‘işlemsel’ Arşivi

Ali Miharbi | November 20th, 2008

Open Sound Control ile Processing – Pure Data Haberleşmesi

Yeni Formlar: Reaktif Müzik yazısında konu Pure Data‘dan (PD) açılmışken, işlemsel ses ve müzik konusunda oldukça kuvvetli olan bu gerçek-zamanlı grafiksel programlama ortamını, şahsen grafik ve video işleme konusunda daha doğrudan kontrol sağladığını düşündüğüm Processing ile haberleştirmenin ve bu iki alemin güçlerini birleştirmenin yolunu gösteren bir yazı yazmaya karar verdim. Burada vereceğim örneği elbette sadece Processing veya sadece Pure Data (pd-extended paketinin içinde gelen veya PD’ye ayrıca ekleyebileceğiniz OSCx ve GEM kütüphanelerini kullanmak suretiyle) ile yapmak da mümkün ama daha karmaşık uygulamalar için (mesela ağ üzerinden, değişik platformlarda yazılmış programların entegrasyonu) bir örnek olma amacı taşıyor.

Hem PD hem de Processing (Python, Ruby, Java, Microsoft.Net, vvvvMaxMSPLiveAPI, OSCulator vb. sayısız ortam gibi) Open Sound Control – OSC protokolünü destekliyor. OSC, bilgisayarlar, synthesizer’lar ve bilimum çeşit multimedya cihazını birbirine bağlamayı kolaylaştırmak için geliştirilmiş, modern ağ teknolojileri ile hatasız, birlikte çalışan, esnek sistemler kurmak için birebir bir protokol. Bunun yanında ağlar üzerinde çalıştığı icin MIDI’nin sunamadığı yeni türden etkileşimlere de (İnternet üzerinden gerçek-zamanlı etkileşim, değişik veri tiplerini ve donanımları birbirine bağlamak gibi) imkan sağlıyor. 

İşin Processing ayağından başlayalım:

Önce oscP5 kütüphanesini indirmek gerekiyor. Normalde yapılanın aksine, sıkıştırılmış dosyaları açtıktan sonra libraries klasörüne değil, sketches klasörü içine atıyoruz. Bu kütüphane birçok örnekle gelse de, buradaki amacımız için aşağıdaki gibi sade bir kod yazabiliriz:

import oscP5.*;
import netP5.*;

OscP5 oscP5;
NetAddress myRemoteLocation;

void setup() {
  size(400,200);
  frameRate(25);
  stroke(255);
  oscP5 = new OscP5(this,12000);
  myRemoteLocation = new NetAddress("127.0.0.1",9999);
}

void draw() {
  background(0);
}

void mouseDragged() {
  line(mouseX, 0, mouseX, height);

  OscMessage msg1 = new OscMessage("/msg1");
  OscMessage msg2 = new OscMessage("/msg2");

  msg1.add(map(mouseX, 0, width, 69, 100));
  msg2.add(50);

  oscP5.send(msg2, myRemoteLocation);
  oscP5.send(msg1, myRemoteLocation);
}

 

 

 

 

void mouseReleased(){
  OscMessage msg2 = new OscMessage("/msg2");
  msg2.add(0);
  oscP5.send(msg2, myRemoteLocation);
}

Bu örnek tek bilgisayarda lokal olarak çalışıyor ama IP adresini değiştirerek ağ üzerinde çalışır hale getirmek de olası. Burada 9999 numaralı porta iki mesaj yolluyoruz. Birincisi mouse’un x koordinatını okuyarak 69 ile 100 arasında bir değer ile eşleştiriyor. Daha sonra PD, bu değerleri MIDI girişi olarak alıp frekansa çevirecek.

Bu program çalışırken PD’yi açıp oynamaya başlayabiliriz. Herşeyin düzgün çalışabilmesi için PD_extended–>Preferences–>Startup içinde “oscx”in olması gerekiyor. Pure Data ile haşır neşir olmamış ama bu vesileyle girişmeye niyetlenmiş olan varsa buradan ve buradan başlayabilirler. Temel nesneler dışında dumpOSC ve OSCroute nesnelerini kullanıyoruz ve 9999 no’lu portu dinleyip Processing’den gelen mouse değerine göre frekansı değişen bir kosinüs dalgası yaratıyoruz:

PD kodunu da aşağıya ekleyip ilk eğitsel-öğretsel yazımı burada noktalıyorum:

Diğer yönde, PD’den Processing’e mesaj göndererek, Processing ekranına daire veya kare çizdiren örnek kod:

Düğümküme’de yayımlanan ilgili yazılar:

Ali Miharbi | September 10th, 2008

Virüs ve Antikor

Bir süre önce Sanat Ürününde Nesneden Sisteme Geçiş yazısının yorumları arasında günümüz sanat eserleri için yapılan virüs analojisini ve bu benzetmenin sorunlu olup olmadığı tartışmıştık. Bu benzetmeyi kendi işleri için kullanan; sanata, sosyal gerçekliğin içine ilave edilmiş bir fikir olarak bakan Mel Chin, sosyal işlerini ve onları barındıran düzenleri, barındırıcı beden ile yaratıcı bir ilişki halinde ortak yaşayan bir virüse benzetiyor. Mel Chin’in bu görüşü arazi ıslahı, şehirsel yenileme, bilgisayar kültürü, unutulan kabile kültürleri, pembe diziler gibi çok değişik alan ve konularda işler verebilmesi ile de kendini gösteriyor.

Mel Chin. Diriltme Sahası, 1990

 

Yazının yorumlar kısmında Burak ve Kerem ile bu benzetmedeki eksiklikler ve sorunlardan bahsederken, virüs denildiğinde ilk akla gelen barınma ve çoğalma eylemlerinden ağırlıklı olarak barınmaya gönderme yapılarak analojideki paralelliğin bozulması, kelimenin verdiği olumsuz izlenim, zaman zaman çok etkili olduğunu görsek de bir taktik olarak seçilip seçilmemesi konusunun açık olmaması, zaman zaman sanatçıların buna bağlı olarak etiğe aykırı davranışları (belki de virüssel davranışın tek başına bir kriter olamayacağı) gibi noktaları sorgulamıştık.

 

b12 antikorunun (yeşil) hedefi ile karşılaşmasını gösteren 3 boyutlu x-ışını kristalografisi ile oluşturulmuş resmi

Geçenlerde Jolin Blais ve Jon Ippolito‘nun yazdığı At the Edge of Art kitabı elime geçince ilginç bir görüş ve değişik bir analoji ile karşılaşmış oldum. Burada virüs benzetmesi sanat için değil, durmaksızın üreyerek çoğalan teknoloji için yapılıyor. Burada teknoloji ile kastedilen, tek bir parça oluşum olarak teknoloji değil, teknolojik kavramlar. Bunu açmak gerekirse, evrim biyoloğu ve etolog Richard Dawkins‘in tabiriyle teknolojik memlerin kastedildiğini söyleyebiliriz. Dawkins, Gen Bencildir kitabında mem (İngilizcesi meme) kavramını biyolojideki gen teriminden yola çıkarak toplumda yayılan kültürel birimler, akımlar, metaforlar olarak tanımlamıştı. İnsanların teknolojiyi etik değerlere göre irdeleme ve sonuçlarını tahmin edebilme kapasiteleri teknoloji ile aynı hızda artmadığı için teknoloji ile kültür arasında  bir kopukluk oluşabiliyor. Teknolojinin bağımsız bir organik oluşum gibi, kültüre karşı kayıtsız kalabilmesi, bu yüzden içine girdiği organizmanın yaşamına sadece kendini kopyalacak kadar zaman sağlaması için önem vermesi, hem virüslerin hem teknoloji memlerinin sürekli mutasyon halinde olmaları (yeni yazılımlar gibi), hücrenin (veya toplumun) normal işleyişini durdurması ve onu ‘kaçırıp’ başka bir yöne götürmesi gibi paralellikler virüs benzetmesini teknoloji için kullanmanın yerinden olacağı fikrini desteklemek için belirtilmiş. Teknolojinin organik bir yapı gibi hızla çoğalması karşısında bilinçlenmeyi sağlayacak mekanizmalardan biri olarak sanat gösterilirken, tekrar biyoloji örneğine dönerek, bağışıklık sistemimizin çalışma şeklini ve vücudu yabancı maddelere karşı uyaran antikorları anlatarak sosyal mekanizmanın (başka bir deyişle kolektif bilinçaltımızın bağışıklık sisteminin) işleyişi için bir model oluşturuyor. Antikor olarak sanat fikrine dayanan mekanizma şu şekilde işliyor:

 

Sapma, yoldan çıkma: Yabancı maddelerin sezilmesinde kullanılan karmaşık moleküller olan antikorlar, akyuvarlar tarafından üretiliyor. Güvenilir bir mekanizma olmaları, her maddeye bir antikorun tekabül etmesi ile mümkün oluyor. Bu da genetik çeşitleme sonucu mümkün oluyor ve böylelikle yabancı madde daha vücuda girmeden milyarlarca antikordan biri onu ‘karşılayabilecek’ durumda oluyor.

 

Alıkoyma: Çeşitlilik sonucu ortaya çıkan ‘biçimlerden’ sadece bir kısmı vücudun veya sosyal kitlenin işine yarayacak özellikte oluyor. Bunu da alıkoyma süreci belirliyor. Mesela suçiçeği virüsü vücuda girince, şekli ona ‘uyan’ antikor tarafında ‘yakalanıyor’.

 

 

Açığa çıkarma: Sadece bir virüsü yakalamak tek başına yeterli olmadığı için tüm sistemin haberdar edilmesi gerekiyor.

 

 

 

Uygulamaya koyma: Açığa çıkarma işlemini yapan antikor hızla klonlanarak her tarafa yayılıyor.

 

 

 

Tanınma, onaylanma: Bağışıklık sistemi harekete geçirilerek yabancı maddeyi yoketmeye, asimile etmeye çalışıyor. Bazı sanatçıların, onaylanmak istemelerine rağmen, kendilerinin de asimile olabileceği ve bu yolla etkilerinin azalacağı düşüncesiyle hedef almaktan kaçındıkları eylem.

 

Etkiyi sürdürme: Çoğalmış olan antikorların, gelecekteki bir tehdide karşı vücutta hazır bulunmaları. Sanatta kültürel belleğe rastgeliyor.

 

 

Virüs benzetmesindeki, yoketmek veya sadece sömürüp sonra başka bir organizma bulmak çağırışımlarının yerini vücudu koruyucu bir işlev ile değiştirmesi açısından kayda değer bir benzetme. Ancak buna katılmak için sanırım öncelikle teknolojik memlerin kontrolden çıkmış bir sistem oluşturduğuna ikna olmak gerekiyor.

İlgili Yazılar:

Burak Arikan | April 22nd, 2008

Türkiye’de İşkencenin Stratejik Haritası İnternet’te Yayınlanıyor

iskence-harita

Modern hayatta işkence itiraf almak amacıyla sorgulamada kullanılıyor. İşkence tarihinde ceza olarak kullanıldığını biliyoruz ancak günümüzde sorgulamalarda kullanılan işkence evrensel olarak bir insan hakları ihlalidir. Türkiye’de hala işkence yapanların geçmişi Soğuk Savaş döneminde Türkiye’de hortlayan hem devletten hem askeriyeden “bağımsız güvenlik güçleri”nin CIA’den öğrendiklerine dayanıyor olabilir (bkz kontrgerilla el kitabı). Günümüzde işkenceyi kim kime dayattı, kimlerin emriyle yapılıyor bu çok karmaşık bir mesele, karmaşık çünkü normalde takip edemiyeceğimiz ağlı bağlı zincirleme ilişkilere dayanıyor. Bu ilişkiler zincirini görebilmek için önce bu bilgilere, sonra da bir haritaya ihtiyacımız var.

Helsinki Yurttaşlar Derneği (hYd) ve İnsan Hakları Gündemi Derneği (İHGD)‘nin ortak projesi “Hak Mücadelesinde Haritalama Yöntemi” Türkiye’de işkencenin stratejik haritasını çıkardı.

Bu yazının geri kalanını okuyun »

Ali Miharbi | April 21st, 2008

Demo Kültürü ve Plazma

2003 yılında Kiasma‘da demoskene.katastro.fi isimli bir sergide Commodore 64′ler, Amiga’lar, Atari’ler ve PDA’ler üzerinde çeşit çeşit demonun sergilendiğini görünce oldukça şaşırmıştım. 1980 ve 90′ların donanımlarıyla yapılmış bu demo ve intro’lar, sadece günümüzün medya sanatının şekillenmesinde etkili olmakla kalmamış, aynı zamanda da bugünün bilişim endüstrisindeki birçok insanın da yetişmesini sağlayan kültürel bir fenomen haline gelmişti. Yakın zamanda da öğrendim ki demoscene alt kültürü bugün de Breakpoint ve Assembly gibi dev parti organizasyonlarını düzenli olarak sürdürebilecek kadar yaygın. Bu çevrenin Türkiye’deki durumunu merak edenlerin demoscene kültürünün yanısıra yazılım, donanım ve sanatsal konulara da eğilen “Amatör Bilgisayar Kültürü Dergisi” Plazma’dan bilgi edinmeleri mümkün: http://www.plazma-dergi.org

Ali Miharbi | January 25th, 2008

Cepler Sonuna Kadar Açık

mypocket-graph.png

Burak Arıkan’ın Turbulence tarafından desteklenen, finans ağları, kendi günlük yaşamı ve bilgisayar ağlarını buluşturduğu yeni projesi MYPOCKET yayımlandı. MYPOCKET, finansal kayıtların bir yandan bizim için mahrem bilgiler olmasını, diğer yandan da çeşitli kuruluşlarca pazarlama verisi toplamak amacıyla veya finansal anlamda güvenilirliğimizin analiz edilmesi için kullanılmasını birer çıkış noktası olarak almış. Burak, son iki yıldır elektronik olarak kayıtlara geçen ne kadar finansal bilgi varsa bunları toplayan, arşivleyen ve gelecekteki harcamaları analiz eden, başka bir deyişle ağda yaşayan ve geleceği öngören bir yazılım geliştirmiş. Bu analizler bir yandan gelecekteki harcamalar hakkında tahminler yürütürken, diğer yandan da bu analizlerin değerlendirilmesi yoluyla sanatçının yaşamına etki ederek gelecekteki harcama alışkanlıklarında da değişiklikler yaratabiliyor, böylelikle iki yönlü bir etkileşim sunuyor.

 

interfaces.jpg

 

MYPOCKET, günümüzün tekno-kültürel ortamından esinlenerek, kendisini 3 değişik arayüz üzerinden gösteriyor:

 

  1. Banka İşlemleri RSS beslemesi: Internet’te en yaygın kullanılan RSS haber yayımlama formatı binlerce kaynaktan sürekli akan bir bilgi seline bağlanmamızı sağlar. MYPOCKET Burak’ın günlük alışverişlerine RSS okuyucunuzdan tıpkı haberleri takip ettiğiniz gibi takip edebilmenize imkan veriyor. Böylece erişilebilirliği arttırarak açıklığın altını çiziyor.
  2. Banka İşlemleri Ağı: Bir sonraki alışverişleri tahmin etmek için iki yıllık alışverişlerin birbirleriyle olan ilişkisine bakılıyor. Ortak alışveriş kategorileri, ortak haftanın günü ve aynı haftası gibi noktalardan kurulan ilişkiler zaman içinde gelişiyor. Banka İşlemleri Ağı ile bu dinamik ilişkilerin tümüne bir anda, yani henüz işlenmemiş bir mantık örgüsüne bakıyoruz.
  3. Tahmin Edilmiş Nesneler: Kasıtlı bir analiz sonucunda gelecekte olacağı tahmin edilen bir olayın gerçekleştikten sonraki fiziksel kanıtları. Yaşamın yan ürünleri. MYPOCKET projesinde Burak banka kartıyla yaptığı alışverişlerin fişlerini saklıyor, ve tahmin edilenleri “tahmin edilmiştir” diye işaretliyor. Bu fişler hem yapılan alışverişin bilgilerini içerdiği için hem de varlıkları önceden bilinmiş oldukları için birer eşsiz nesne oluyor.

 

Burada ilginç bulduğum noktalardan biri, daha önce pek çok sanatçının kullanmış olduğu gözetlenme olgusunun özel bir alanına, finansal verilere bakması. Özellikle 11 Eylül’den sonra Batı’da artan güvenlik önlemlerinin özgürlükleri kısıtlamasına dikkat çeken birçok sanatçı bunu vurgulamak için çeşitli yöntemler kullanmışlardı. Bunlardan en can alıcısı Hasan Elahi‘nin FBI’a vermesi gereken raporu canlı bir GPS verisi izleme projesi haline getirmesi idi. Bu projede ise takip edilme ne üstten gelen bir otoritenin güvenliği artırma amacıyla ne de bunu yayarak eğlence haline getirmekle ilgili. Burada söz konusu olan, bankalar tarafından zaten sürekli olarak takip edilen harcamalarımız. İlk bakışta sadece birer veri akışından ibaret, amacı ne yeryüzündeki koordinatlarımızı vermek ne de nasıl bir insan olduğumuzu belirlemek. Ancak bu veriler yeterince toplandığı ve istisnasız olarak her harcama bir veri akışıyla Internet’ten yayımlandığı zaman bunun aslında mahrem bir bilgi olduğunu ve bankalarda toplanma amacının çok ötesinde kullanılabileceğini daha iyi görebiliyoruz.

 

mypocket-graph-2.jpg

Banka işlemlerinin birbirleriyle kurdukları ilişkilerin görsellemesi. İki işlem arasında bağlantı oluşması için ya aynı kategoride olmaları, ya haftanın aynı gününde gerçekleşmiş olmaları, ya da ayın aynı haftasında gerçekleşmiş olmaları gerekiyor. Çizgi kalınlıkları bağlantının iki ucundaki harcamaların toplamını gösteriyor.

 

Diğer bir can alıcı nokta da, bu verilerle yapılan tahminler ve sanatçı-yazılım arasındaki iki yönlü adaptasyon. Popüler kültürde de BBG gibi TV programlarında gözetlenmenin insanlar üzerindeki yapaylaştırıcı etkisini, hayatı izlenen televizyondan izlenen kişinin gerçek hayatı ile rol oynama eyleminin iç içe girdiğini görmüştük. Burada, içinde rol oynanan kontrollü bir ortamdan söz edemesek de ve yayımlanan veri yaşamın sadece kısıtlı bir alanına dahil olsa da, bu aslında yaşamın kolaylıkla sayısallaştırabilir bir kesiti üzerinde yoğunlaşmamızı ve etkilerini daha ayrıntılı bir şekilde görmemizi sağlıyor. TV sinyalleri yerine Internet üzerinden banka ve kredi kartı işlemlerini RSS akışları bize bilgileri anında ulaştırırken, Internet’in etkileşimli yapısına da uygun olarak bu akışın tek yönlü olmadığının bilinci ile geleceğe dair tahminler de veriyor, bugün Amazon benzeri birçok alışveriş sitesinde bize yapılan “Daha önce şu ürünü almışsınız, o halde bu ürünü de beğenebilirsiniz” tarzında tavsiyeler veya kredi kartı şirketlerinin yaptıkları puanlandırmalar gibi… Bu tahminlerin, insan davranışının karmaşası nedeniyle ne kadarının sonucu etkilemeden nesnel olarak dışarıdan yapıldığı; ne kadarının, parçacık fiziğinde ölçüm eyleminin ölçülen ile aynı ölçekte gerçekleşmesi nedeniyle ölçüm sonucunu etkilemesine benzer şekilde, sanatçının finansal kaderini önceden çizdiği meçhul. Burak, belki de işin bu yönüne vurgu yapmak, halkayı tamamlamak için doğru tahmin edilen harcamaların fişlerini işaretleyerek tüm bu fiziksel-ağlı-işlemsel performansın yanında, henüz oluşmamış olan nesnelerin adeta anılarını önceden oluşturup, sonradan gerçekleştikleri takdirde onları da birer hazıryapım nesne (veya tahmin edilmiş nesne) olarak işin içine katıyor. Böylece gelecek sadece tahmin edilmiş değil, aynı zamanda da maddeleştirilmiş oluyor; bu da insanların alışveriş alışkanlıklarının izlenmesi yoluyla yapılan tahminlerin doğrudan ekonomik değeri olduğu bu zamanları gayet iyi yansıtıyor.

 

Proje adresi: http://transition.turbulence.org/Works/mypocket

 

Ali Miharbi | November 30th, 2007

Zombi Performanslar

Son zamanlarda 1960 ve 70′lerin önemli performans sanatı işleri daha yoğun bir sıklıkta tekrardan canlandırılır oldu. YouTube’da Bruce Nauman’ın performans videolarının imitasyonları bir yana, özellikle 2005′te Marina Abramovic‘in Vito Acconci, Joseph Beuys, Valie Export gibi isimlerin performanslarını Yedi Basit Yapıt adı altında tekrardan canlandırması, DJ Spooky‘nin Nam June Paik’ın TV Cello’sunu tekrardan yorumlaması; bu yılki Performa‘da Allan Kaprow‘un 2006′da ölümünden önce verdiği izin üzerine zamanı için dönüm noktası sayılan 6 Bölümlük 18 Happening (1959) işinin tekrar icra edilmesi ve Second Life‘da olup bitenler bunun daha da yayılması olası yeni bir eğilim olduğunu düşündürüyor. Yapılan işlerin çeşitliliği ise değişik motivasyonları ön plana çıkarıyor: İroni, övgü, iletişim toplumunda performansın yerini sorgulama, artık fikirlerin ham haliyle hızla yayılabilmesi ve bunun sadece anlık mesaj atarak, bloglara yorumlar yazarak değil, Second Life gibi ortamlarda kodlanmış eylem olarak, görsel şekillerde de yapmanın mümkün olması ve sözlü iletişim dediğimiz şeyin artık sadece ağızdan ağıza değil ekrandan ekrana iletilmesi yoluyla toplumsal bir hafıza oluşturmaya başlamamız gibi birçok etken geliyor aklıma..Biraz geri gidersek, sanatçı performansları, II. Dünya Savaşı sonrası Japonya, Avrupa ve ABD’de aynı anda yaygınlaşmıştı. Bedenlerini biçim ve içerik olarak kullanarak doğrudanlık, vasıtasızlık sağlamak; insan bedenini ön plana, nesnenin önüne çıkarmak amacındaydılar: Savaştaki katliamlar, daha önce benzeri yaşanmamış bir yokolma korkusu ve savaş sonrası yaşadıkları dönem için hem iyimser hem karamsar çağrışımlar yapabilen Atom Çağı tabirini kullanmaları bile tek başına o zamanlar hakkında kabaca bir fikir veriyor.burden-shoot.jpgTemsil edici nesnelerden doğrudan sunulan eylem biçimlerine geçiş, başta çok çeşitlilik gösteriyordu: Happening’ler, Fluxus, aksiyonlar, ritüeller, demonstrasyonlar, direkt sanat, yıkım sanatı, olay sanatı, beden sanatı, vs. sonradan 70′lerde hepsine genel bir tabirle performans sanatı denmeye başlandı ve Chris Burden 1971′de (Vietnam Savaşı’nın sürdüğü sıralarda) en sansasyonel performanslardan birini yaptı: Shoot. Burden, bir asistanına beş metre kadar uzaklıktan tüfekle nişan alarak koluna sıyrık açması için talimat veriyor, ancak kurşun biraz daha içerden geçiyordu. Yine o yıllarda, Burden bedenini agresif bir şekilde sanatsal nesneye dönüştürmesi hakkında “Benim sanatım bir gerçeklik sorgulaması: Anormal durumlar oluşturarak daha üst seviyede bir gerçeklikte, değişik bir mertebede işliyor. O anlar için yaşıyorum.” yorumunu yapmıştı. Bugün ikonlaşmış olan Shoot performansı özellikle son yıllarda daha da sık karşımıza çıkar oldu.Scott Kildall, Paradise Ahead Serisi‘nde (2006-2007), Second Life’ın ilkel grafik ortamını kullanarak ikonlaşmış sanat enstalasyonları, performanslar, filmler ve fotoğrafları tekrardan sahnelendiriyor. Sahnelenen ve ekran görüntüleri dijital baskı olarak ‘belgelenerek’ sergilenen performanslardan birisi de Chris Burden’in Shoot performansı. Çizgi film karakterlerine benzeyen avatarların, zamanında büyük bir ciddiyetle yapılmış olan bu işleri tekrarlamaları, ortamın kendisinin, canlandırmak istediği nesne ve olayların önüne geçebildiğini ve en dramatik olayları bile güçsüz kılabildiğini gösteriyor.

shoot21.jpg

Scott Kildall, Shoot (2006)

Bienal Virüsü ve 13 En Güzel Avatar gibi işleriyle isimlerini daha önce duyduğumuz Eva & Franco Mattes, diğer isimleriyle 010010110101101.org, bu yılki Performa’ya Sentetik Performanslar adında bir seriyle katıldılar. Genel anlamda performans sanatına eleştirel bakan bu seride Chris Burden’ın yanısıra Vito Acconci, Joseph Beuys gibi isimlerin performanslarının Second Life’da tekrardan canlandırılmaları yapıldı. Bu canlandırmaların mümkün olduğunca orijinallerine sadık biçimde avatarlara yaptırılması, Eva ve Franco’nun deyimleriyle performans sanatını neden ilginç bulmadıklarının sorgulanması şeklinde başlamış. Burden’ın performansının tekrardan sahnelenmesinde de yaratılmak istenen etkinin, Kildall’un yaptığı gibi sanal ortamda şiddetin anlamsızlaşmasını göstermekten ziyade medya ile duyarsızlaşmış dünyada artık gerçeğin de gücünü ve etkileyiciliğini kaybettiği, Burden’ın performansının gözümüzün önünde veya Second Life’de icra edilmesinin bizde yarattığı etkinin düşünüldüğü kadar farklı olmadığının gösterilmesi denebilir. Bu etki yaratılırken Eva ve Franco Mattes performans sanatının senaryo ve provadan yoksunluk, tekrar edilmezlik ve sonunun belirsiz olması gibi ‘kurallarını’ çiğneyerek bu yapaylık ve gerçeklikten uzaklık hissini daha da artırıyorlar.

shoot31.jpg

Eva & Franco Mattes, Shoot (2007)

Bunların yanında, 60 ve 70′lerin sanatının, bir zamanlar avant-garde olup da artık film yıldızlarının posterleriyle aynı mekanlarda satılan empresyonist resimlerin reprodüksiyonları gibi artık iyiden iyiye popülerleşmeye başlayıp başlamadığı sorusu da geliyor insanın aklına. Buna örnek olarak Justin Benevides, Peter Fales ve Dan Philocox isimli üniversite öğrencilerinin toplanıp yarı eğlence yarı ev ödevi olarak çektikleri bu YouTube videosuyla yazıyı bitiriyorum:

İlgili Bağlantılar:

Ali Miharbi | January 5th, 2007

Etiketler, Kümelenme ve Uzun Kuyruk

Internet Ekonomisinde Uzun Kuyruk Ne Demek?“ yazısında uzun kuyruk teriminin ekonomi dışındaki konulara da açıklık getirebileceğine değinilmişti. Bunlardan bir tanesi de son dönemde çok revaçta olan etiketleme sistemleri ve bunları ‘gezinilebilir’ kılarken karşılaşılan güçlükler. Aslında biraz ayrıntıya kaçan bir konu ama lafı geçmişken değinebiliriz…

Düğümküme sitesinde “tasarım, sanat, yazılım, internet, …” şeklinde kullanım sıklığına göre sıralanmış olan etiket bulutunun grafiği çizildiğinde bir ‘uzun kuyruk’ çıkıyor karşımıza. Aynı grafiğin benzerlerini Flickr, del.icio.us gibi sitelerdeki etiketlerde de oluşturmak mümkün.

Etiketleme sistemlerinde, işlemin etiketleyenlerin inisiyatifinde olması ve bunun katı kuralları olmaması, getirdiği pratikliğin yanında kullanıcının bazı bilgilere ulaşmasını da zorlaştırabiliyor. Etiketleyicilerin her zaman doğru bilgileri girdiklerini varsaysak bile, dildeki eş anlamlı, yakın anlamlı, sesteş kelimeler ve değişik dillerde girilen etiketler karmaşa veya kopukluk yaratabiliyor. Bu sorunu çözmek için etiketler, kümeleme (clustering) yoluyla sınıflandırılıyor ve birbiriyle ilgili etiketlerin bir arada olması sağlanıyor. Bu konuda başarılı gözüken Flickr, örneğin “turkey” etiketini dört cluster’a ayırmış ve etiketlerin birbirleriyle bağlantılarından yola çıkarak ülke ile kuş isminin ayrı gruplarda yer almasını sağlamış. Grigory Begelman, Philipp Keller ve Frank Smadja, Automated Tag Clustering: Improving search and exploration in the tag space isimli yazılarında bu tip cluster’lar otomatik olarak oluşturulurken nelere dikkat edilmesi gerektiğini anlatıyorlar ve bu arada uzun kuyruk fenomenine de değiniyorlar. Etiketlerin birbirleriyle ilişkileri hesaplanırken, popülaritenin dikkate alınmaması gerektiği savunulurken çok popüler olan “web2.0″ etiketi örnek gösteriliyor ve bu popülarite eğer bağlantılar arasında ağırlık katsayısına yansırsa etiketler arasında ilişkiyi göstermek yerine gereksiz bir sürü bağlantı oluşturacağı söyleniyor. Bu sebepten blog’ların başarısının ardında yatan uzun kuyruğun kesilip atılmaması; ilişkilerin, ortak bağlantı toplamına göre değil; bu toplamın, etiketlerin kurdukları bütün bağlara oranlanması ile hesaplanan olasılıklara dayandırılmasını öneriyorlar. Bunun yanında, uzun kuyruğun karanlık bir tarafı da var. Örneğin del.icio.us gibi bir sitede bir etiketin popüler olması ona olan güvenilirliği de artırıyor, kuyruğun ucuna gidildikçe özensiz veya kötü niyetli bilgilerin araya karışma olasılığı da artıyor. Bu da popülerliği arka planda bırakmanın getirebileceği bir sorun.

Cenk Dölek | April 4th, 2005

Nereye bakıyorsun?

İzleme süreci, bilgisayarlar tarafından okunabilirse, bu bulgular ne işe yarar?

Eyetrack III isimli çalışma, kişinin nereye baktığını belirliyor. Gözlerinizi izleyen özel kameralar ile çalışan bu sistem, başka bir ekstra donanıma ihtiyaç duymadan ekranlarımızda 1 cm’e denk gelen bir hassasiyetle ölçüm yapabiliyor.

Aşağıdaki başlıklar üzerine incelemeler yapılıp bazı sonuçlar çıkartılmış.

Anasayfalar | Reklamlar | Metinler | Çoklu Ortam | Tüm Bulgular (22.5Mb PDF)