyor… bu nedenle bu comment-flood için özür dilerim… Yorumlarla birlikte şöyle genel olarak bir daha okuduğumda benim de tepkiyi çok abarttığımı anladım. Edit etmek istedim, ama olmadı… Aslında bu bazen iyi bir şey sanırım ;)

    Her neyse, o kadar çok mecrada, aceleci ve kalabalıkçı yaklaşımla karşılaştım ki, çok hassaslaşmışım belki de… Yine de sanırım hassasiyet noktamı burayı okuyanlar anlayabilecektir. Hani bir anda Germen’in “bunları yapmadığında biraz zan altında kalıyor…” ifadesi çok geldi, ama söylemek istediğinin pek de anladığım olmadığını düşündüm.

    Öte yandan yorumlarda da başka bir konu dikkatimi çekti, Kınacı’nın modelleri, bildiğim kadarıyla hastaları değil. Elbette ki doktorluk yapması sayesinde nice insan tanıyor ya da bu kimliği ile, insanlarla iletişim kurması kolaylaşıyordur vb. Ancak “mesleğini kullanarak…” değil, “mesleğinde edindiği deneyimden yararlanarak” diye baktığım bir beceridir bu onun fotoğraflarında. Hani ikisi arasında birazcık serzeniş farkı da var. Bir başka meslektaşının dile getirdiği gibi… Doktor olarak hastalarını kullanmak gerçekten hoş olmayan yerlere gidebilir, bir doktor olarak mesleğindeki birikimi kullanarak iletişim kurmaksa bence ayıplanacak bir yanı olmayan bir yaklaşım olur diye düşünüyorum.

    Flood için tekrar özür.. :)

  18. meursault

    “…Şaşılacak şey, bu kişinin şu an cezaevinde olması olabilir mi? Bu durum size normal geliyorsa, inanın ‘bilemiyorum’, ben ağzım bir karış açık izliyorum olanları…”

    Onur bey. Kanimca herhangi bir adalet sisteminde verilen cezalar genel olarak $a$ilacak cinsten oluyor. Toplumun sosyal farkliliklari bir odaya tikarak islah etme (ya da intikam alma) durtusunden ne gibi tatmin edici bir sonuc cikabilir ki? Onemli olan bagimsiz Yargi’ya gore yapilan suc olup olmadigi. Ceza’nin agirligi ise yine bagimsiz bir konu.

    Kesin olan bir sey var: Yapilan bir suc.

    Bu konuda kisisel yakinlik duydugum, ve cezanin agirligina sasirdigim bir ornek vermek istiyorum: Amerika’da zaten yakilacak bir Burning Man festivali ikonunu bir hafta once guvenlik onlemleri vererek atese veren Paul Addis isimli sahsin 2 ile 4 yil arasinda hapise carptirilmasi, olabilir.

    Fakat ben sasirmaniza sasiriyorum. Cunku her ulkede suc sayilabilecek birsuru unsur var bu olayda. Gamze Ozcelik’in resimlerinin porno sitelerine izinsiz verilmesi ne kadar sucsa, engelli insanlarin resimlerinin izinsiz bir “kulturel olarak asagilayici bulunacak” unsurda kullanilmasi da o kadar suc. Yani bunun dunya’nin cogu ulkesinde suc olacagini kabul ettikten sonra olay yargi’ya bakiyor ve Turkiye’de son donemde yarginin kisisel haklar konusunda yaptigi bir degisiklik yoksa bu neden “Yeni nesil tutuklamalara bir yenisi eklendi” oluyor bunu anlamis degilim. Ne zamandir yargi’da yeni bir nesile girdik?

    Sizin bu kullanima bakarken Terry Richardson bakis acisindan “küçük düşürülmüş bir kimse” gorememeniz tamamen kisisel bir deneyim olup esas bakilmasi gereken bu fotograflarda kullanilan insanlarin ve bu insanlarin ortamlarinin bunu nasil gordugu. Ve bu acidan bakilinca gayet sorunlu bir olay oldugu anlasiliyor.

    Onun disinda “Dr. Sami Banarli” nin dediklerine tamamen katiliyor ve yurtdisindan bir doktor ve fotografci ornegi veriyorum ama bu ornegin bu tartismada pek bir anlam ifade ettigini savunmuyorum:
    doktor: http://www.jayparkinsonmd.com/
    fotograflari: http://www.flickr.com/photos/darkshapesprowl/

  19. Koray Löker

    Yahu sevgili meursault, çok temel bir ilkeyi çiğnediğinizi hatırlatabilir miyim? Herkes suçlu olduğu ispatlanana kadar masumdur! Bu olayın bir tartışma konusuna dönmesinin en temelinde bu yatıyor, fotoğrafçı bir iddia nedeniyle gözaltına alınıp, ardından da tutuklu olarak yargılanmasına karar verildiği halde, sanki iddia doğrulanmış ve kendisi hüküm giymiş gibi davranılması bir ihlaldir.

    Erdal Kınacı’nın “bu kesinlikle bir suç” dediğiniz eylemi gerçekleştirmiş olup olmadığı henüz yargı takdirinde, ki yorumunuzun başlarında yer alan ifadelerden yola çıkarsak, buradan alacağımız sonuç da pek o kadar “doğruyu yansıtma” gücüne sahip değil, ama ayrı bir tartışma konusu…

    Yine de hiç değilse, şimdilik, adama suçlu muamelesi yapmasak?

  20. meursault

    haklisiniz, dilimi toparlamam lazim:

    Kesin olan bir sey var: Yapildigi idda edilen bir suc.

    Erdal Kinaci’ya suclu demiyorum, (soylemek gereksiz ve populist ama: suclu bulunsa bile bu tartismayi yapan bizler arasinda, herseyden once sanatci olarak kalacak…) fakat bana oyle geliyordu ki erdal kinaci’nin suclu olup olmadigi daha kararlastirmadan biz sistemi suclu bulduk. sanirim esas tartistigimiz konu avukatlarin istedigi ve uygulanan “Tutuklu Yargılanma” … mi?

    Bu gibi goruslere ve “Bundan böyle, Türkiye Cumhuriyetinde böyle fotoğraflar çekerseniz, tutuklanıyor ve cezaevine gönderiliyorsunuz.” yorumuna katilmiyorum bunu belirtmek istedim. Tek dilegim bir model sözleşmesi imzalatmis olmasi.

  21. Koray Löker

    @meursault, Kınacı bildiğim kadarıyla tüm modellerden gerekli her tür izni alarak çalışmakta. Onu benden daha yakından tanıyan tüm dostları olayın tümüyle bir yanlış anlaşma olduğuna inandıklarını belirtiyorlar. Ben de öyle çıkmasını temenni ediyorum.

    Ve tartışmanın bana göre gitmesi daha doğru olan yön, bir sanatçı, fotoğrafında kişilik haklarını ihlal ettiği için tutuklu yargılanabilir mi? Buna, “Şartlar ne olursa olsun” parantezinde bir yanıt bulamayız, ancak ben toplumdaki artan kutuplaşmanın körüklediği bir anlayışla “engelli, kerhane” anahtar sözcüklerinin olayı haddinden büyüttüğünü (hem medya hem hukuki anlamlarda) düşünerek, bu kez de, bu nedenle Kınacı’nın haklarının ihlal edilmesi karşısında rahatsızım. Bu açıdan bakınca, “Türkiye’de böyle fotoğraf çekersen, başına bu gelir..” endişesini tamamen haksız bulamıyorum. Abartılı, evet ona katılabilirim…

  22. meursault

    katiliyorum. evet bu konuda ogrenilecekler bence de daha fazla. “Türkiye’de… başına bu gelir.” riskinden umarim Eminim Erdal kinaci da haberdar idi.

    sucsuz olmasini, bulunmasini diliyorum ama su anki -sistem-in yol actigi ve tum gerekli izinleri aldigini varsayarsak:
    “İlk duyduğumuzda inanmak istemedik… kurumun yıpratılmaması adına Kınacı’yı açığa aldık.” gibi oyunlara goz gore gore yem edilmesi haksiz ve haklarin ihlalinden bahsetmenizden anladigim gibi bu “sucsuz bir insanin aciga alinmasi” belki de -diger sistemler-e gore yasak da.

  23. onur gunduz

    @meursault:

    Kesin olan bir sey var: Yapilan bir suc.

    Sanıyorum henüz kesin olan bir şey yok. Kesin olan bir şey olmadığı için burada konuyu tartışma ihtiyacı çekiyoruz. Yapılanın suç olup olmadığına -bağımsız- Yargı karar verebilir.

    Bir insanı, insan grubunu, topluluğu, milleti küçük düşürmek adına fotoğraf çekiyorsa, fotoğraf sanatını bu sebeple kullanıyorsa yaptığı şeyin fotoğraf sanatının etiklerine aykırı olup olmadığını, ‘yanlış’ olup olmadığını tartışabiliriz.

    Erdal Kınacı’nın bu fotoğrafları sergileme amacı bu da değil esasen.

    Bu konuda kisisel yakinlik duydugum, ve cezanin agirligina sasirdigim bir ornek vermek istiyorum: Amerika’da zaten yakilacak bir Burning Man festivali ikonunu bir hafta once guvenlik onlemleri vererek atese veren Paul Addis isimli sahsin 2 ile 4 yil arasinda hapise carptirilmasi, olabilir.

    Bu yazdığınız şeyi çok enteresan buldum, ve biraz araştırdım. Amerika’da ‘zaten yakılacak bir Burning Man festivali ikonu’ dediğiniz şey 8 metrelik bir heykel. Bu tahta heykel Cumartesi gecesi festivalle beraber yakılıyor, ve böyle bir ritüel ve counter-culture var. Bu yakma işlerini de düzenleyen bir kurum var. Üzerinden paralar dönüyor falan filan. Öncelikle bu şahıs güvenlik önlemi alarak heykeli yakmamış, gayet kundaklamış. Güvenlik için tehlike yaratmış yani. İkincisi aynı eylemi bundan bir kaç sene önce de yapmış, bu kültüre karşı bir ‘aksiyon’ söz konusu.

    Buna rağmen bu adamın tutuklanması büyük yankı yaratmış, ve bazı kişileri de ‘şaşırtmış’. Hatta http://www.freepauladdis.com gibi örgütlenmeler olmuş.

    Fakat ben sasirmaniza sasiriyorum. Cunku her ulkede suc sayilabilecek birsuru unsur var bu olayda. Gamze Ozcelik’in resimlerinin porno sitelerine izinsiz verilmesi ne kadar sucsa, engelli insanlarin resimlerinin izinsiz bir “kulturel olarak asagilayici bulunacak” unsurda kullanilmasi da o kadar suc.

    Bunun suç olup olmadığını bilmiyoruz, yanlış olup olmadığını tartışıyoruz. Erdal Kınacı’nın bu fotoğrafları sergilemesindeki amacın bu insanları küçük düşürmek olup olmadığını da bilmiyoruz. Eğer Erdal Kınacı bu fotoğrafları o amaçla sergilemişse durum değişir.

    Yani bunun dunya’nin cogu ulkesinde suc olacagini kabul ettikten sonra olay yargi’ya bakiyor ve Turkiye’de son donemde yarginin kisisel haklar konusunda yaptigi bir degisiklik yoksa bu neden “Yeni nesil tutuklamalara bir yenisi eklendi” oluyor bunu anlamis degilim. Ne zamandir yargi’da yeni bir nesile girdik?

    Burada yazı yazan insanların bağımsız bir üslubu olabilir, ama bir o kadar benim de böyle bir üslubum olmayabilir. Son dönemlerde Türkiye’nin yaşadığı yargılamaları ve tutuklamaları Erdal Kınacı’nın yaşadığı olay gibi ‘sürpriz’ bulduğum için böyle bir ifade kullandım. Düğümküme sitesinin bir ideolojiyi savunan yapısı olduğunu, böyle bir haber organı olduğunu sanmıyorum. Görebildiğim kadarıyla bir fikri olan insanların bunu -kendi üslublarıyla- paylaştığı ‘bağımsız’ bir platform :)

    Sizin bu kullanima bakarken Terry Richardson bakis acisindan “küçük düşürülmüş bir kimse” gorememeniz tamamen kisisel bir deneyim olup esas bakilmasi gereken bu fotograflarda kullanilan insanlarin ve bu insanlarin ortamlarinin bunu nasil gordugu. Ve bu acidan bakilinca gayet sorunlu bir olay oldugu anlasiliyor.

    Fotoğraf bir kağıt parçasından ya da JPG dosyasindan ziyade nedir? Fotoğraf sembol müdür? Fotoğraf ve resmin farkı nedir? Neden bir insan çektiği fotoğrafları sergileme ihtiyacı duyar? Çok derin bir konu, bunu Orhan Cem Çetin’in falan gelip açıklaması gerekiyor sanırım :p

    Sanatın politika, teknoloji, kanun vb. konular açısından baktığınız zaman muazzam bir gücü var. Bir insanı evinden çıkmayacak kadar psikolojik baskı altında tutabilirken, diğer bir insanı da cezaevine gönderebiliyor. Buradaki suç unsuru bir fotoğraf.

    Soru: Sanatçı yargı tarafından, cezaevinde ıslah edilmeye varacak kadar, tehlikeli mi bulunuyor?
    Yanıt: Evet

  24. onur gunduz

    http://www.erdalkinacidestek.com/

  25. kont33

    yok böyle

  26. onur gunduz

    Erdal Kınacı’ya 66 yıl.
    http://www.hurriyet.com.tr/gundem/9520181.asp?gid=229&sz=6029

  27. murat germen

    bu olay bile ilgili olarak, türkiye’nin en önemli belgesel fotografçılarından birisi olan, düşüncelerine, icraatine çok saygı duyduğum özcan yurdalan’dan bir mesaj aldım bugün 80 küsur kişiye hitap eden. metni sonuna kadar okuyun lütfen; özellikle, işin ardında ne olduğunu bilmeden anında erdal kınacı’ya destek çıkan, destek çıkmayanlara bok atan “ucuz liberal”ler okusun. ben bu tür liberalizme “nasyonal liberalizm” diyorum bu arada, hem liberalizmin bizdeki süfli ve feodal uygulamasına hem de faşizan yaklaşımına atfen…

    ——————————————————–
    Arkadaslar selam,
    Erdal Kinacı olayinin fotograf camiasi, ama ozellikle belgesel alanin ilgilileri tarafindan dikkatle izlenmesi ve kayda deger sonuclar cikarilmasi gereken kisiselligi asmis kamusal bir mesele oldugunu dusunuyorum. Fotograf sadece fotograf olmadigi gibi belgesel fotograf en basta politik bir durus, etik bir temel, toplumsal bir soz olmadan yapilirsa altindan kalkilamayacak problemler yaratir diye hep soyluyorduk, bu is moda olmamali, gelip gecici bir merak sayilmamali, belgeselcinin tavrı, tutumu, zihni diger fotograf tarzlarinda calisan arkadaslarimizdan farkli islemeli, sorumluluk, samimiyet, durustluk gibi konular gundeminde olmali… diye konusuyorduk, sempozyumda, panelerde, konferanslarda, atolyelerde, kisisel gevezeliklerde vs. herkes hatirlar. Yazip cizdik de.
    Mesele mahkeme surecinde oldugu icin ve suclanan arkadas kamusal alanda kendini savunamayacak durumda oldugu icin bu asamada yorumlar yapmak dogru degil ancak izlemek ve akabinde konusmak boynumuzun borcu diye dusunuyorum. Ben basindan beri oyle yapmaya calisiyorum. Ayrica Evrensel’den Devrim arkadasimiz bir gazeteci olarak olayin farkli taraflardan bilgisini toparliyor ve yayinliyor, Altan Bal yakindan izliyor. Asagidaki mail de Sule’nin icten bir feverani olarak bir kosede dursun.
    sevgiler,
    ozcan

    — On Wed, 8/6/08, altan bal wrote:

    From: altan bal
    Subject: önemli
    To: “gamze toksoy” , “Ozcan Yurdalan” , “Ali Saltan” , “Canay Ozden”
    Date: Wednesday, August 6, 2008, 11:11 AM
    Arkadaşlar merhaba

    Erdal Kıncaının çalışmalarında erdal beye yardımcı
    olan Şule diye bir
    arkadaş vardı. Engelliler çalışmasında yardımcı
    olmuştu.

    Ondan gelen bir mail aşağıda

    Merhaba,
    Bir süre önce Erdal Kınacı’nın tutuklanması
    üzerine sizlerden
    http://www.erdalkinacidestek.com adresine destek vermenizi
    istemiştim.
    25 Temmuz 2008 tarihinde Anamur’da yapılan konu ile
    ilgili duruşmaya gittim.
    Erdal Kınacı’yı destekleyen biri olarak tanıklık
    da yapacaktım. Ancak
    duruşmanın 6 saat sürmesi ve duruşmanın kalan
    kısmının 22 Ağustos 2008′e
    ertelenmesi üzerine şahitlik durumum da bu tarihe kaldı.
    25 Temmuz günü duruşmaya sadece şikayetçileri, Erdal
    Kınacı’yı, avukatları
    ve görevlileri aldıklarından, duruşmayı izleyemedim.
    Ancak, duruşma sonrası
    duruşma tutanağını okuyarak öğrendiğim gerçekler,
    duruşma sırasında orada
    karşılaştığım ve bazıları ile konuştuğum
    şikayetçilerden edindiğim izlenim
    sonrası Erdal Kınacı ile ilgili desteğimi geri çekmek
    ve bu konuda sizleri
    haberdar etmek gereği duyuyorum.
    Erdal Kınacı ile olan yaklaşık 3 senelik
    arkadaşlığım, onun fotoğraflarına
    ve fotoğrafçılığına olan hayranlığım, Engelsiz
    Yaşam projesindeki ortaklığım
    süresince kendisinin fotoğrafları konusundaki tüm
    bilgilerimin yanlış
    olduğunu öğrenmiş bulunuyorum. Davada şikayetçi olan
    11 kişi ile ilgili
    olarak farkına vardığım gerçekler kısaca; *Engelsiz
    Yaşam Projesinde yer
    alan ve sergilenen fotoğraflarda gönüllü olarak
    modellik yaptığını sandığım
    bu insanların hiçbirinin bu durumdan haberi yokmuş.
    Yani, bu kişiler Erdal
    Kınacı tarafından verilen sağlık hizmetleri (muayene,
    tedavi, yeşil kart
    işlemleri, fakirlik raporu işlemleri) sırasında
    fotoğraflanmış, kendilerine
    bir fotoğraf projesinde yer aldıkları bilgisi
    verilmemiş. İşin daha vahim
    boyutu ise, daha sonra bu kişiler Gir Geç Pansiyonlar
    isimli proje ile
    hiçbir ilgileri olmadığı halde bu projede fotomontaj
    yöntemi de
    kullanılarak çekilen fotoğrafları ile yer almışlar.*

    Hukuken durum nedir, ne olur bunu bilemem. Erdal
    Kınacı’nın suç işleyip
    işlemediği konusunda ben yargıda bulunamam. Zaten dava
    konusu sadece Tempo
    dergisinde yayınlanan fotoğraflar. *Ancak ben, 3 sene
    boyunca kendisini
    fotoğrafa, insana ve yaşama dair inandığım doğrular
    çerçevesinde
    destekledim. Şimdi görüyorum ki, insanların çok
    çirkin biçimde kullanıldığı
    bir durum sözkonusu ve bugüne kadar bunlar konusunda
    bilgilendirilmemekle,
    söylemesi çok zor ama, ben de kandırılmış
    durumdayım. Ne durumda olduğumu
    ifade etmem imkansız. *
    Mahkeme sonuçlanana kadar, yakın arkadaşlarım
    dışında kimse ile bunları
    paylaşmak istemiyordum. Ancak şöyle bir durum sözkonusu
    oldu: Aşağıda da
    göreceğiniz gibi, destek sitesinde benim ismimin ve
    sadece benim yüzümden o
    siteye destek verenlerin isimlerinin yer almasını
    istemedim. Ayrıca destek
    sitesindeki yazı bana ait, Engelsiz Yaşam
    Derneği’nin isminin de yer aldığı
    bu yazının sitede kalmasını istemedim. Fakat, ilk
    aşamada aşağıda yer alan
    isimleri silmelerine rağmen, maalesef şimdi sadece benim
    ismimi
    sileceklerini, isminin silinmesini isteyenlerin kendilerine
    mail atmalarını
    istediler. Ayrıca yazımı da maalesef silmiyorlar. Eğer
    isminizin destek
    sitesinden silinmesini istiyorsanız memduhsarac@gmail.com
    adresine mail
    atabilirsiniz.
    3 senelik yanılgının sarsıntısının yanısıra,
    benden dolayı Erdal Kınacı’ya
    inanan insanlara karşı duyduğum sorumluluk ve mahcubiyet
    inanın
    taşımayacağım kadar ağır. Bu yüzden sizleri
    bilgilendirmek istedim. Yukarıda
    yazdıklarım konu ile ilgili benim farkettiğim
    gerçekler, doğrular ve
    cümleler. Mahkeme sonucu ne olur bilemem. Bu konuda
    alacağınız tavır bundan
    sonra size kalmıştır.

    Selam ve sevgilerimle.
    ŞULE TÜZÜL

  28. turgan

    @murat:

    ucuz-liberal / nasyonal-liberal / pseudo-liberal ki$kirtmasi disinda gayet bilgi verici bir mesaj. ama herkesin liberalligi kendine :)

    Şule hanim Engelsiz Yaşam projesinde ortak ise ayni engelli insanlari Gir Geç Pansiyonlar projesinde nasil taniyamadi merak etmiyoruz tabi. Tek dilegimiz Erdal Kinaci’nin bir cesit model sozlesmesi imzalatmis olmasi, imzalatmamis bile olsa hapis di$inda bir cezaya carptirilmasi.

  29. sasha

    hep model sözleşmesi lafı geçiyor ama acaba kaç belgesel fotoğrafçı bu sözleşmeyi imzalıyor, özellikle m.germen’in yorumunda adı geçen fotoğrafçılar bizi bilgilendirebilir mi?

  30. Adem Mumcu

    Bir arkadaş e mektup göndermiş, buradaki tartışmaları okudum ve çok rahatsız oldum.
    Arkadaş Silifkeli bir fotorafçı bende Mersindeki yazlığa gittiğim zaman arada bir Mersin Fotoraf Derneğine ugradım. İki üç toplantısına ve gezisine katıldım.

    Gördüğüm ve duyduğum şeyler fotoraf sanatının temeline ve ahlakına tamemen aykırı şeyler. Burada daha önce yazı yazan Dr. Sami ve dernek üyesi Şule hanımın söyledikleri tamamen doğru ve konunun tam ortası sayılacak şeyler. Şule Kınacı lehinde şahitlik yapmak isterken gördüğü gerçekler ve istismar sonucunda fikir değiştirdiğini söylüyor çok düşünülmesi gereken bir yorum bu.

    Arkadaşlar bu konuda iki temel şey vardır biri günlük hayatımızı idare eden kanunlar. Diğeri de ahlaklı bir sanatçı olmak, halka saygı duymak. Kanunları beğenmiyebiliriz, peki alternatifi nedir, aşiret kanunumu. Kimin silahı büyük veya adamları veya parası veya torpilleri çok diyemi karar vereceğiz. Yada kendininizin bir fotorafının çalındığını yayınlandığını üzerinden para kazanıldığını düşünün kime başvuracaksınız bana ve çok değerli genç bir arkadaşın başına geldi bu. Ben uyardım benden habersiz ve izinsiz ve hatta ismimi bile yazmama zahmetinde bulunan web sitesine, bu site üç ay daha devam etti avukat bir arkadaşın yazısı ve tehditi sonucu birisi geri çekti diğeri ismimi koydu, genç fotorafçı arkadaş mahkemeye başvurmak zorunda kaldı. Çok satan posteri beş altı baskı yapmış ona haber vermeden sadece bir baskı parası vermişlerdi. Hem talebelik yapan hemde çalışan efendi genç bir arkdaştı.

    Kendimize yapılan haksızlığa bağırır çagırırız tabi, bize benziyen fotorafçı arkadaşlara da sahip çıkarbiliriz, ama bizim gibi şehir bebeleri, annelerinin babalarının koltukları altında büyüyen önemli!!! Sanatçılar kendilerini halkın köylünün üstünde görürler ve her şeyi yapma yetkisini kendinlerinde bulurlar, bunun ismi çift standartın çürümüş ahlakıdır.

    Hakkın sadece elit bir guruba ait olduğu ülke, ya diktatörlüktür yada feodal ilkel bir muz cumhuriyetidir.

    Anlaşılan Atatürkün Muasır Medeniyetler seviyesine erişememişiz,
    Bir de hukuk dışı davranışları bunda ne var diye savunuyoruz. Bu ise hatanın üstüne tüy dikmektir.

  31. meursault

    Sanirim bu durumdan sonra sunlari tekrar hatirlatmak lazim, unutanlar var.

    -Suclu oldugu kanitlanana kadar herkes sucsuzdur.
    -Erdal Kinaci’nin suclu oldugu kanitlanmamistir.

    Buna ragmen burda hala “benim eni$temin karisinin yigeni taniyor onu… sucluymus.” gibi hicbir suya sabuna dokunmayan ustelik du$ene bir de biz vuralim tadinda satasmalar, ustune ustluk “Şule” isimli bir sahis tarafindan gonderilmis bir “sucludur yaptigi da cirkindir asin!” emiri var.

    Yaptigini idda ettikleri olay elbette yanlistir.
    Model sozlesmesi imzalatmadi ve fotograflari ticari amac ile kullandi ise yanlistir.
    Doktor ile fotografciligini ic ice kullanip birinden aldigi onemli statuyu digeri icin kullandi ise yanlistir.

    Fakat ben burada yapilan ve yazilan bazi seyler Erdal kinacinin yaptiklarindan daha cirkin ve ozellikle de cahil buluyorum.

    Sayin Adem Mumcu:
    “Dr. Sami ve dernek üyesi Şule hanımın söyledikleri tamamen doğru ve konunun tam ortası sayılacak şeyler.”

    Şule hanim iddaname disinda suc oldugu idda edilen konu hakkinda hicbirsey soylememistir. Şule hanimin soylemek istedigi kisaca sudur:
    “sayin hakim, yakin cevrem, ailem ve arkadaslarim, ben erdal kinaci ile calisiyordum senelerdir, ama benim bu i$le alakam yok aslinda, ayip birsey yaptigimi sanmayin. ha bu arada merak edenler icin: evet sucluymus!”

    Konuyu bulandiran ve tepkisel bazi yorumlar yapildi. Bunlar “Yeni nesil tutuklamalara bir yenisi eklendi” ile basladi “peki alternatifi nedir, aşiret kanunumu” a kadar geldi.

    bence hepimiz bu olayda:
    -turkiye yargisinin uygulamalari
    -erdal kinaci
    -erdal kinacinin yakinlari ve
    -biz izleyenlerin
    hepsinin yaptigi bazi yanlis seylerin oldugunu anlayip bunlari analiz etsek daha iyi.

    Hiyerarsi olarak
    1- Erdal Kinacinin tutuklu yargilanmasi en buyuk yanlis
    2- Erdal kinaci’nin yaptiginin idda ettikleri sey yanlistir
    3- Erdal kinaci’nin yakinlarinin davanin sonucunu etkileyecek -dedikodulari- ve kisisel yorumlari.
    4-Olaya bir alakasiz politik hava veren “turkiye ne halde?” yorumlari

  32. meursault

    “Erdal Kınacı’nın suç işleyip işlemediği konusunda ben yargıda bulunamam…

    görüyorum ki, insanların çok çirkin biçimde kullanıldığı bir durum sözkonusu”

    !

  33. meursault

    surada daha once yorumlarda bahsi gecen fotografci Özcan Yurdalan ile yapilmis harika bir soylesi var:

    http://www.birgun.net/report_index.php?news_code=1197859164&year=2007&month=12&day=17

  34. onur gunduz

    Buraya hakkaten mide bulandırıcı şeyler yazılmış. Millet ne yazdığının farkında değil, cehalette sınır tanımamışlar. Bir fotoğraf sanatçısının çektiği fotoğraflar yüzünden 66 yıl cezayla yargılanmasını ve ‘şurada şu şunun asistanıymış da doğruları görmüş’ gibi bir yaklaşımla bu durumun desteklenmesini mide bulandırıcı buluyorum.

  35. Adem Mumcu

    Şule Hanım, MFD de bilinen, tanınan, sevilen, üst seviyede herkesten çok daha fazla çalışıp fotoraf sanatına katkısı olan ve saygı duyduğum kişidir. Derneğe çok emeği geçmiştir. MFD yönetimi foyaları çıkacak diye onu sansürlemeye kalmıştır. Benzeri burada da olabilir bizim çok ilerici!!! çok aydın!!! arkadaşlar böyle eleştirilere gelemezler. Esas sorun “Her şey mübah” düşüncesinde dernek yönetimi ve Ankara dan İstanbuldan gelen fotoraf sanatını yarım anlamış duayenler!! ve çok bilmiş üstatlardır!!!.
    Silifkede 25 seneden beri fotoraf la uğraşan arkadaşımda etrafta sayılan sevilen kişidir. Kınacının en büyük hatası mesleğini kullanarak ve en kötüsü kendini savunamayan engellileri kullanmasıdır. Bunun hiç bir ahlakla hiç bir ilkeye uygun olmadığı gibi, ne doktorluk nede fotoraf etiğine uygundur.
    Bu olaylar mahkeme ortaya çıkmadan çok önce Silifkede tartışma konusu olmuştur. Hatta duruma trajik komik bir olayda eklenmiştir, filim konusu bile olabilir. Silifkeli arkadaşların iddiasına göre genelev mafyası ve önemli oranda para da karışmıştır. Bu kepazelik zaten biliniyordu ve halk arasında rahatsızlık yaratıyordu. Ne ilginç değilmi, masum! İdealist! Bir doktor bir fotoraf sever mafya ve “Cahil” halk tarafından tehdit ediliyor kullanılıyor. Gerçekleri tepe taklak çevirmede üstümüze yoktur.
    Halkı yukardan görme ve halka hesaş vermeden her istediklerini yapacağına inanan ve bunu temel hak olarak gören aydınların!!, en kısa zamanda aklını başına toplayıp dünya üzerinde fotoraf sanatının temel ahlaki ve hukuki ilkelerini öğrenmeleri gerekir ki fotorafçılar
    Halkın başına bela ve kanun tanımaz şöhret için her türlü fırsat çılığa başvururlar görüntüsü ortaya çıkmasın. Zaten dünyanın hiç bir yerinde görülmeyen paparazi laubali TV videoculuğu var ve yaygın, bir de bunu fotoraf sanatına bulaştırmayalım. Türkiye genel bir kültür çöplüğüne dönüşüyor.

    Bundan sonraki yazım burada sinirlenen arkadaşların en az bildiği bir konu üzerine “Fotoraf Sanatı” üzerine olacak. Nan Goldin ve diğer yeni fotorafçılar üzerine bilir bilmez yorumlar var. Türkiyenin hukuki sosyal gerçeğini bilmedikleri de zaten açıkça görüldüğü gibi aynı bilgisizlik fotoraf sanatında da devam ediyor.

    Birde sanki biz, Türkçe yazıyı okuyup anlamıyormuşuz gibi
    diğerlerinin yazısını alıp çarpıtıp bize tekrar sunuyorlar.
    Anneleri önünde ayıp yaparken yakalanmış çocuklar gibi gerçeği istedikleri gibi çarpıtma hakkını kendilerinde görüyorlar.

    Şule hanım ne diyor tekrar okuyalım. Sonra devam ederiz.

    “Yaşam projesindeki ortaklığım
    süresince kendisinin fotoğrafları konusundaki tüm
    bilgilerimin yanlış
    olduğunu öğrenmiş bulunuyorum. Davada şikayetçi olan
    11 kişi ile ilgili
    olarak farkına vardığım gerçekler kısaca; *Engelsiz
    Yaşam Projesinde yer
    alan ve sergilenen fotoğraflarda gönüllü olarak
    modellik yaptığını sandığım
    bu insanların hiçbirinin bu durumdan haberi yokmuş.
    Yani, bu kişiler Erdal
    Kınacı tarafından verilen sağlık hizmetleri (muayene,
    tedavi, yeşil kart
    işlemleri, fakirlik raporu işlemleri) sırasında
    fotoğraflanmış, kendilerine
    bir fotoğraf projesinde yer aldıkları bilgisi
    verilmemiş. İşin daha vahim
    boyutu ise, daha sonra bu kişiler Gir Geç Pansiyonlar
    isimli proje ile
    hiçbir ilgileri olmadığı halde bu projede fotomontaj
    yöntemi de
    kullanılarak çekilen fotoğrafları ile yer almışlar”

    “Fotoğrafa, insana ve yaşama dair inandığım doğrular
    çerçevesinde
    destekledim. Şimdi görüyorum ki, insanların çok
    çirkin biçimde kullanıldığı
    bir durum sözkonusu ve bugüne kadar bunlar konusunda
    bilgilendirilmemekle,
    söylemesi çok zor ama, ben de kandırılmış
    durumdayım. Ne durumda olduğumu
    ifade etmem imkansız.”

    Kınacının amigoluğuna kendilerini adamiş MFD bu çalışkan kişi sansürlemeye kalkıyor.
    Ne kadar düşünceye saygı!
    Ne kadar da demokrat aydın olmak var bu işte!

  36. Adem Mumcu

    meursault

    “Fakat ben burada yapilan ve yazilan bazi seyler Erdal kinacinin yaptiklarindan daha cirkin ve ozellikle de cahil buluyorum.”

    Ben sana aynı seviyede cevap vermiyeceğim. Ama yazılarımı okumaya devam edersen hem hukuk, hem ahlak, hem de fotoraf sanatı hakkında çok şey öğrenirsin.

  37. Koray Löker

    @Adem Mumcu

    Yorumlarını da en az yazıları kadar ilgiyle takip ettiğim çok çok az siteden biri olan düğümküme’yi, geekry konularının meşhur ./ ‘u ya da benzeri bir laf olsun beri gelsin tartışma zeminlerinden birine çevrilmiş görmeyi istemiyorum. Erdal Kınacı konusunda kimin ne düşüneceğinin muhtarı değilsiniz, ben de sizin ne düşündüğünüzle ilgilenmiyorum ve laf üstüne laf taşımaya çalışıyor görünen tavrınızı, ne yazdığınızdan bağımsız olarak rahatsız edici buluyorum.

    Bir blog yazısının altına yorum yazan, haliyle yazılan blog ile bile düşünce ortaklığı sınırlı olabilecek insanları, öylesi hoşunuza gittiğinden midir nedir, belli bir çerçeve içinde görüp, sonra o çerçeve ile ilgili varsayımlarınızı giydirip, sonra da bunlara uymayan tavırlar saptamanın en hafif tanımı demogojidir.

    Dünya görüşü konusunda olmasa da, belirli konular çerçevesinde bir ortaklıkla haberleşen minik bir grubun ortasında olmadık demogojiler peşinde olacağınıza, benzerlerinizin fink attığı forumlara gidip orada kusar mısınız nefretinizi?

  38. Adem Mumcu

    Kadınlara karşi küçümseme, onları ciddiye almama ve hatta başlarına kötü bir şey gelirse onları suçlama feodal ve macho tutumlu toplumlarda çok yaygın bir şeydir.

    Burada karşı fikirleri küçümseme, sinik yarım aydın tutumları ile alaya alma ukalalığını da pasif olarak dinleme zorunda değilim.

    Karşıt fikirlere dayanamıyorsanız hiç forumlara katılmayın derim.

    Siz bu bayanın ve benim yazdıklarıma cevap verin. Alaycı suçlarmaları ve gerçekleri isteğe göre carptırmayı da bırakın.

  39. Koray Löker

    @Adem Mumcu,

    “Karşıt fikirlere dayanamıyorsanız hiç forumlara katılmayın derim.” demişsiniz, ne güzel… ama burası bir forum değil… Bir haber ve üzerine tartışmalar var, burada isteyen istediğini söylesin Erdal Kınacı’nın başına gelmiş olanlar ve onun yapmış oldukları değişmeyecek… Sizin, ister iddia ister itiraz etmiş ettiğiniz şekilde gelişmiş olsun, bazı olaylar olmuş, bunun üzerine tartışma yapılıyor. Kınacı forumu değil…

    Tam da bu nedenle size “lütfen gidip forumlarda yazın” dedim… Hala da ısrar ediyor, ama ekmeğinize yağ sürmemek için bundan sonra şahsınıza dair bir şey yazmamaya karar veriyorum.

  40. Adem Mumcu

    Forum veya tartışma Türkiyede fotoraf sanatının pratikte uygulaması üzerine ciddi bir konuyu tartışıyoruz.
    Kelimelerle oynamanın hiç bir manası yok.

    Murat Germen ciddi ve tecrübeli bir arkadaştır. Dünyayı dolaşmıştır ama her görüşüne katılmam.

    İlk defa bu kadar kızgın ve duygusal bir yazısını gördüm. Kimse yazdıklarına doğrudan cevap da veremedi.

    Eleştirilere duygusal cevaplar veriliyor. Temel konular tartışılmıyor. Sadece kenarından köşesinden hatalar savunuluyor.

    Gerçekler ortaya çıksın ki bir daha böyle hatalar yapılamaz olsun. Hatanın savunulması ne kadar bilgisiz olduğumuzu da ortaya koyuyor. Türkiye bu konuda çok gevşek, aynı hatanın yurt dışında yapılması durumunda adamın altından kilimini çorabını alırlar. Onun için yurt dışında çalışan fotorafçı arkadaşlar, böyle konulara korkunç bir dikkat ile yaklaşırlar.

    Bir de çalışkan ve terbiyeli fotorafçı bayan arkadaşı sinik bir şekilde alaya ve ciddiye almama. Çok modern! düşüncede olan alaycı kişiler yazılarınızı dikkatle okuyun. aynayı karsınıza koyun düşünün derim.

    İnsanlar boşuna kızmıyor. Ülkeyi demagojilerle kültürel çöplük haline getirmek hakkı kimseye verilmemiştir.

  41. meursault

    Adem bey, buradaki tum gorusler sadece disaridaki yaygin goruslerin bir nushasilar. Yani baska insanlarin gorusleri belli bir kesimi, benim goruslerim belli bir kesimi temsil ediyor. Lutfen dediklerimi kisisel olarak almayin. Yazilarinizi okuyup hukuk, ahlak ve fotoraf sanatı hakkinda çok şey öğrenmeyi samimi olarak diliyorum.

    Ama dedigim gibi hepimizde ayni bir “sucludur, yaptigi kotudur” ilk tepkisi oluyor fakat bu tepkiler birlikte calisan bir insanin davanin sonucunu beklemeden, cesitli sifatlar ile suclamalarina kadar dondu. Erdal Kinaci’nin hala bu suctan beraat edebilecek olmasi ihtimali var, o yuzden ben de dahil keske herkes ilk tepkilerini dizginleyip daha sakin yazarsak daha iyi.

    Suclu olanlara bir de MFD (Mersin Fotoğraf Derneği) isminde ve “olayla ilgili gercekleri carpitmaya ve gizlemeye calistigi” idda edilen bir dernek eklendi. Genel toplumsal ahlaki olarak mi suclular yoksa hakkaten hukuki olarak mi suclular onu anlayamadim.

    Toparlamak gerekse bile toparlayamayacagiz sanirim; ama:

    Onur gunduz’un baslarda tavri sanirim “verilen tepkilere saskinlik” idi… Ben bu saskinligi simdi daha iyi anliyorum cunku doz o kadar artti -evet engellilerin fotograflarini genelev’e photoshoplami$sa ne olmus yani?- diye dusunuyorum.

    model sozlesmesi imzalatmadan izinsiz fotomontaj yapan birinin toplumda ahlaki olarak yargilanmasi farkli, 66 sene hapise carptirilma ihtimali altinda iken bazi sahislar tarafindan -destegini ceken- degil -dupeduz suclayan- “…mış… mış…” yazilarin yazilmasi farkli bence.

    Koray Lokler’in baslarda harika bir tesbiti var:
    “…iş kendimizi gazeteci sanmakla sınırlı da kalmadı, çok güzel jüri üyeleri, hakim ve savcılar da olabilmeye başladık diye düşünüyorum…”
    ve bunun ardi arkasi kesilmiyor, -gazeteci- kismina karsi degilim, sanirim kendisi de degil ama -jüri üyeleri, hakim ve savcılar- olarak hatalar yapiyoruz.

  42. onur gunduz

    @Adem Mumcu:

    Burayı böyle boş bulup sabote etmiş olduğunuzu üzülerek gördüm.

    Adem bey, siz kimsiniz bilmiyorum. MFD ‘nin açılımı nedir bilmiyorum. Erdal Kınacı kimdir bilmiyorum. Daha önce de belirttiğim gibi fotoğraf sanatının etikleri nelerdir, böyle ahlaki kuralları var mıdır bilmiyorum. Var mıdır cidden? Birisi yazmış mı böyle birşey? Varsa bize gösterir misiniz? Photographer’s Manifesto falan?

    Internettesiniz, eğer biraz araştırma yaparsanız, benden ve Erdal Kınacı’dan çok daha açık görüşlü(!) insanlar olduğunu ve -Türkiye gibi olmayan ülkelerde- hiç bir suçla yargılanmadan, “sanat yapabildiklerini” görebilirsiniz. Avrupa’da bu işler zor demişsiniz de, bana bunun gibi bir suçtan 66 yıl ile yargılanmış batılı bir fotoğraf sanatçısı gösterebilir misiniz? Tabii ki gösteremezsiniz :)

    Üstteki iki paragrafa da aynı sevimsiz üslubunuzla ve sayfalarca -ama ‘bomboş’ bir- yanıt yazarsanız çok sevinirim.

  43. onur gunduz

    @Adem Mumcu:

    Sanki bu olaya çok kişisel yaklaşıyorsunuz. Eğer Erdal Kınacı ile ilgili kişisel bir probleminiz varsa, bunu kusacağınız yer burası değil sanırım. Biz burada (özellikle Erdal Kınacı’nın değil) bir fotoğraf sanatçısının çektiği fotoğraflar yüzünden Türkiye devleti tarafından 66 yıl ile yargılanmasının doğru olup olmadığı tartışıyoruz. Erdal Kınacı dünyanın en beş para etmez adamı olabilir, bu beni gerçekten ilgilendirmiyor. Benim için bu olaydaki tek sıfatı “fotoğraf sanatçısı” olması. Sizin için de böyle olmalı ve adam-akıllı bunu düşünmelisiniz.

    66 yıl ne demek farkında mısınız? Yeni doğmuş bebeği 66 yıl hapise atsanız, adam zaten hapiste ölür. Bu müebbet gibi bir şey, belki ondan da beter.

    66 yıl ve bir fotoğraf sanatçısı. Buraya ne yazdığınızın, neyi desteklediğinizin farkında değilsiniz.

  44. onur gunduz

    Sizin fotoğraf sanatı anlayışınız İstanbul manzarası ve sümüklü çocuk görüntülerinin ötesine gidemiyorsa üzgünüm. Ama sürekli şu “Siz elitsiniz ya …” “Siz aydınsınız ya …” kalıplarını kullanmanız inanılmaz can sıkıcı. Bunu AKP liler falan yapıyor.

    Bırakalım bu ayakları…

    Gerçekten bir argüman varsa ortada, buyrun yazın, tartışalım.

  45. meursault

    sayin Onur Gunduz,

    Bu osilasyonlarin bir ucunda adem mumcu, bir ucunda da siz varsiniz ve tartismada istemedigimiz siddet dizginlenmeyen bu ilk tepkiler ile artiyor.

    Bir AKP’li olarak konu ile ne alakam var anlamadim.

    Adem mumcu ki$isel bir yaklasimla siz de politik yaklasiminizda hatalisiniz.

    Turkiye’nin tum kli$e genellemelerini, stereotype’larini su konuda su yorumlarda toplamayi becerdik. Tebrikler ama bence dagilmayalim, biraz daha anlayisli olalim.

  46. onur gunduz

    @meursault: Yegane fikrim olayın politik olduğudur. Zaten başka bir ülke örneği verdiğimiz saniye -e artık- politik olduğunu kabul etmiş oluruz sanıyorum. 66 yıl için başka bir açıklama bulamıyorum.

    Bu hadiseyi dugumkumede ilk kez ben yazmıştım, ve o zamandan beri tartışıldı, ki o zaman “66 yıl” da yoktu ortada. Durum, sizin de tespit ettiğiniz gibi, beni çok şaşırttı ve sonucunda kusturdu. Bu siteye yazdığım ilk makale budur. Bir arkadaşlık sitesinin forumunda olaydan haberdar oldum, ve bunu “millete” duyurabilmek için resmen delik aradım. Halbuki bana ne di mi? Herneyse.

    Olayın ne kadar vahim olduğunu, ne kadar daha vahim olabileceğini anlamıyorsunuz, belkide Türkiye’nin tüm klişelerini genellemelerini içinde barındırabilecek kadar güçlü bir konu. Bu olayın da bir klişe haline gelmesini istezsiniz.

    Bazı kimselerin yazdığım yorumlara tepkisini anlamıyorum. Ve anlayış limitlerimi aştığımı düşündüğümden, daha fazla bu konuda bir şey yazamayacağım. Sabrınız için teşekkür ederim. Erdal Kınacı’ya da sizinki gibi sağlam bir sabır diliyorum.

  47. Adem Mumcu

    Bazı arkadaşlar burada oldukça net bir şekilde, Kınacı olayının hem fotoraf sanatı hemde hukuk ve etik ilkeler açısından yarattığı rahatsızlıklarını dürüstçe yazdılar.

    Bir iki kişi bu yazılan ve içten bir şekilde rahatsızlıklarını belirten yazıları yukardan ve küçümseyerek eleştirdiler hatta alay da ettiler. Fotorafın küçün tanrıları ve otoritesi gibi de bilir bilmez yada yarım bildikleri konularda ders vermeye çalıştılar.

    Kendileri eleştirilince, eleştiren kişiye, “Cahil” “Fink at başka yerde” yada “rahatsız olduk kapatalım bu konuyu,” gibi zerafetlerine ve liberal ilerici tutumlarına yakışmayan sözler yazdılar. Sadece bir tanesi birazda bilgisizligini gösteren önemli bir soru sordu. Ahlaki, hukuki, geleneksel bir ilkeler varmı bu konuda?.

    Ciddi bir soru, bunu tartışmak lazım. Yenilerede örnek olur.

    Evet var. ABD den Serbest fotorafçı ve serbest gazeteci kartımı aldığım zaman iki sayfa ilkeler demetine her zaman uyacağıma imza atmıştım. Onları bulurasam buraya ekliyeceğim.

    Ama kısaca şunu örnek vereyim en tanımış Magnum haber ajansının yöneticisinin yıldönümündeki konuşması şöyle.
    (Burada çok fazla İngilizce bilen var olduğu ve bunu özellikle kırk yıllık AHI, ARGH gibi yazarak gösterdiklei için sadece en önemli yerini bilmeyenler için tercüme edeceğim.)

    Magnum’s early members all had outstanding eyes, brains and charisma. Their principles were admirable. They believed in human dignity and the capacity for improvement. They were almost like a family with very high moral and ethical standards. And they adhered to certain rules: they allowed no cropping; they wrote their own captions; and they were self-starting, devising their own projects independently from the commissioning processes of magazines.

    Berry was the first Magnum photographer he met. “He epitomised everything I thought a great photographer should be – egoless, self-effacing, always present but never seen.”

    “Their principles were admirable. They believed in human dignity and the capacity for improvement “

    “Onların ilkeleri hayranlık verici idi. Onlar insanlık onuruna ve o onurun daha yükseklere çıkartılabileceğine inanıyorlardı”

    Magnum bir haber ajansıdır. Din ve ahlak dersleri veren bir kurum değildir. Ona rağmen ilkeleri bunlardır.

    Dün yazlığın bahçesinde, çeşitli yörelerden gelen yedi fotorafçı arkadaş bunları konuştuk. Kınacı olayı her yörede başka bir şekilde devam ediyor.

    Bu üç kişinin düşüncesini değiştirmeğe çalışmak için bir çabam yok, ama kanunların ve sade insanların ne önemi var ne hakları olabilir düşüncesi ve fotoraf sanatının yozlaştırlması konusunda görüşlerimi yazmaya devam edeceğim.

    Sadece burda değil dergi ve iki seneden beri hazırladığım kitaplar la beraber devam edecek bu işler.

  48. Adem Mumcu

    Çeşitli yörelerden gelen fotoraf sanatçısı arkadaşlarla yazlığın bahçesinde konuşuyoruz.

    Kınacı olayı her hafta sonu çok sayıdaki foto derneklerinin gezilerinde defalarca tekrar ediliyor.
    Yani Kınacı olayı buz dağının en üst görünen kısmı.
    Gezilerde izin almadan hatta konuşma zahmetine girmeden bir yaşlı adamın etrafında on kişi fotoraf çekerken bir fotorafım var. İlkel kilişelere uygun olarak çekici olan yaşlı dedenin kırışıkları idi. Bir milyon defa çekildi bu ama Türkiye fotorafı yerinde sayıyor. Gezilerde çok sayıda etik ilkeleri kenara iten ve üzen tutumlar var bunları ileride yazacağım. Ne yazık ki bunlar uluslararası FİAP ve diğer federasyonların kararına ve ilkelerine imza atan yönetici ve kitap yazmış arkadaşların yanında oluyor. Epeyden beri devam eden durum bu. Mahkeme duvarına arada bir çarpmak bence çok eğtici. Dr. Kınacı şimdi serbest yeni Kınacı olayları kapıda bekliyor.

    Burada herkesi küçümseyen bilgiç yorumlar yapan bir kaç kişinin yazdıklarının aksine Dr. Kınacıyı oldukça yaratıcı ve aykırı olma cesaretini gösterebilen bir kişi olarak görüyorum. Bana yazılan havadan eleştirilerin aksine cici, hoş resim ve tablo estetiği ile çekilmiş, düzmece ve yerleştirme fotoraflardan bana gına geldi. Ne yazık ki çoğu duayen! geçinen üstatların! çalısmasıda böyle.

    Sorun çekim tarzı değil. Türkiyede yıllarca önceden devamlı uyardığım şimdi en ufak bir kamera aldığınızda bile kullanma kılavuzunda yazılı olan hatta AB nin bizim de kabul ettiğimiz kanunlara uygun, fotoraf çekmenin hukuki ilkeleri.

    Yaratıcılığın sınırı yok her sınıra karşıyım ama toplumu düzenlyen kanunlar var bunlara uymak zorundayız. Binlerce yıl önce zehirli baldıran otunu bilerek içen Sokratın ilkesi de böyle. Daha iyi kanunlar çıkıncaya kadar onlara uymak zorundayız.

    Sorun ne o zaman!. Kesinleşmiş kanun ve ilkelere aykırı fotorafınızı ne bir kitap ta, ne bir yarışmada, nede topluma açık bir gösteride sergileyemezsiniz. Yenilerede kötü örnek olmayın ve yanlışları öğretmeyin.

    Sade insanların yani halkın de temel hakları vardır, Kurtuluş savaşında ülkeyi kurtaran onun için savaşan kişiler onlardır. İstanbul züppeleri değil. Ankarada Ulus daki heykelde Atanın yanında onlar vardır.

    Bir kaç aydın ve sanatçı geçinen kişi bunların üstünde olduğuna inananıp saçma sapan ve küstahça halkın temel haklarını ihlal edemez.

    Ayrıca, korunmasız engellileri kendi şöhret ve sanatına alet edemez. Benzeri durumda gelişmiş ülkelerde hemen dernekler örgütlenir of fotorafçı nın yada o fotoraf derneğinin kapısında günlerce engelli istismarına karşı gösteri yaparlar. TV ve gazeteler bu olayı lanetler. Bizde yarım bile olamayan çeyrek aydınlar bu kanunsuzluğu ve ciddi bir etik sorunu ne var, kim izin almış laubaliği içinde desteklerler.

    Türkiyenin geri kalmışlığına sözde aydın desteğidir bu sonuçları da iyi değildir.

  49. Adem Mumcu

    Fotoraf* sanatının gelişmesinde etkisi olan çok olay vardır. Uzun bir ilkeli hak arayışı ve kişisel toplumsal olan mücadeleler vardır. Bu sanata gönül verenler, ve en iyi sonuçları alanlar, hiç bir zaman çıkarcı, bencil, ilkesiz kişiler degildir.

    Bana bir şey bilmeden ders vermeğe kalkan sonra cevaplarını alınca “Sen kötü çocuksun annem seninle konuşmama izin vermiyor” havasına girenleri, kahkahalarla izliyorum.

    Etik konularda sayfalarca şeyler yazılabilinir. Zevkle okunan Türkçeye çevrilmiş S. Sontag gibi değerli yazarlar da vardır. Onun gibi işin felsefesine girmeden bir kişiden konu açayım.

    Eugene Smith. Kendisi Üniversitede iken başarılara koşan yaratıcı bir kişi. Para ve söhret için önü açık.
    Fakat o zamanının en iyi fotoraf işi olan çalıştığı Life Dergisin yöneticileri ile takışıyor. Sorun şu, kendisi kadraj yani fotonun kesimini yapmak istiyor. Kendisinin ve diğer fotorafçıların isimlerinin foto nun altına yazılmasını istiyor, kamera seçimini kendisi yapmak istiyor. Usul olan hantal kameralar ile çalışmamak istiyor.

    En önemli foto denemesi Minemata körfezinde sanayinin cıva kirlenmesi ile kasları eriyen çocuklar ile yaptığı çalışma.
    Bir sene fotoraf çekmiyor insanlarla dostluk kuruyor sorunu araştırıyor. Sonra bir fotoraf klasiği olan annenin kucağında banyodaki sakat çocuğu çekiyor. Buradaki humanisim açıktır ve konu ne kadar çarpıcı olursa olsun sansasyonalismden uzaktır.

    Burada yazı yazan ve ciddiye alınmayan genç bayan Özge Gözke nin yorumu çok doğru benim sayfalarca yazdığımdan daha iyi. Klasik ve aykırı fotoraf çeken sanatçılar için şunu yazıyor.

    “Ben onların fotoğraflarında her zaman modelle kurulan yakın ilişkiyi, fotoğrafı çekilen kişinin fotoğraflandığının farkında olduğunu hissettim. Ayrıca bu fotoğrafların hiç biri izleyiciyi birebir etkileme/şok etme amacı taşımıyor. Özellikle Arbus, onları bizim hayatımızın içine, bizden biri gibi sokuyor.”

    E. Smith, ondan otuz sene sonra yaşayan, bizim fotoraf gezilerine beraber gittiğimiz dernekler ve yöneticileri ve yazarları ile beraber çekirge sürüleri gibi insanların üzerine saldırıp fotoraf çekenlerden değil.

    En güzel sözü, çoğunlukla yanlış anlaşılan Ara Güler söylüyor. Hemde bizim dangalakların anlayacağı tarzda.
    “Yahu fotorafçı sen bir bok değilsin öyle kasilerak dolaşma. Halkın arasında görünmez olaceksin” Bir kitaba bedel cümle.

    E. Smith, ilkeleri için, çok para kazandığı Life dan ayrılıyor. Harpte en acılı sahneleri en humanist açıdan çekerken yaralanıyor, daha sonra Minemata Japonyada fabrikanın bekçilerinin saldırısına uğruyor ve yaralanıyor, yaralı kalıyor iyi tanınmasına ve çok para kazanmasına rağmen Manhatan da bir küçük katta vefat ediyor.
    Foto larını çektiği insanlar da ve konularıda kendisi gibi
    İdealist A. Scheweitzer.Muzisyen ve Afrikaya yardıma giden doktor. Hastahane yaptırabilmek Avrupada konser veren doktor. Küçük kasaba doktoru ve köy hemşiresi.

    Duyuyormusun eğitimli! Meursalt. Bir fotoraf daha var Pablo Cassals arkası dönük çellist sakince çalıyor. Franko faşiziminden kaçıp New York da konser vermeye hazırlanırken ABD nin Frankoyu tanıması sonucu konseri iptal eden ve nerede ise açlık çeken ve arkadaşların yardımı ile geçinen en büyük çellist.

    Bügün, dünyanın, fırsatçı, züppe, bencil, gerçek cahil,
    Yüzeysel insanlarla dolu olduğunu zannedenler çok yanılıyorlar.

    Türkiyede balık baştan kokuyor. Başbakan ve Cumhurbaşkanı tarikatçiler Anayasa ihlalinden yargılanıyor. Trilyon kaçıran Erbakanı aynı davadan yargılanan C Başkanı Gül affediyor!!!! Kepazeliğin kat kat olduğu ülkede engellileri hukuk dışı kullanan kişi önemsenmez tabii ama böyle ülkeyede Muz Cumhuriyeti derler. Evet bilgili! Meursalt her AKP li ahlaksız demek istemem, benim dindar ve ahlaklı arkadaşlarım da var onları kırmak da istemem. Ama Türkiye üzerinde ABD uydusu olarak yapılan takiyelere de yeter derim. Buradaki çok bir kaç bilgili! Arkadaşlarda ne yazık ayni takiyeyi uyguluyorlar. Yarım bilginle herkesle alay et foyan çıkınca kaç. Çocuksu züppeler bunlar. Bilmem sen ABD de doktorluk yapıyormusun bizim Broklyn de AMA sertifikasını almadığı için ahçı ve garson olarak çalışan bir doktor vardı. Eğer hastahanede çalışıyorsan uyanık ol bizdeki gibi bir hemşireye “Güzelim elbisen çok yakışmış” gibi bir masum iltifat, cinsel tacize girer mesleğinden olursun ağır tazminat ödersin. Hukukun üstünlüğüne dayalı modern devletler böyle çalışır. Birde bilgisayarına Türkçe fontları eklemek üç dakikanı alır, bende yıllarca yurt dışından ajanslara yazdım bir gün senin gibi Ş leri dolar işareti ile yazmadım, ayıp oluyor biraz. Ne yazık ki gazeteciyim çok çeşitli STO derneklerinde çalıştığım için kanunları da iyi biliyorum.

    Beni çok üzen ve kızdıran bir konu daha var on iki sene yurt dışında ağırlıkla ABD N.York da çalışdım. Her yazımda geri dönüp yabancı dilde bir şey farkında olmadan yazıp yazmadığımı kontrol ediyorum. Bazı kişiler bilerek ve inatla İngilizce kullanıyor. Sanki daha kültürlü ve bilgili olarak kabul edileceklermiş gibi çok gereksiz ve özenti İngilizce kullanımları var.

    Dil bütün sanatları birleştiren kültürün ortak paydasıdır. O sağlam değilse öteki sanat dalları da çözülür yada taklit veya özenti seviyesinin üstüne çıkamaz. On iki sene yerel ve uluslarası ajanslara sanat haberleri yazdım. Hiç bir zaman dilimin fakirleşmesine fırsat verecek bir kelime kullanmadığım için özentilik bana çok komik geliyor. Dünyanın hiç bir ülkesinde görülmeyen İngilizce reklamlar var, yabancı oldukları için sözleri daha çok dinlenecek diye misafir yabancılara banka reklamı yaptırılıyor. Bunlar ulusal aşşağılık komleksimiz.

    “Argh… comment editleyemiyorum, çünkü giremiyorum, parolamı unutmuşum ve parola hatırlatgacı invalid key gönderdiğini söylüyor… bu nedenle bu comment-flood için özür dilerim…”

    Böyle yazanlar bana yarı küfürlü cevap veriyorlar, ben şimdilik ya sabır! Diyorum.

    Bana sen kimsin diye soruyorlar. Ben kişiselliğe dökmemek için öteki yazılarımda kendimden hiç konu etmedim gerekçesi de fikirler ve temel konular tartışılsın diye. Bizim İngilizce aksanlı rahatsız, küçük burjuvalara anlatayım. Şimdi kişisel yazıyorum.

    İstanbul Güzel Sanatlar ikinci sınıf öğrencisi idim. Bir sanat, müzik ve fotoraf üzerine dergi çıkartıyorduk. Askeri Junta iktidara el koydu. Bizim Anayasal fikir özğürlüğü sınırları içinde yazdığımız eleştiri yazılarına onlarca dava açıldı toplam cezalar yüz ve ikiyüz sene arası idi. Onun için altmış altı sene beni şaşırtmıyor. Türkiyede para ve meslek sahibi kimse kısa bir sürenin dışında hapis yatmaz. Biliyorum. Bizim Kanguru mahkemesi davaları teker teker düştü.

    Yurt dışına çıktım bir daha dönmemek üzere. Avrupada dolaştıktan sonra yarım kalan eğitimi tamamlamak için ABD New York a gittim ve oranın hatta dünyanın en iyi Foto fakültesinde eğitimi tamamladım. “1950 Tarihlerinden Sonra Belgesel Fotoraf ve Sosyal Etkileri” üzerine Master yaptım. On sene tanımış bir Foto galerinin yöneticiliğini yaptım. İki ülke vatandaşlığım da var ama her Pazar Grand Park köşesindeki savaş karşıtlarına katılırım ve bildiri dağıtırım.

    Türkiyeden bana yeni mezun öğrenci gönderiyorlar. İş ve sergi açmak için. Ellerinde portfolyo yok resumen nerede diye soruyorum yok, bir tane kuru CD getirmişler onu veriyorlar. Savaş karşıtları gösterisine gel bir çok galeri sahibi hatta müze yöneticisi var mesai zamanı sana randevu veremezler gel konuş diyorum. Ben politikaya karışmam diyorlar. Evet Türkiye altan üsten yanarken aldığım cevap bu. Bu hazırlıkla bu tutum ve eğitimle galerilere dış kapıdan girmeleri olanaklı değil.

    Meşhur foto duayenleri N.Yorka geldi şimdilik isimlerini vermeyim N. York da onuncu sınıf galeriler kabul etmedi onları. Sadece birisinin köşesinde sergi açtılar.

    Bana analog fotoraf öldü diyorlar cahilin cahili kara cahil bunlar. Elinizde karanlık odada basılmış iyi fikslenmiş ve temizce selenyum yada başka bir metodla tonlamış fotoraf portfolyosu olmadan lise de bile sergi açamassınız. Bu yüzen şimdi tanıdıklarımın dışında kimseyi kabul etmiyorum. Kınacı bir yazısında pis kokulu karanlık odadan kurtulduk, şu kişinin atölyesinden mezun oldum diyor. Atölye resimden aktarma terim. Onun için Türk fotorafı resimsel kilişelerden kurtulamıyor. Türkiyedeki ders listelerine bakıyorum internetten, 8X10 körüklü kamera eğitimi yok karanlık oda yok.

    Teknolojiye ve yeniye tapan ABD de iyi okullarda hepsi var.Bunların hepsi üzerinde bir kitap yazılacak sorunlar. Esasında Kınacıdan ziyade ona atölye dersi verenin ağzının payını iyi bir şekilde vermek lazım. İstanbula gidince ilk işim de o olacak buradaki gibi de pek kibar olmaya niyetim hiç yok.

    Yazlığın bahçesinde Mersinli ve diğer yöreden gelen arkadaşlar korkunç şeyler anlatıyor. Yönetim kurulundan kişiler dahil yine çekirge sürüsü gibi Çingene mahallerine gidilmis. Çingeneler ayrıma uğramış kalender ve neşeli kişilerdir. Evlerin bahçelerine, mevlüde izinsiz girilmiş pencerenin içine uzanılarak fotoraf çekilmiş ve en sonunda kızgınlıkla kovalanmış bu kişiler. Yönetici kaçmış. Çingeneler derneği resmi olarak şikayet etmişler bu pespayelikleri yapanların şikayetlere verdikleri cevaplar son derece küstah ve ne yapalım tarzı imiş. Çoğu da ilerici sosyal demokrat kişilerdir bunlar. Yörükler bölgesine gezi yapılıyor. Yine çekirge sürüsü tutum, yine izinsiz insanlarla konuşmadan bir merhaba, nasılsın demeden fotoraflar acele acele çekiliyor. Bebeğini emziren bir kadın defalarca beni çekmeyin diyor dinleyen yok, dernek başkanı orada, kitap yazan duayen bozması orada. Amacı sadece kitabını pazarlamak etik sorunlar umurunda değil. Bunların ne ahlak, ne fotoraf etiği nede insanlık onuru ile bağdaşan şeyler değil kepazeliğin en üst katmanı diyebilirim.

    Altı aydan beri Türkiyedeyim yazlıkta kitap ve sergi hazırlığı içindeyim. Tonlarca işimin arasında neden burada ciddi tartışmalara alaycı, argo ve küfürlü cevap verenlerle tartışıyorum değilmi. Pek efendi ve sabırlı bir insan sayılmam dilimi ısırıyorum yanlış bir şey yazmamak için.

    Burada çok efendi kişilerde var. Cazgırlık altında eziliyorlar sesleri çıkmıyor.

    Murat Germen efendi ve bilgili bir kişidir ölçülü uyarıları da hafife alındı. Ama bir konuda yanılıyor. Bu konular çok tartışıldığı için değil tartışılmadığı için kepazelik üst üste katlanıyor. Birde çelişkili deyimi vardı liboş faşistler çünkü iki kelime anlam olarak yan yana gelemez. Ama haklı buradakiler de öyle. Züppe tutum ve fikirleri eleştirilince, kibarlık kılıfını hemen yana atıyorlar küfür argo ile bastırmaya kalkıyorlar. Obamaya gelince Murat kardeşim birak bu işi derim seçim kampanyasında çalıştık. Yenilik yok AIPAC ve Kudüs konuşmalarını oku Saldırganlıkta üstüne yok. Yardımcı şectiği Biden da Pakistanı bombalamayı öneren ilk senato üyesi. Sen iyi bildiğin boğazına kadar kepazeliğe bulaşmış Türk fotoraf sanatı üzerine arkadaşları eğit derim ama koca adamsın daha fazla bir şey ekleyemem sadece tavsiye.

    Evet bazı arkadaşlar argo ve hakaretlerden sonra ışık yanınca kaçan hamam böcekleri gibi kayboldular.

    Ben yeni bir şehre doğru yola çıkıyorum, efendice tartışmak isteyen olursa severek cevaplandırırım. Belki bir hafta yazamıyacağım.

    Hepinize iyi fotoraf çalışması ve tatiller dilerim.

    Not. *Ben yapmacık ve suni fotoğraf deyimini ve fonetiğini kabul etmiyorum.
    * Sene sonu İstanbulda sergi açacağım size burada bildiririm en ağır eleştirılerizi oraya saklayın.

  50. Adem Mumcu

    Bir konuyu eksik bırakmışım tamamlayım.
    Televizyonda bir komedyen banka ve kiredi kurumu için yaptığı reklamda şaşı insanları alay konusu yapıyor.
    Şaşılarda engelli insanlardır, bazıları tedavi görür bazılarıda durumunu ameliyatla düzeltmeye çalışır.

    İlk okulda kişiliğin geliştiği bir dönemde TV reklamına uygun bu çocuklarla alay edildiğini düşünün. Ancak Cem Yılmaz gibi bir soytarı bunun komik olduğunu düşünüp rol alır ve engellilerle alay ederek para kazanır.

    Başka bir TV reklamında tam efendi bir adamla evlenirken daha yakışıklısını bulup düğünü terkeden bir genç kadın görüyoruz. Telefon reklamı sonra konuşuruz uzun ve ucuz diyor.

    Demokratik hukuk devletlerinde böyle reklamlar TV ye çıkmadan bir çok filtreden geçer elenir. Dava konusu olabilir sonucunda ceza ve tazminat vardır. Diyelimki bu filtrelerden kaza ile kurtuldu. O zaman engellileri ve kadın haklarını koruyan sivil toplum örgütleri harekete geçer gösteri ve davalar takip eder. Feministler kadını kararsız bir orospu haline indirgeyen reklam şirketi TV kanalı ve yazarına kan kustururlar.

    Burda çok biligili, çok dil bilen, çok fotoraftan anlıyanlar “Ne olacak kim model izni kullanıyor diyorlar” Esasında ne Türkçeyi, ne İngilizceyi nede fotorafı biliyorlar veya anlıyorlar.

    Neden bu yurt dışında yaşamış kişiler yukardaki reklamlara ve benzeri engellileri kullanan kanunsuzluklara sessiz kalıyorlar.
    Çünkü Türkiyede her şey olabilir tutumu. Bu tutum muz cumhuriyetlerinin muz beyinli aydınlarına yakışır.

    Böyle ülke böyle aydın!

    Böyle kafaya böyle tarak diyelim.

  51. Löker

    Sayın Mumcu,

    Neden bir türlü hiç bir şekilde organik ilişki kuramadığınız bu mecrayı terörize etmekten vazgeçmiyorsunuz? Biz sizin boş vakitlerinizde gelip öfkenizi kusup, her türlü kategorik önyargınıza hedef olmak zorunda kalan insanlar olmaktan nasıl kurtulacağız?

    Kafanızda kendi kendinize olumsuz bir yere koyduğunuz “aydın insanlar” muğlak tanımını bu site müdavimlerine yakıştırarak, kendi çapınızda laf mı sokmanızdan şahsen çok sıkıldım; ama laf sokma çabanız çerçevesinde muz cumhuriyetlerine sataşarak, orada yaşayan ve türkçe bilen bir gelişme çağındaki çocuğun kendini aşağılanmış hissetme ihtimalini düşünmeyi becerememenizle de çok eğlendim.

    Demokratik hukuk devletlerinde de hiç bir şey yayınlanmadan önce filtreden geçmez, yayınlandıktan sonra makul biçimde tartışılır, tartışma sonucunda da “feministler, kadını orospu yerine koyan reklama kan kusturduğu” için falan (ki bir çok feministin bu şiddet dolu dili onaylamayacağına eminim..) firma yaptığı hatayı anlayarak reklamı yayından çeker gibi tepkiler görebiliriz.

    Ya da Reklam Kurulu gibi meslek örgütlerine başvurularak konuyla ilgili şikayetler dile getirilebilir, meslek örgütleri reklamı hazırlayan ve reklamveren taraflarla görüşerek rahatsızlıkları iletir. Demokratik örgütlenmenin temeli bu tip diyaloglardır, birilerinin oturup kötü içerik filtresi görevi görmesi değil.

    Biz burada engellilerin sorunlarını tartışınca engellilere bir yararımız olmayacak, ama uğraştığımız disiplinlerde karşımıza çıkabilecek sorunlarla ilgili tartışarak kendimizi geliştirip bu konularda bilinçli hareket edebileceğiz. Bu nedenle sanat ve hukuk ilişkisinin çarpıcı bir örneğini konu ettik, siz konuya taraf çıktığınız için ayın belli günlerinde uzun, anlamsız ve saldırgan mesajlara hedef olmaktan kurtulamıyoruz. Bu hangi ülkelerde oluyor?

    Neden sapla saman bu kadar kolay karışıyor? Burası Google’dan bulunabilen anahtar sözcükler içeren, herkesin okumasına açık bir alan olduğu için belirli bir özel alanı kapsayan içerik hazırlanamaz mı? Önce “Toplum bizi okuyor, haydi sorumlu olup engellilerden de bahsedelim” dememiz mi gerekiyor fotoğraf sanatçıları ve hukuk arasındaki sorunları tartışabilmek için?

    Reklamcılık üzerine nice forum var, buyrun oralarda tartışın… Ya da engellilerin sorunları üzerine var olan mecralarda bu konuda gösterilebilecek yurttaş tepkilerini örgütlemeye çalışın…

    Ha keyif sizin değil mi, ya da gelir burada, konuyla ilgisiz, söz konusu reklamları hayatlarında birer, ikişer kere belki görmüş insanları, o reklamlara tepki göstermemekle anlamsızca suçlayın. Erdal Kınacı’nın kaka olduğuna ikna edemediğiniz için hepsi bu ülkenin sözde aydınları çünkü, o da ne demekse artık…

    Benim televizyonum yok, haliyle bahsettiğiniz reklamlar hiç bir çağrışım yapmadı… Kim kaçıyor düğünden, ne oluyor anlamadım da… Sokmaya çalıştığınız lafı anlamadığım için iki kere rahatsız oldum… Birincisi sataşılıyor ama anlamıyorum diye, ikincisi sadece başkalarını düşünmeye programlı görünümüzden, önyargılı ve kategorik bakış açınızdan ve suçlayıcı tonunuzdan…

  52. Adem Mumcu

    Demokratik ülke televizyonlarında ve diğer yayın organlarında özellikle Türkiye medyasında filtre yoksa neden çocuk pornosu veya porno yayınlanmıyor.
    İstatisklere göre Türkiyede en çok girilen ve kullanılan siteler porno siteleri. Büyük bir taleb olmasına rağmen demek ki bazı hukuki ve temel etik ilkeler varki bunlar yayınlanamıyor. Ama Türkiyenin en çok satan Milliyet ve Hürriyet gibi gazetelerinin internet sayfalarında hiç bir ülkenin ciddi gazetesinde görülmeyecek erotik fotoraflarla doludur.

    Özgürlükler sonsuz değildir ne yazıkki. İnsanlık çok yüksek ahlak ve sorumluluk seviyesine gelince belki kalkar bu kısıtlamalar.

    Televizyona gelince ben haber dinlemeye mecburum. Yazı yazıyorum. Ama hiç bir ülkede görmediğim tutarsızlıklar ve hatta kanun dışı olaylar bizim TV lerde izleniyor ve eleştiri yok hangi seviyede olduğumuzu iyice ortaya koyuyor.

    Ben fotoraf sanatçısıyım o konuda yapılan çok ciddi hataları tartışıyorum. Çok büyük bir şekilde ülkemizi küçülten konulardan konu açıyorum. Üç kıtada ders de verdim bu konuda. AB, ABD ve Türkiyede. Çok efendi bu sanata gönül vermiş arkadaşlarım da var ve üzülüyorlar.

    Sen bana hala başka yere git diyorsun, çok büyük terbiyesizlik bu, farkında bile değilsin. Bu bir kaç kişi işine gelmeyeni buradan kovmaya çalışıyor. Sağ duyulu güzel yorum yapan kişiler küstah alaylar yüzünden çekildiler. Ben size soruyorum siz kimsiniz, kaç paralık adamsınız da, yarım yamalak bildiğiniz konularda bu tutumlara girebiliyorsunuz.

    “Cahil, başka yerde fink at yarı hakaret ve üsten bakan küçümseme ifadelerini ben kullanmadım ilk defa.

    Magnum başkanının yorumu aktardım buraya başka belgelerde var zamanı gelince öteki uluslararası FIAP ve benzeri kuruluşların ilkelerini buraya ekleyeceğim. Bu konular boş gevezelikle tartışılacak konular değil bilmek araştırmak gerekir kimse kursaktan yorum yapmasın derim.

  53. Koray Löker

    Sayın Mumcu, daha önceki kararıma dönerek sizinle muhataplığa bir son veriyorum.

  54. meursault

    “Fakat ben burada yapilan ve yazilan bazi seyler Erdal kinacinin yaptiklarindan daha cirkin ve ozellikle de cahil buluyorum.”

    diyerek bu sarmal’a ben sebep oldum sanirim. Fakat daha sonra bunu ki$iye degil belli bir gruba yonelttigimi aciklamaya calistim. Adem Mumcu’nun bir Turk fotografci olarak belli bir kaygiyi seslendirdigine inaniyorum. Ho$ bundan cok daha fazlasini seslendiriyor. Konu Turkiye’nin cesitli konularina dagildi. Dava sonuclanana kadar ben de baska yorumdan kaciniyorum. saygilar. peace.

  55. Adem Mumcu

    Güzel, çok iyi yapıyorsunuz. Kınacı da hapisten çıktı zaten.

  56. Adem Mumcu

    Turkiyenin bütün konuları birbirine bağlıdır. Her türlü ilkesiz, ahlak dışı davranışı hesap vermeden yaparım yada yapana sessiz kalırım, çıkarımı korurum davranışı ülkeyi, sanatta, ekonomide ve yönetimde 85 ci sene ülkeyi bu durumu getirdi.
    Bunları kabul mü edeceğiz yoksa değiştirecek cesaretimiz varmı, bütün sorun bu zaten.

Yorum Yaz