‘süreç’ Arşivi

Ali Miharbi | June 7th, 2009

20 Yıl Sonra Tankların Önündeki Adam

Geçen gün Michael Mandiberg, Tiananmen Meydanı’nda 1989′da yapılan, 4 Haziran Olayı olarak da bilinen olaylı protesto gösterilerin 20. yılı anısına, dört yıl önce gerçekleştirdiği bir projenin detaylarını yayımladı. Hem genel olarak kopyalarla ilgilenmesi nedeniyle, hem de dünyada Çin dışında çok iyi tanınan, İnternet’te dolaşan çeşitli varyasyonları (1, 2, 3, 4) ile popülerliğini kaybetmeyen ancak Çin’de hem geleneksel medya hem de Google gibi şirketlerin de katkıda bulunduğu İnternet sansürü nedeniyle fazla bilinmeyen ve yayımlanması yasak olan bir fotoğrafın kopyasını Çin’deki kopya resim ve reprodüksiyon atölyelerinde yaptırıp yaptıramayacağına dair bir deney yapma motivasyonu ile bu tarihsel olayın anısını tekrar canlandırdı. Her bir resim, şirketler ile yapılan yazışmalardan yapılan alıntılar ile adlandırılmış.

3590757935_bcbc19e3d4
Tiananmen Meydanı: Adam ve beyaz lamba resmedilecek mi, edilmeyecek mi?

Bu yazının geri kalanını okuyun »

Burak Arikan | May 4th, 2009

Türkiye Devleti YouTube’u 1 Yıldır Yasaklıyor

internet-yasaklari-20

Artık bir yasağın yıldönümünü hatırlar hale geldik. YouTube’un kapatılması kararını veren mahkemelerden sadece utanmıyoruz aynı zamanda tiksiniyoruz.

Bu yazının geri kalanını okuyun »

Burak Arikan | April 29th, 2009

Belediye Teknolojisi

belediye-bluetooth

belediye-bluetooth2

Belediyenin teknolojik durumu Beyoğlu’nda resmi bir mekanın camında yazıyor: “Bluetooth’unuzu açın yenilikler cebinize gelsin.” “Ekrana dokun Beyoğlu’nu yaşa!” Bir yanda bütün vatandaşlara turist muamalesi yapmak, diğer yanda plazma ekran bluetooth ile “teknolojiyi yakaladığını” zannetmek.

Bu yazının geri kalanını okuyun »

Burak Arikan | April 24th, 2009

Suriye Pasajında Gayri Maddi Emek ve Sanat

suriye-pasaji-tartisma-can

Suriye Pasajı’nda yapılmakta olan Göreli Konumlar ve Kanaatler sergisi dahilinde sunumlar ve konuşmalar yapılıyor. İlki geçen cumartesi yapılan tartışmada Borga Kantürk, Merve Şendil, ve Caner Aslan (yukarıdaki fotoğrafta) sanat üretiminde medyum konusuna odaklandılar. Yarın yapılacak tartışma ağlı bağlı internetli hayatımızı da göz önüne alarak günümüz sanatı ve kültürel üretiminde gayri maddi emek ve kimlik üzerine yoğunlaşacak.

Bu yazının geri kalanını okuyun »

Koray Löker | March 24th, 2009

Tasarımcının Üretimdeki Rolü Nedir?

Google’ın görsel tasarım şefi Douglas Bowman, geçtiğimiz günlerde görevinden istifa ettiğini açıkladı ve bu karara yol açan nedenleri blogunda yazdı. En temelde, tasarım kararları alınırken tasarım ilkelerinin işlediği süreçler yerine matematiksel çözümler ve veri odaklı yaklaşımlar sergilenmesi, Bowman’ı fazlasıyla yormuş görünüyor. Bu yorgunluk, akla şirketlerin tasarımcıyı nasıl algıladığı, şirket kültüründe tasarıma hangi rollerin yakıştırıldığı sorularını da getiriyor.

Digg’de 1632 kez iğnelenmiş ve 300′den fazla yorumlanmış olarak bulduğum bu hikayeye yapılan yorumları okurken, Apple üzerine odaklanan bir blogda bu yazıya cevaben ortaya atılan bir iddiayı gördüm. İddianın sahibi buzzandersen, bu yönde bir süredir kafasında dolaşan düşünceleri bu hikaye ile somutlaştırdığını belirterek şu ifadeye yer veriyor:

“Apple mühendislerle çalışan bir tasarım firması; Google tasarımcılarla çalışan bir mühendislik firması.”

Bu iki firma arasındaki bir fark ve firmalara özgü bir durum değil elbette, mesele yönetim süreçlerinde hangi disiplinin, hangi rolü üstlenerek üretime katıldığı. Kritik soru, bir ürünün geliştirilmesi sürecinde tasarım ve mühendislik disiplinlerinin hem kendi alt dalları (endüstriyel tasarım, görsel tasarım, yazılım mühendisliği, elektronik mühendisliği vb.) hem de birbirleriyle nasıl ilişkilendirileceği ve kararların hangi kriterler temel alınarak verilebileceği…

buzzandersen’in yazdıklarını yorumlayanlardan birinin, şaka yollu “Eee, peki Microsoft nedir, orta katman yöneticiler firması mı?” tespiti de aslında işin bir yönetim süreci farklılaşması olduğunu vurgular nitelikte.

Böyle bakınca da, konu teknoloji şirketlerini aşarak, üretim ilişkileri bağlamında çok daha geniş bir zemine yerleşiyor ve sorular çabucak sıralanıyor, sitenin müdavimleri açısından anlamlı olabilecek yanına odaklanmayı denersek:

  1. Tasarımcı üretimde nasıl bir role sahiptir?
  2. Tasarım, kullanım koşullarını rahatlık, kullanılabilirlik, amaca uygunluk yönünden şekillendirme önceliğiyle mi ele alınır, yoksa arzu yaratma amacıyla mı?
  3. Hangi tasarım iyi tasarımdır? Tasarımcı, ortaya koyduğu ürünlerin kalitesini hangi ölçümlerle ifade etmeyi başarabilir?
  4. ..?

Burak Arikan | March 23rd, 2009

Her Köye Bir Mini Nükleer Enerji İstasyonu

hyperion-power-module-water-blue

Atom bombasının icat edildiği Los Alamos Laboratuvarı’nda mini nükleer enerji istasyonu kurma teknolojisi geliştirildi. İstasyon başı 20,000 eve enerji sağlayabilecek teknolojinin kullanılması için ihale açıldı, Hypreion enerji şirketi ihaleyi kazandı ve üretime başladı.

hyperion-power-module-hpg

Hyperion Power Module (HPG)


Tipik olarak devletin veya dev küresel şirketlerin kontrolünde olan nükleer enerji artık kendin pişir kendin ye boyutlarına geliyor. Türkiye’de potansiyel nükleer enerji üreticlerinden karşısında duran aktivistlerine kadar bir olgunlaşma süreci yaşanadursun, Hypreion’un ve benzeri şirketlerin neredeyse tüketim ürünü sınıfındaki enerji modülleri satılmaya başladığında hem nükleer enerji karşıtlarının hem devletin aklı gidecektir. Milli elektrik ağından kopuk kendi kendine enerji üretip tüketebilen edebilen bölgeler olabilir. Bir yanda serbest pazar ekonomisinin vahşiliğine yetişemeyen siyasiler milli birlik beraberlik elden gidiyor diye tutuşurken, diğer yanda neo-neo-liberal partiler oy satın almak için köylere nükleer enerji modülleri dağıtıyor olabilirler 2015 seçimlerinde.

Sonra nükleer sanattan konuşuyor olabiliriz uranyum günlük hayata yerleştiğinde kültürel reflekslerimiz nükleeri yediğinde.

İlgili yazılar:

Burak Arikan | March 23rd, 2009

Uydudan İncirlik

İncirlik Hava Üssü Avrupa’da en fazla nükleer silah barındıran yer. ABD İncirlik’de 90 nükleer silah tutuyor, 40 tanesini Türkiye kullanma hakkına sahip (bkz: Nükleer Saadet Zinciri). Toplumdan soyutlanmış bu gerçekliğin aynı derecede soyut uydu fotoğraflarını toparladım.

Ayrıca şu tartışmadan iki İncirlik malzemesi daha çıktı, yazıya ekledim.

Büyük görmek için üzerine tık.

incirlik-2

incirlik-3

incirlik-4

incirlik-7

incirlik-8

incirlik-1

incirlik-5

incirlik-5

incirlik-ussu-turkiye-abd-power-outage-afg
“Power Outage” grafiiği İncirlik Air Base websitesinden alınımştır.

incirlik-ussu-plan
Pilotlar için hazırlanmış İncirlik Üssü uçuş şeması. PDF olarak indir (250KB).

Burak Arikan | March 21st, 2009

Ilımlı İslam Raporu

ilimli-islam-musluman-ag-moderate-rand

Nüfus kağıdında doğuştan “Dini: İslam” yazan ülkenin vatandaşları bu raporu okuyunuz.

“Ilımlı Müslüman Ağları Kurmak” raporunu indir (PDF 1MB)

Amerikan stratejik araştırma kurumu RAND Corporation 2007 Mart’ında “Ilımlı Müslüman Ağları Kurmak” başlıklı bir rapor yayınladı. 216 sayfalık rapor radikal ve dogmatik İslamcı bir kesimin yükseldiğini ve Kuzey Amerika ve Avrupa içlerindeki diasporalara kadar yayıldığını söylüyor. Ancak çoğunluk olduğu halde ılımlı Müslümanların aynı derecede ağlar kuramadığını ve ideolojilerini yayamadığını anlatıyor. Rapor ABD’nin Soğuk Savaş dönemindeki “ağ kurma deneyimi”nden yola çıkarak öğrenilen derslerin nasıl bugüne uygulanabileceğini anlatıyor, ve Ilımlı Müslüman Dünyası kurmak için bir yol haritası öneriyor.

Amerika’nın Soğuk Savaşı bu ülkede yaşayanların başına neler getirdi bilenler bilmeyenlere anlatsın. Amerika’nın ağ kurma deneyimleri Ilımlı İslam Dünyası yaratmak için nasıl kullanılır bu raporda tüm neo-liberal berraklığıyla madde madde dizilmişken, biz Soğuk Savaş çocuklarının çocuklarına, önce, bu raporu okumak anlamak düşer, sonra, başımızın çaresine nasıl bakacağımızı konuşuruz.

Raporun içeriği şöyle:

  1. Giriş
  2. Soğuk Savaş Deneyimi
  3. Soğuk Savaş ile Bugünkü İslam Dünyasınaki Meydan Okuma Arasındaki Parallelikler
  4. ABD’nin Radikal Gel-gitleri Önleme Gayretleri
  5. İslam Dünyasında Ilımlı Ağ Örme Yol Haritası
  6. Ağın Avrupa Kolu
  7. Ağın Güneydoğu Asya Kolu
  8. Ağın Ortadoğu Kolu
  9. Laik Müslümanlar: Fikirler Savaşında Unutulan Boyutlar
  10. Sonuçlar ve Tavsiyeler

Çizilen bu küresel stratejide Türkiye Devleti’nin ve Türkiye’deki grupların / cemaatlerin durumu ve potansiyel rolleri de anlatılıyor.

Ilımlı İslam Stratejisinin Ortakları

Türkiye, Malezya, Endenozya, Singapur gibi ülkeler İslami radikalizmin yaygın olduğu Arap yarım adası, Pakistan gibi bölgelere örnek olmalı diye genel bir stratejiden bahsediliyor tüm rapor boyunca. Bu yolda Amerika’nın potansiyel ortakları sistematik bir şekilde kategorilendiriliyor (sayfa 70):

  • Sekülerler (Amerikanca’da klisenin siyasetten ayrı olması)
  • Liberal Müslümanlar
  • Ilımlı gelenekselciler ve Sufiler

Sekülerler kendi içinde üçe ayrılıyor:

  1. Liberal sekülerler: Liberal veya sosyal-demokrat, batı tipi “medeni din”i benimsemişler.
  2. “Anti-clerelists”ler: Atatürkçülük veya Fransız laiklik (”laiceté”) kavramını benimsemişler. Türban vb. yasaklara sadık, devlet din kati bir şekilde ayrı.
  3. Otoriter sekülerler: Baasçılar, neo-komünistler. Din devlet ayrımının sömürülmesi. Ortadoğu’daki otoriter modernleşmeci siyasal akım. Bu kategori ortaklığa uygun görülmüyor. Nitekim Amerika Irak’ı işgal etti.

Liberal Müslümanlar politik ideolojide seküler olanlardan ayrılıyor. En iyi örneği Avrupa’daki Hıristiyan Demokratlar. Liberal Müslümanlar geleneksel veya modern temellerden gelebiliyorlar. İslami değerlerin demokrasiye uygun olduğunu benimsiyorlar. Raporda yazmıyor ama AKP neo-liberal müslüman ideolojisiyle bu tarife oturuyor.

Ilımlı gelenekselciler ve Sufiler genelde muhafazakar müslüman veya Sufi geleneğini benimsemiş. Türkiye’de Fethullah Gülen ve cemaati bu kategoride potansiyel bir ortak olarak anlatılıyor.

Avrupa’da Hıristiyan Demokrat Türkiye’de Müslüman Demokrat

Türkiye’de 2002 yılında AKPnin başa geçmesi hakkında enine boyuna yazıldı çizildi. Özetle Amerika ve Avrupa’ya yönelmiş ılımlı İslamı yürütecek bir parti destek aldı. Avrupa’da Hristiyan Demokrat Türkiye’de Müslüman Demokrat diye bir formül. Türkiye’de Fethullah Gülen ve Nakşibendi gibi cemaatlerin ulaştığı ekonomik ve dolayısıyla politik güç. Ilımlı İslam Raporu’na uygun gelişmeler.

Önemli iki soru:

  1. Ilımlı Müslüman ağları kurulması için Türkiye’de kim ne kadar destek aldı veya halen alıyor? Mesela AKP seçim bütçesinin kaynakları nelerdir? Fethullah ve Nakşıbendi cemaatlerinin gelir giderlerinin tam dökümü var mı? Kaynakların ne kadarı Amerika ve Avrupa’dan geliyor?
  2. Soğuk Savaş kadar dev bir strateji örtülü işletildiği sürece dünyaya faydalı olabilir mi? Kapalı kapılar ardında yapılan işlemler sonucunda ortaya yeni Gladio’lar yeni –Ilımlı İslam– Ergenekon’ları çıkmaycak mı?

Kim ne strateji uygularsa uygulasın sağlıklı bir ortam için devletin ve toplumsal kuruluşların (cemaatlerin) tüm alış verişleri işlemleri herkese açık olmalıdır. Açıklık oransız güç birikimini engelleyecek ve gerçekten eşit şartlarda* rekabet sağlayacaktır.

Tartışma

Bu raporu okuyup göz attıkça size ilginç gelen yerleri –mümkünse Türkçe çevirisiyle– yorumlarda paylaşın, öğrenelim, tartışalım.

* “Eşit şartlarda rekabet” serbest pazar ekonomisinin temeli bir Amerikan mantrasıdır. Ancak her zaman örtülü işlemler yapıldığı için hiç bir zaman eşit şart olmamıştır.

İlgili yazılar:

Ali Miharbi | December 6th, 2008

Sürdürülebilir Sanat

1987′de Dünya Çevre ve Kalkınma Komisyonu, Brundtland Raporu’nda sürdürülebilirlik terimini ilk defa kullandığında “bugünün gereksinimlerini, gelecek kuşakların gereksinimlerini karşılama yeteneğinden ödün vermeden karşılayan kalkınma” şeklinde bir tanım olarak getirmiş. Bunun yanında, sürdürülebilirlik stratejilerini “insanların kendi aralarında veya doğa ile aralarında uyumu ilerletmek” şeklinde tanımlamak, böylece anlamını çevre bilinci ile sınırlamayıp sosyal kalıcılığı da amaç edineceği şekilde genişletmek olası. Bu stratejinin tasarım alanına uygulandığı örnekler giderek artarken “Sanatta da sürdürülebilir işler olabilir mi? Bu tam olarak ne demek?” sorusu çıkıyor ortaya. Buna verilebilecek cevaplardan birini Smart Museum of Art‘ta 2005′te düzenlenen Beyond Green: Toward a Sustainable Art sergisi veriyor.

Aslında sürdürülebilir sanata, aktivist sanatın bir alt kategorisi gibi bakabiliriz. Galeriden dışarı çıkmış, değişik konulara değinme yoluyla bir diyalog yaratmakla kalmayıp doğrudan konu ile ilgili mekana giden, katılımcı, müdahaleci, geçici sosyal bir etkinlik olmaktan çıkıp yarattığı etkinin kalıcı bir iz bırakmasını amaç edinen işler. Burada zaman zaman tasarım statejileriyle kesişmeler, tasarım dilininin kullanılması da karşımıza çıkıyor ortak sorunların her disipline nüfuz etmesi nedeniyle. Geçmişe gidip bu anlayışla yapılan sanat eserlerini arayacak olursak karşımıza Joseph Beuys’un 7000 Meşe Ağacı (1982), Harriet Feigenbaum’un Söğüt Halkaları (1985), Mel Chin’in Diriltme Sahası (1990-93) gibi örnekler çıkıyor. Daha güncel örnekler için resimler ve bağlantıları ekliyorum kısa açıklamaları ile:

Michael Rakowitz, (P)LOT (2004-devam ediyor): Araba örtüsü ve taşınabilir iskelet sayesinde sadece park ücreti ödeyerek şehirde “kamp yapma” imkanı sağlıyor.

Paul Chan, New Orleans’ta Godot’u Beklerken (2007): New Orleans’taki halkla etkileşime girmek suretiyle Beckett’in Godot’u Beklerken oyununun şehrin çeşitli yerlerinde halka açık olarak sahnelenmesi.

Mel Chin, FUNDRED (2008-devam ediyor): 3.000.000 öğrenciye 100 dolara benzeyen boş para şablonları veriliyor ve kendi para tasarımlarını yaratmaları isteniyor. Sonrasında öğrenciler isterlerse tasarladıkları paraları projeye bağışlıyorlar ve kamyon dolusu “sanatsal” para, gerçek para ile değiştirilme isteği ile Washington DC’ye götürülüyor. Amaç, toplanan parayı Katrina sonrası New Orleans’ın tekrardan toparlanması için kullanmak.

Allora & Calzadilla, Under Discussion (2004-05): Venedik Bienali’nde gösterilen videodan bir görüntü. Vieques Adası’nın 1970′lerdeki Balıkçı Hareketi’nden günümüze adanın durumunun masaya yatırılmasını inceliyor.

 

Marjetica Potrc, Rooftop Room (2003): 8. Istanbul Bienali için gerçekleştirilen, Kuştepe’de düz çatılı bir evin üzerine yerleştirilen saç tavan. Kenarlara yerleşmiş olan perdelerin yerine sergi sonrası bina sahipleri tarafından kalıcı duvarlar inşa ediliyor.

Ali Miharbi | September 10th, 2008

Virüs ve Antikor

Bir süre önce Sanat Ürününde Nesneden Sisteme Geçiş yazısının yorumları arasında günümüz sanat eserleri için yapılan virüs analojisini ve bu benzetmenin sorunlu olup olmadığı tartışmıştık. Bu benzetmeyi kendi işleri için kullanan; sanata, sosyal gerçekliğin içine ilave edilmiş bir fikir olarak bakan Mel Chin, sosyal işlerini ve onları barındıran düzenleri, barındırıcı beden ile yaratıcı bir ilişki halinde ortak yaşayan bir virüse benzetiyor. Mel Chin’in bu görüşü arazi ıslahı, şehirsel yenileme, bilgisayar kültürü, unutulan kabile kültürleri, pembe diziler gibi çok değişik alan ve konularda işler verebilmesi ile de kendini gösteriyor.

Mel Chin. Diriltme Sahası, 1990

 

Yazının yorumlar kısmında Burak ve Kerem ile bu benzetmedeki eksiklikler ve sorunlardan bahsederken, virüs denildiğinde ilk akla gelen barınma ve çoğalma eylemlerinden ağırlıklı olarak barınmaya gönderme yapılarak analojideki paralelliğin bozulması, kelimenin verdiği olumsuz izlenim, zaman zaman çok etkili olduğunu görsek de bir taktik olarak seçilip seçilmemesi konusunun açık olmaması, zaman zaman sanatçıların buna bağlı olarak etiğe aykırı davranışları (belki de virüssel davranışın tek başına bir kriter olamayacağı) gibi noktaları sorgulamıştık.

 

b12 antikorunun (yeşil) hedefi ile karşılaşmasını gösteren 3 boyutlu x-ışını kristalografisi ile oluşturulmuş resmi

Geçenlerde Jolin Blais ve Jon Ippolito‘nun yazdığı At the Edge of Art kitabı elime geçince ilginç bir görüş ve değişik bir analoji ile karşılaşmış oldum. Burada virüs benzetmesi sanat için değil, durmaksızın üreyerek çoğalan teknoloji için yapılıyor. Burada teknoloji ile kastedilen, tek bir parça oluşum olarak teknoloji değil, teknolojik kavramlar. Bunu açmak gerekirse, evrim biyoloğu ve etolog Richard Dawkins‘in tabiriyle teknolojik memlerin kastedildiğini söyleyebiliriz. Dawkins, Gen Bencildir kitabında mem (İngilizcesi meme) kavramını biyolojideki gen teriminden yola çıkarak toplumda yayılan kültürel birimler, akımlar, metaforlar olarak tanımlamıştı. İnsanların teknolojiyi etik değerlere göre irdeleme ve sonuçlarını tahmin edebilme kapasiteleri teknoloji ile aynı hızda artmadığı için teknoloji ile kültür arasında  bir kopukluk oluşabiliyor. Teknolojinin bağımsız bir organik oluşum gibi, kültüre karşı kayıtsız kalabilmesi, bu yüzden içine girdiği organizmanın yaşamına sadece kendini kopyalacak kadar zaman sağlaması için önem vermesi, hem virüslerin hem teknoloji memlerinin sürekli mutasyon halinde olmaları (yeni yazılımlar gibi), hücrenin (veya toplumun) normal işleyişini durdurması ve onu ‘kaçırıp’ başka bir yöne götürmesi gibi paralellikler virüs benzetmesini teknoloji için kullanmanın yerinden olacağı fikrini desteklemek için belirtilmiş. Teknolojinin organik bir yapı gibi hızla çoğalması karşısında bilinçlenmeyi sağlayacak mekanizmalardan biri olarak sanat gösterilirken, tekrar biyoloji örneğine dönerek, bağışıklık sistemimizin çalışma şeklini ve vücudu yabancı maddelere karşı uyaran antikorları anlatarak sosyal mekanizmanın (başka bir deyişle kolektif bilinçaltımızın bağışıklık sisteminin) işleyişi için bir model oluşturuyor. Antikor olarak sanat fikrine dayanan mekanizma şu şekilde işliyor:

 

Sapma, yoldan çıkma: Yabancı maddelerin sezilmesinde kullanılan karmaşık moleküller olan antikorlar, akyuvarlar tarafından üretiliyor. Güvenilir bir mekanizma olmaları, her maddeye bir antikorun tekabül etmesi ile mümkün oluyor. Bu da genetik çeşitleme sonucu mümkün oluyor ve böylelikle yabancı madde daha vücuda girmeden milyarlarca antikordan biri onu ‘karşılayabilecek’ durumda oluyor.

 

Alıkoyma: Çeşitlilik sonucu ortaya çıkan ‘biçimlerden’ sadece bir kısmı vücudun veya sosyal kitlenin işine yarayacak özellikte oluyor. Bunu da alıkoyma süreci belirliyor. Mesela suçiçeği virüsü vücuda girince, şekli ona ‘uyan’ antikor tarafında ‘yakalanıyor’.

 

 

Açığa çıkarma: Sadece bir virüsü yakalamak tek başına yeterli olmadığı için tüm sistemin haberdar edilmesi gerekiyor.

 

 

 

Uygulamaya koyma: Açığa çıkarma işlemini yapan antikor hızla klonlanarak her tarafa yayılıyor.

 

 

 

Tanınma, onaylanma: Bağışıklık sistemi harekete geçirilerek yabancı maddeyi yoketmeye, asimile etmeye çalışıyor. Bazı sanatçıların, onaylanmak istemelerine rağmen, kendilerinin de asimile olabileceği ve bu yolla etkilerinin azalacağı düşüncesiyle hedef almaktan kaçındıkları eylem.

 

Etkiyi sürdürme: Çoğalmış olan antikorların, gelecekteki bir tehdide karşı vücutta hazır bulunmaları. Sanatta kültürel belleğe rastgeliyor.

 

 

Virüs benzetmesindeki, yoketmek veya sadece sömürüp sonra başka bir organizma bulmak çağırışımlarının yerini vücudu koruyucu bir işlev ile değiştirmesi açısından kayda değer bir benzetme. Ancak buna katılmak için sanırım öncelikle teknolojik memlerin kontrolden çıkmış bir sistem oluşturduğuna ikna olmak gerekiyor.

İlgili Yazılar: