09.09.2008

Ağ Diyagramından Yapısal Metne Geçiş ve Geri Dönüş


Sanatta biçim ve metin arasındaki gerginlik veya ortam (“medium”) ile kavram (“concept”) arasındaki ilişki bugün bir şekilde bilgisayar kodu ile veri arasında mevcut. İşlemsel sanat dediğimiz alan bu ilişkiyle yakından ilgilieniyor. Ancak veri ağ özelliği gösterecek şekilde ilişkisel olduğunda buna sanatsal ve yaratıcı ifade açısından nasıl yaklaşabiliriz? Bu konuyu çalışmak için bu 2008 sonbahar döneminde New York Üniversitesi Interactive Telecommunications Program (ITP)’da tam Türkçe’ye çeviremediğim “Creative Networking” adında bir ders vermeye başladım.

Bir ağ diyagramı metin olarak yazılabilir. Belli bir yapıda yazarsak bilgisayarlar tarafından da okunabilir. Bir ağ düğüm ve bağlantı denilen elemanlardan oluşur. Düğüm nokta, bağlantı çizgi olarak gösterilir. Ağ yapısı genelde fizik, matematik, sosyoloji, ve bilgisayar bilimlerinde kullanılan bir modeldir. Son zamanlarda da pek çok görselleştirme projesinin bel kemiğini oluşturuyor. Mesela yukarıda bazı ağ örnekleri görüyorsunuz. Bir ağ basitçe şöyle yazılabilir:

ali -> elif
elif -> dara
dara -> ali

Bu yazım basitçe bir sosyal üçgen belirtiyor. Bu sözdizim Graphviz denilen bir ağ görselleştirme yazılımından alıntı. Graphviz DOT dili denilen bir yapı kullanıyor ağı ifade etmek için. Normalde çok basit, ama daha karmaşık ağ özelliklerine girildiğinde dil de karmaşıklaşıyor.

ITP’de verdiğim derste önce el çizimleriyle hayali ağlar yapıyoruz (bkz İstanbul’daki workshop’dan çizimler). Sonra bu hafta çizdiğimiz diyagramları metne çeviricez ki bilgisayar okuyabilsin ve tekrar ekranda çizebilsin bizim yarattığımız ağ yapısını. Bu metni yazmak için GraphML, bir XML formatı kullanıcaz. GraphML kullanıyoruz çünkü web uyumlu, bir standard olmuş, ve XML hem insan hem makine tarafından okunabilien en nihai veri düzeni.

GraphML ağ tanımlamak içim kullanması çok kolay bir XML yapısı. Oldukça esnek yapacağınız uygulamaya göre genişletebilirsiniz. Yönlü yöndüz hiyerarşik ağ yapılarını destekliyor ve ekstra veri yapıları da ekleyebiliyorsunuz, düğüm ve bağlantı içine ayrı ayrı. Yukarıda yazdığımız ağı basit bir GraphML ile şöyle yazabiliriz:

<graph id="G">
    <edge source="ali" target="elif">
    <edge source="elif" target="dara">
    <edge source="dara" target="ali">
</graph>

GraphML hakkında daha fazla bilgi isterseniz GraphML Primer ve GraphML Specification sayfalarına bakmanızı tavsiye ederim.

Creative Networking dersinde bu hafta Ağ Topolojileri çalışıyoruz. Topoloji Türkçe’de biçimleri ya da boyutları değişmeyen geometrik cisimlerin incelenmesi bilimi anlamına geliyor. Ağ bağlamında düğümlerin ve bağlantıların nasıl konumlandırıldığını çalışan bilim demek. Bu ders için çeşitli ağ topolojilerini GraphML formatında yazdım elle. Daha sonra bu ders için hazırladığım bir örnek Processing programı ile GraphML formatını okuyarak ağ şeklinde tekrar çizdim. Bu aşağıdaki görseller programdan alımıştır, hemen altlarında açıklamaları ve GraphML dosyalarına bağlantıalr var. Ayrıca programın kodunu biraz temizledikten sonra burada yayına vericem yarın. Bir de tüm bu topolojileri bir arada görebileceğimiz basılabilir bir PDF indirebilirsiniz, yine bu programla hazırlandı.

Merkezi, Merkezsiz

Merkezi ağ yapısında tüm düğümler tek bir düğüme bağlıdır. Hierarşikdir. Tek bir otorite vardır. dallar arasında bağlantı yoktur. Merkezsiz ağ ise merkezi ağın çoğaltılmış halidir. Pek çok merkez bir birine bağlıdır.

Dağıtık, Ağaç

Bir dağıtık ağın merkezi yoktur. Her düğüm bağımsızdır. Bir düğümden diğer düğüme pek çok yoldan gidileiblir. Bir ağaç yapısı ismi üstünde hiyerarşikdir.

Sık, seyrek

Çok sık bağlı veya seyrek bağlı.

Merkez-çevre, tüm bağlı

Merkez-çevre ağın merkezinde sık bağlantılı çevreye doğru seyrek bağlantılı ağlardır. Tüm bağlı ağların tüm elemanları diğer tüm elemanlara bağlıdır. Ali Miharbi bir keresinde bunu bir futbol takımının 11 oyuncusu arasındaki ilişki olarak tanımlamıştı.

“Küçük dünya”, “Scale-free”

Sosyolog Stanley Milgram’in bullduğu Küçük Dünya kavramı birbirine sadece bir kaç köprüyle bağlı kümeleri tarif eder. Scale-free ağlar Albert-László Barabási tarafından tanımlandığına göre “power law” kuralını izleyen ağlara denir. Bu tür ağlarda sadece bir kaç düğüm en çok bağlantıya sahiptir, bazı düğümler orta derecede bağlantıya sahip, çoğu düğüm bir kaç bağlantıya sahiptir. Buna aynı zamanda Uzun Kuyruk diyoruz.

* Bu yazı aynı zamanda kendi blogumda İngilizce olarak yayınlanmıştır.

Etiketler

, , , , ,

2 Yorum

  1. yaman

    Yazıyı tam da Space Time Play: Computer Games, Architecture and Urbanism kitabını okurken gördüm. labirent yapılarından söz eden makalede Umberto Eco’nun labirent kavramına da değinmişti. Her labirentin bir kurgu ve her kurgunun aslında bir ilişkiler ve olaylar ağı yaratmak olduğunu varsayarsak, metin ve kurgu arasında, tam da sözünü ettiğin ilişki ortaya çıkıyor. Her metin kurgu içinde oturması gereken yere yerleşerek (tıpkı verinin kod içine yerleşmesi gibi) biçimin oluşmasına katlı sağlıyor. Bu bağlamda biçimin, içeriğin görünür şekli olduğunu ya da olması gerektiğini düşünüyorum. Bu persspektiften bakıldığında veri, hem kodun, hemde çıktının yapısını belirlerken; kavram mecranın belirlenmesinde bu denli etkin değil. Dolayısı ile ilk cümlede söz ettiğin “gerginlik” ve “ilişkiyi” biraz daha açmanı rica edicem.

    Özellikle köksap kavramının bu konuyla yakından ilişkili olduğunu düşündüğüm için, yazıya Eco’nun Gülün adı romanından sonra roman için yazdığı bir makalenin küçük bir kısmını ekliyorum.

    “Varsayımsallığın soyut bir örneği labirenttir. Ama labirentin tipleri vardır. Bunlardan biri, Yunan labirentidir; Theseus labirenti. Bu labirent, içinde hiç kimsenin kaybolmasına izin vermez; içine girilir, merkeze ulaşılır, sonra merkezden dışarı çıkışa varılır. Bu yüzden merkezde Minotaurus vardır; yoksa öykünün hiç tadı kalmaz, basit bir gezinti olurdu. Burada korku, kesinlikle, nereye varacağınızı ve Minotaurus’un ne yapacağını bilmemenizden doğmaz. Ama klasik labirenti geliştirirseniz, elinizde bir ip bulursunuz; Ariadne’nin ipini. Klasik labirent, Ariadne’nin ipinden başka bir şey değildir.

    Sonra, dolambaçlı (maniyeristik) labirent vardır; bunu geliştirirseniz elinizde bir tür ağaç bulursunuz; birçok çıkmaz sokakları, kökleri olan bir yapı. Çıkış tektir; ama yanılabilirsiniz. Kaybolmak için bir Ariadne ipine gereksiniminiz vardır. Bu labirent, bir trail-and-eror process’tir (Sınama ve yanılma süreci).

    Son olarak, ağ, ya da Deleuze ve Guattari’nin köksap dedikleri labirent vardır. Köksap öyle bir biçimde yapılmıştır ki, her yol, tüm öteki yollara bağlanabilir. Merkezi yoktur, çevresi yoktur, çıkışı yoktur, çünkü potansiyel olarak sonsuzdur. Varsayım alanı, bir köksap alanıdır. Benim kitaplığımın labirenti bir dolambaçlı labirenttir, ama William’ın içinde yaşadığının farkına vardığı dünya, köksapa göre kurulmuştur: daha doğrusu kurulabilir, ama hiçbir zaman kesinlikle kurulmamıştır.”

  2. Kerem

    Facebook taki Nexus uygulamasını yüklemiştim sanırım senin sayfanda görmüştüm. O zaman pek ilgilenmemiştim ama bu yazıdan sonra arkadaşlara da yükletip herkesin ağını burdaki örneklere bakarak inceledik ve nasıl sosyalleştiğimizi, kişiliğimizin bunda bir etkisi olup olmadığını tartıştık. Bu anlamda çok yararlı oldu. Sosyal iletişimin görsel-matematiksel bir form olarak algılanabilmesi müthiş bir şey bence. Benim şu an merak ettiğim buradaki ağlarla doğal sistemler arasında benzerlikler olup olmadığı. Bir de bu yapılardaki değişimleri ve bozulmaları gerçek zamanlı olarak görmek mümkün mü?

Yorum Yaz