March, 2009 Arşivi

31.03.2009

Outlet: Kişilik Krizi

outlet-kisilik-krizi-2009

outlet-adrian-paci-projeodasi-2009

OUTLET‘de 4 Nisan’da açılacak “Kişilik Krizi” sergisi küresel krize kişisel tepki üzerine odaklanıyor.

Resmi duyuru şöyle:

Kişilik Krizi
Açılış: 4 Nisan Cumartesi, 18:30 – 20:30
Sergi: 6 Nisan Pazartesi – 23 Mayıs Cumartesi

Outlet//İhraç Fazlası Sanat Galerisi
Boğazkesen Cad.
Kadirler Yokuşu No:69
Tophane-İstanbul

Outlet//İhraç Fazlası Sanat, sergileriyle durağan güncel sanat ortamını canlandırmaya, harekete geçirmeye devam ediyor. 4 Nisan’da açılacak olan “Kişilik Krizi” sergisi, sanatçıların, kendi dönemlerinin meselelerine verdikleri içerden bir cevap!

Outlet; “kendi iç meselelerine” odaklanan 7 sanatçının “Kişilik Krizi” adlı sergisine ev sahipliği yapıyor. Barış Seyitvan(Diyarbakır), Birtan Oran(İzmir), Erkan Özgen(Diyarbakır), Fatih Tan(Mardin-Antakya), Nasan Tur(Berlin), Mehmet Vanlıoğlu(Mersin-İstanbul), Murat Özdemir(İzmir) yapıtları izleyiciyle buluşuyor.

Mekanın alt katı Outlet Proje Alanı’na ise, “centro di permanenza temporanea” isimli video ve fotoğraf çalışmasıyla, sanatçı Adrian Paci (Tirana-Milano) konuk oluyor.

Outlet’in giriş katında, farklı şehirlerden 7 sanatçının resim, fotoğraf, video çalışmalarında, kendi iç meselelerine ilişkin bakışları görünür oluyor.

Kriz çağının çocukları, kendi şarkılarını söylüyor. Hep bir ağızdan, başka dillerde, başka tonlarla.. Bazıları için küçük bir baş ağrısı problemi, bazıları içinse derin bir düş kırıklığı, aynalara baktırmayan. En çok da, erken büyüyen çocukların krizi ve hiç büyüyemeyen Peter Pan’ların.

Birtan Oran; otoportresi olarak tanımladığı çalışmalarında, tüketim çağının çocuklarının da portresini çiziyor; üst üste yığılmış kutuların üzerinde bir çift Adidas ayakkabı parlıyor. Nasan Tur, pek çok farklı alanda kullanılan bir sözü, “Time for Revolution”(Devrim Zamanı)çağrısını, tıpkı sokaklardaki diğer grafittiler gibi, yeniden yazmak istiyor. Ancak küçük bir dil sürçmesiyle, “Revolution”, “Revollusion” oluyor. Yazımdaki bu beceriksizlik/başarısızlık, anlamları çoğaltıyor, yeni anlamlar için sözcüğün içinde yer açıyor. Murat Özdemir, geçmişten gelen bir çığlığı resmine akıtıyor. Sessizlik ismini verdiği serisi, iç sesinin ifadesi oluyor. Erkan Özgen, videosu “Lost Body”de,  kayıp bir zamanın izini sürüyor. Çocukluğun masumiyeti, postalların arasında yitiriliyor. Gündüzleri inşaat boyacılığı, palyaçoluk işleri yapan sanatçılar, Mehmet Vanlıoğlu ve Barış Seyitvan, yaşamlarını kazanmak için verdikleri uğraşıyı, sanatsal üretimlerine de aktarıyorlar. Vanlıoğlu, videosuyla boya yapıyor, balık tutuyor, Seyitvan ise, gece eve döndüğünde, günün muhasebesini videonun objektifinin karşısında yapıyor. Fatih Tan, fotoğraf çalışmasında, izleyiciyi umursamazlıkla yüklü bir gerilime sürüklüyor. Bir sanatçı, bir eleştirmen ve bir suikastçı yanyana geldiğinde, en çok Nietzsche’ye yaraşır bir an’da izleyici asılı kalıyor.
Outlet Proje Alanı’nın konuğu; 1969’da Arnavutluk’ta doğan sanatçı ADRIAN PACI 1997 yılından beri Milano’da yaşamakta. Doğduğu topraklar olan Balkanlar’daki durumları anlattığı bir dizi son derece güçlü eser üreten Paci, “Centro di permanenza temporanea” çalışmasında, geçmişi ile yeni durumlara bağlanması arasında ironik bir bağ kuruyor. Bir ülkeden diğerine, umutla; daha mutlu bir geleceğin, zenginliğin, huzurun umuduyla harekete geçen işçi-mültecilerin resmini kendi durumuyla kesiştiriyor. Bir yerden bir yere hareket etmek zorunda olan işçilerin “yolları”, alışılageldiği üzere küçük, sıkışık bir otobüste değil, apronda kesişiyor. Yine de eski alışkanlıklardan kolay vazgeçilemiyor. Havaalanında bir uçağa binme sırası oluşuyor. Bu çalışma; en çok kendiyle alay etmeyi seven sanatçının, bir “homo-balkanicus” portresi olarak da okunabilir.

“Kişilik Krizi”nin açılışında İstanbul’da bulunacak olan sanatçı, bu sergiye paralel olarak 4 Nisan Cumartesi günü saat 14:00’te Garanti Galeri- Platform Garanti Güncel Sanat Merkezi’nde son dönem üretimlerine odaklanan bir konuşma gerçekleştirecek.

“Kişilik Krizi” sergisi 4 Nisan’dan 23 Mayıs’a dek Salı’dan Cumartesi’ye 10.00-18.30 saatleri arasında görülebilir. (Tel: 0212 245 55 05)

OUTLET HAKKINDA
Outlet, sosyal ve kültürel adaletsizliğin bunca derinleştiği bir ortam/zamanda, lüks olarak görülen sanatı, kitlelerle buluşturma girişimidir. Outlet; müzeler, enstitüler, banka galerileri, kurumlar arasında giderek sıkışan sanat ortamı için bir nefes alma alanı yaratmayı ve yenilikçi, risk alabilen projeler gerçekleştirmeyi hedefler.
Sanatın gündemini takip etmek isteyenlerin yeni adresi Outlet; Canan Pak, AYK, MAS Matbaası, BenQ, The Point Otel, Beck’s, Coca Cola, Netcopy Center ve Derin Design’ın sponsorluğuyla Azra Tüzünoğlu tarafından yürütülmektedir.

Outlet Proje Alanı: Sanatçıların özgün/farklı çalışmalarına ev sahipliği yapmak, yeni projeler üretmeyi desteklemek amacını taşır. Türkiye’den ve dünyadan sanatçıların davet edilmesi ve/ya başvurularla şekillenen proje alanı; Outlet’te aynı anda birbiriyle ilintili farklı sergiler görmeyi mümkün kılar.

ZAMAN:
Açılış Kokteyli – 4 Nisan Cumartesi, 18:30 – 20:30
Sergi: 6 Nisan Pazartesi – 23 Mayıs Cumartesi
Ziyaret saatleri: Salı-Cumartesi 10:00 – 18:30

MEKAN:
Outlet//İhraç Fazlası Sanat Galerisi
Boğazkesen Cad.
Kadirler Yokuşu No:69
Tophane-İstanbul

25.03.2009

Erdem Ergaz: Superpozisyon Kanunu @ Galeri Splendid

erdem-ergaz-superimpositions

erdem-ergaz-metaphysics-1

Bu akşam Erdem Ergaz‘ın ilk solo sergisi Galeri Splendid‘de açılıyor. 25 Mart – 16 Nisan tarihlerinde açık kalacak sergi açılışı bugün saat 19:00.

http://galerisplendid.com
http://galerisplendid.com/tr/erdem-ergaz

Duyuru şöyle:

Superpozisyon Kanunu – Erdem Ergaz

İnsanın teknolojik devre adaptasyonunu işleyen tabloları, doğaüstü olaylar ve savaşlara karşı insan inancının direncini sorgulayan çalışmaları ile 2004′ten bu yana büyük ilgi toplamakta olan Erdem Ergaz’ın ilk solo sergisi; fizik, tıp, geometri, jeoloji gibi çeşitli bilimsel disiplinlerde farklı kullanım alanlarına sahip Süperpozisyon Prensibi üzerine kurulu.

Diyagramlar, bilimsel şemalar ve grafiklerin kendi bağlamları dışında kurgulandığı çalışmalar üreten Ergaz; bilimsel olan ile bilim-dışının, fizik ile metafiziğin, didaktisizm ile süslemeciliğin karşılıklı olarak sürekli pozisyon değiştirdiği bir anlayış üzerinden sanatını şekillendiriyor. Pozitif bilimlerin kullandığı görsel dil ve metodların normalde ait olmadıkları sosyal, politik ya da metafizik alanlar üzerinden yeniden üretildiği bu çalışmalar, bir yandan bilime atfedilen nesnellik vurgusunu sorgularken, bir yandan da ideolojiler ve meta-anlatıların hizmetine sunulan sanatın ironisini ortaya koyuyorlar.

İtalyan küratör Claudia Di Lecce, sanatçının izleyiciyi “şematize edilmiş bir rasyonellik üzerine kurulu, keskin ve soğuk çizgilerle belirlenmiş bir evrene” davet ettiğini söylüyor. “Erdem Ergaz’ın çalışmalarında inceleme konusu olan nesne izole edilmiş ve bağlamından koparılmış bir halde, monokrom ve iki boyutlu bir uzama hapsedilmiş gibidir. Son derece rafine bir teknik ile üretilen bu çalışmalar, yaratım süreçlerine ait her türlü ipucunu ustaca gizleme eğilimindedirler. Bu sebeple Ergaz’ın resimleri akademik boyama tekniği ile dijital enstrumanlar ile üretilen imajların dünyası arasında kendine ait bir yere sahiptir.”

1977 yılında İzmir’de doğan Erdem Ergaz, Mimar Sinan Üniversitesi’nden 2001 yılında mezun oldu. Aynı bölümde yüksek lisansını tamamlayan sanatçı, halen doktora eğitimini sürdürmektedir. Ergaz geçtiğimiz yıl içinde Stockholm, Venedik ve İstanbul’da çeşitli grup sergilere katılmıştır.

http://galerisplendid.com/erdem-ergaz

24.03.2009

24 Mart Ada Lovelace Günü Kutlu Olsun!

24 Mart günü tüm dünyada ama özellikle blogosferde Lovelace kontesi, Augusta Ada King’in onuruna Ada Lovelace günü olarak kutlanıyor. Bu gün sayesinde kadınların teknolojiye erişimini sergileyen ve teşvik eden yazılar, kutlamalar örgütlenerek teknoloji alanında cinsiyetçi bir tablonun önüne geçilmeye çalışılıyor.
Ada Lovelace
Siyasette temsiliyet için kota, iş olanaklarında eşitlik için pozitif ayrımcılık gibi önlemler gerektiren cinsiyetçilik konusunda, teknoloji dünyasında düşünülen çözümlerden biri de bu kutlama olmuş.

Organizasyonu düzenleyenler, kadınların, erkeklere göre hemcinslerinin başarılarından ve rol modellerinden daha çok etkilenebildikleri sonucunu gösteren bir psikoloji araştırmasından yola çıkmışlar. Böylece her 24 Mart Ada Lovelace gününde, teknolojiyle ilişkili sektörlerde başarılı olan kadınların öyküleri anlatılarak daha çok kadının “erkek işi” deyip geçmek yerine kendine güvenmesi hedefleniyor.

Ada’nın hikayesi

1815 yılında Londra’da doğan Ada Lovelace 19. yüzyılın ortalarında yaptığı çalışmaları nedeniyle, bugün dünyanın ilk programcısı olarak kabul ediliyor. O günlerde dokuma için kullanılan bir analitik hesap makinesini geliştiren Babbage ve makineye dair çalışmalar yayınlayan İtalyan matematikçi Menabrea’nın yazılarını İngilizce’ye çeviren Ada, çevirilerine ek olarak, tartışmaya konu olan yöntemleri geliştirerek makine ile Bernoulli sayılarını hesaplamayı başarıyor.

Buna ek olarak, makinenin gerçek sınırlarını başarıyla öngörerek, bilgisayarların hesaplanabilir yöntemlerle müzik bestelemek için kullanılabileceğini 1850′lerde iddia etmiş bir kuramcı olarak da hatırlanıyor.

Teknoloji dünyasında kadınlar

Bugün, http://findingada.com adresinden tanıtılan Ada Lovelace Günü kampanyasıyla ilgili haberler, twitter‘dan da takip edilebiliyor.

Binbeşyüzden fazla blog yazarı, kutlamalara katılarak kadınların teknoloji alanında var olmalarını özendirmeyi, kutlamayı planlıyor. Biz de kutlamalara aynı şekilde katılmak için listeye kimleri ekleyebiliriz?

Benim, özellikle Ada Gününe daha yakışır şekilde programcılık alanından vermek istediğim örnekler var.

Tam iki yıl önce, görev aldığım bir özgür yazılım projesinin ürünü olan Pardus‘un, kız çocuklar için pozitif ayrımcılık olanağı sağlamayı hedefleyen bir projeye nasıl güç verdiğini anlatan bir yazı yazmıştım.

LinuxChix.org

İki yıl sonrayrı bir topluluk çalışması yürütüldüğüne tanık olmasak da, Türkiye’deki özgür yazılım ekosisteminde de artık seslerini yükselten ve varlıklarını duyuran kadın programcıların sayısının arttığını görebiliyoruz… Pınar Yanardağ, Seval Ünver gibi insanlar çoğalıyorlar.

Dünya ölçeğinde baktığımızda, özgür yazılım dünyasındaki kadınların sekiz yıldır örgütlendiği ve Ada Günü ile paralel amaçlarla çalışmalar yürüttüğü bir topluluk göze çarpıyor: Linuxchix.

Örnekler çoğaltılabilir, belki böylece bilgisayara ürkek şekilde bakan, teknolojiye erkek kardeşinden fırsat bulup erişmekte geç kalmış tüm kız çocukları ilham alabilecekleri “ablaları” ile tanışıp bir adım daha atarlar… Çünkü bugün 24 Mart, yaşasın Ada Lovelace günü!

24.03.2009

Tasarımcının Üretimdeki Rolü Nedir?

Google’ın görsel tasarım şefi Douglas Bowman, geçtiğimiz günlerde görevinden istifa ettiğini açıkladı ve bu karara yol açan nedenleri blogunda yazdı. En temelde, tasarım kararları alınırken tasarım ilkelerinin işlediği süreçler yerine matematiksel çözümler ve veri odaklı yaklaşımlar sergilenmesi, Bowman’ı fazlasıyla yormuş görünüyor. Bu yorgunluk, akla şirketlerin tasarımcıyı nasıl algıladığı, şirket kültüründe tasarıma hangi rollerin yakıştırıldığı sorularını da getiriyor.

Digg’de 1632 kez iğnelenmiş ve 300′den fazla yorumlanmış olarak bulduğum bu hikayeye yapılan yorumları okurken, Apple üzerine odaklanan bir blogda bu yazıya cevaben ortaya atılan bir iddiayı gördüm. İddianın sahibi buzzandersen, bu yönde bir süredir kafasında dolaşan düşünceleri bu hikaye ile somutlaştırdığını belirterek şu ifadeye yer veriyor:

“Apple mühendislerle çalışan bir tasarım firması; Google tasarımcılarla çalışan bir mühendislik firması.”

Bu iki firma arasındaki bir fark ve firmalara özgü bir durum değil elbette, mesele yönetim süreçlerinde hangi disiplinin, hangi rolü üstlenerek üretime katıldığı. Kritik soru, bir ürünün geliştirilmesi sürecinde tasarım ve mühendislik disiplinlerinin hem kendi alt dalları (endüstriyel tasarım, görsel tasarım, yazılım mühendisliği, elektronik mühendisliği vb.) hem de birbirleriyle nasıl ilişkilendirileceği ve kararların hangi kriterler temel alınarak verilebileceği…

buzzandersen’in yazdıklarını yorumlayanlardan birinin, şaka yollu “Eee, peki Microsoft nedir, orta katman yöneticiler firması mı?” tespiti de aslında işin bir yönetim süreci farklılaşması olduğunu vurgular nitelikte.

Böyle bakınca da, konu teknoloji şirketlerini aşarak, üretim ilişkileri bağlamında çok daha geniş bir zemine yerleşiyor ve sorular çabucak sıralanıyor, sitenin müdavimleri açısından anlamlı olabilecek yanına odaklanmayı denersek:

  1. Tasarımcı üretimde nasıl bir role sahiptir?
  2. Tasarım, kullanım koşullarını rahatlık, kullanılabilirlik, amaca uygunluk yönünden şekillendirme önceliğiyle mi ele alınır, yoksa arzu yaratma amacıyla mı?
  3. Hangi tasarım iyi tasarımdır? Tasarımcı, ortaya koyduğu ürünlerin kalitesini hangi ölçümlerle ifade etmeyi başarabilir?
  4. ..?

23.03.2009

Her Köye Bir Mini Nükleer Enerji İstasyonu

hyperion-power-module-water-blue

Atom bombasının icat edildiği Los Alamos Laboratuvarı’nda mini nükleer enerji istasyonu kurma teknolojisi geliştirildi. İstasyon başı 20,000 eve enerji sağlayabilecek teknolojinin kullanılması için ihale açıldı, Hypreion enerji şirketi ihaleyi kazandı ve üretime başladı.

hyperion-power-module-hpg

Hyperion Power Module (HPG)

Tipik olarak devletin veya dev küresel şirketlerin kontrolünde olan nükleer enerji artık kendin pişir kendin ye boyutlarına geliyor. Türkiye’de potansiyel nükleer enerji üreticlerinden karşısında duran aktivistlerine kadar bir olgunlaşma süreci yaşanadursun, Hypreion’un ve benzeri şirketlerin neredeyse tüketim ürünü sınıfındaki enerji modülleri satılmaya başladığında hem nükleer enerji karşıtlarının hem devletin aklı gidecektir. Milli elektrik ağından kopuk kendi kendine enerji üretip tüketebilen edebilen bölgeler olabilir. Bir yanda serbest pazar ekonomisinin vahşiliğine yetişemeyen siyasiler milli birlik beraberlik elden gidiyor diye tutuşurken, diğer yanda neo-neo-liberal partiler oy satın almak için köylere nükleer enerji modülleri dağıtıyor olabilirler 2015 seçimlerinde.

Sonra nükleer sanattan konuşuyor olabiliriz uranyum günlük hayata yerleştiğinde kültürel reflekslerimiz nükleeri yediğinde.

İlgili yazılar:

23.03.2009

Uydudan İncirlik

İncirlik Hava Üssü Avrupa’da en fazla nükleer silah barındıran yer. ABD İncirlik’de 90 nükleer silah tutuyor, 40 tanesini Türkiye kullanma hakkına sahip (bkz: Nükleer Saadet Zinciri). Toplumdan soyutlanmış bu gerçekliğin aynı derecede soyut uydu fotoğraflarını toparladım.

Ayrıca şu tartışmadan iki İncirlik malzemesi daha çıktı, yazıya ekledim.

Büyük görmek için üzerine tık.

incirlik-2

incirlik-3

incirlik-4

incirlik-7

incirlik-8

incirlik-1

incirlik-5

incirlik-5

incirlik-ussu-turkiye-abd-power-outage-afg
“Power Outage” grafiiği İncirlik Air Base websitesinden alınımştır.

incirlik-ussu-plan
Pilotlar için hazırlanmış İncirlik Üssü uçuş şeması. PDF olarak indir (250KB).

21.03.2009

Ilımlı İslam Raporu

ilimli-islam-musluman-ag-moderate-rand

Nüfus kağıdında doğuştan “Dini: İslam” yazan ülkenin vatandaşları bu raporu okuyunuz.

“Ilımlı Müslüman Ağları Kurmak” raporunu indir (PDF 1MB)

Amerikan stratejik araştırma kurumu RAND Corporation 2007 Mart’ında “Ilımlı Müslüman Ağları Kurmak” başlıklı bir rapor yayınladı. 216 sayfalık rapor radikal ve dogmatik İslamcı bir kesimin yükseldiğini ve Kuzey Amerika ve Avrupa içlerindeki diasporalara kadar yayıldığını söylüyor. Ancak çoğunluk olduğu halde ılımlı Müslümanların aynı derecede ağlar kuramadığını ve ideolojilerini yayamadığını anlatıyor. Rapor ABD’nin Soğuk Savaş dönemindeki “ağ kurma deneyimi”nden yola çıkarak öğrenilen derslerin nasıl bugüne uygulanabileceğini anlatıyor, ve Ilımlı Müslüman Dünyası kurmak için bir yol haritası öneriyor.

Amerika’nın Soğuk Savaşı bu ülkede yaşayanların başına neler getirdi bilenler bilmeyenlere anlatsın. Amerika’nın ağ kurma deneyimleri Ilımlı İslam Dünyası yaratmak için nasıl kullanılır bu raporda tüm neo-liberal berraklığıyla madde madde dizilmişken, biz Soğuk Savaş çocuklarının çocuklarına, önce, bu raporu okumak anlamak düşer, sonra, başımızın çaresine nasıl bakacağımızı konuşuruz.

Raporun içeriği şöyle:

  1. Giriş
  2. Soğuk Savaş Deneyimi
  3. Soğuk Savaş ile Bugünkü İslam Dünyasınaki Meydan Okuma Arasındaki Parallelikler
  4. ABD’nin Radikal Gel-gitleri Önleme Gayretleri
  5. İslam Dünyasında Ilımlı Ağ Örme Yol Haritası
  6. Ağın Avrupa Kolu
  7. Ağın Güneydoğu Asya Kolu
  8. Ağın Ortadoğu Kolu
  9. Laik Müslümanlar: Fikirler Savaşında Unutulan Boyutlar
  10. Sonuçlar ve Tavsiyeler

Çizilen bu küresel stratejide Türkiye Devleti’nin ve Türkiye’deki grupların / cemaatlerin durumu ve potansiyel rolleri de anlatılıyor.

Ilımlı İslam Stratejisinin Ortakları

Türkiye, Malezya, Endenozya, Singapur gibi ülkeler İslami radikalizmin yaygın olduğu Arap yarım adası, Pakistan gibi bölgelere örnek olmalı diye genel bir stratejiden bahsediliyor tüm rapor boyunca. Bu yolda Amerika’nın potansiyel ortakları sistematik bir şekilde kategorilendiriliyor (sayfa 70):

  • Sekülerler (Amerikanca’da klisenin siyasetten ayrı olması)
  • Liberal Müslümanlar
  • Ilımlı gelenekselciler ve Sufiler

Sekülerler kendi içinde üçe ayrılıyor:

  1. Liberal sekülerler: Liberal veya sosyal-demokrat, batı tipi “medeni din”i benimsemişler.
  2. “Anti-clerelists”ler: Atatürkçülük veya Fransız laiklik (“laiceté”) kavramını benimsemişler. Türban vb. yasaklara sadık, devlet din kati bir şekilde ayrı.
  3. Otoriter sekülerler: Baasçılar, neo-komünistler. Din devlet ayrımının sömürülmesi. Ortadoğu’daki otoriter modernleşmeci siyasal akım. Bu kategori ortaklığa uygun görülmüyor. Nitekim Amerika Irak’ı işgal etti.

Liberal Müslümanlar politik ideolojide seküler olanlardan ayrılıyor. En iyi örneği Avrupa’daki Hıristiyan Demokratlar. Liberal Müslümanlar geleneksel veya modern temellerden gelebiliyorlar. İslami değerlerin demokrasiye uygun olduğunu benimsiyorlar. Raporda yazmıyor ama AKP neo-liberal müslüman ideolojisiyle bu tarife oturuyor.

Ilımlı gelenekselciler ve Sufiler genelde muhafazakar müslüman veya Sufi geleneğini benimsemiş. Türkiye’de Fethullah Gülen ve cemaati bu kategoride potansiyel bir ortak olarak anlatılıyor.

Avrupa’da Hıristiyan Demokrat Türkiye’de Müslüman Demokrat

Türkiye’de 2002 yılında AKPnin başa geçmesi hakkında enine boyuna yazıldı çizildi. Özetle Amerika ve Avrupa’ya yönelmiş ılımlı İslamı yürütecek bir parti destek aldı. Avrupa’da Hristiyan Demokrat Türkiye’de Müslüman Demokrat diye bir formül. Türkiye’de Fethullah Gülen ve Nakşibendi gibi cemaatlerin ulaştığı ekonomik ve dolayısıyla politik güç. Ilımlı İslam Raporu’na uygun gelişmeler.

Önemli iki soru:

  1. Ilımlı Müslüman ağları kurulması için Türkiye’de kim ne kadar destek aldı veya halen alıyor? Mesela AKP seçim bütçesinin kaynakları nelerdir? Fethullah ve Nakşıbendi cemaatlerinin gelir giderlerinin tam dökümü var mı? Kaynakların ne kadarı Amerika ve Avrupa’dan geliyor?
  2. Soğuk Savaş kadar dev bir strateji örtülü işletildiği sürece dünyaya faydalı olabilir mi? Kapalı kapılar ardında yapılan işlemler sonucunda ortaya yeni Gladio’lar yeni –Ilımlı İslam– Ergenekon’ları çıkmaycak mı?

Kim ne strateji uygularsa uygulasın sağlıklı bir ortam için devletin ve toplumsal kuruluşların (cemaatlerin) tüm alış verişleri işlemleri herkese açık olmalıdır. Açıklık oransız güç birikimini engelleyecek ve gerçekten eşit şartlarda* rekabet sağlayacaktır.

Tartışma

Bu raporu okuyup göz attıkça size ilginç gelen yerleri –mümkünse Türkçe çevirisiyle– yorumlarda paylaşın, öğrenelim, tartışalım.

* “Eşit şartlarda rekabet” serbest pazar ekonomisinin temeli bir Amerikan mantrasıdır. Ancak her zaman örtülü işlemler yapıldığı için hiç bir zaman eşit şart olmamıştır.

İlgili yazılar:

17.03.2009

UPGRADE! ISTANBUL #18: Enformasyona Erişim, Mithat Bereket ve Atılkunst

upgradeistanbul-17-mithatbereket-atilkunst

Upgrade! İstanbul toplantılarının 18incisi alternatif enformasyon kanalları, medyada sansür, ve aktivizm üzerine olacak. Konu otosansürcü medyadan başlayıp Türkiye’de Internet yasaklarına gelecektir. Halkla dalga geçen zavallı bir başbakanımız olduğu için midir ya da dijital bir fanus içinde sıkışmış kalmış bir web toplumu mu oluştuğundandır bilmiyorum, ama henüz sokaklarda “internetimi geri ver” diye kanlı canlı bir hareket portesto birlik tepki bir şey henüz göremedik.

Resmi duyuru şöyle:

Enformasyona Erişim
Mithat Bereket ve Atılkunst

19 Mart 2009 – 18:30 – 20:30
Kadir Has Üniversitesi, Iletişim Fakültesi, Istanbul
Cibali Kampüsü, Sinema Salonu #2

Toplantıda mobil habercilik, alternatif enformasyon kanalları, medya üzerine aktivist eleştiri, Türk medyasında sansür mekanizmaları ele alınacak.

Mithat Bereket, Orta Doğu’dan hareketle mobil habercilik ve alternatif enformasyon kanalları üzerine konuşacak. Ayrıca Türkiye’de aktivism ve sansüre de değinecek. Bu bağlamda Atılkunst’un konuşma alanı ‘gündem fazlası’ olacak ve bu seriden örnekler sunacaklar. Gündem fazlası belirlenmiş gündemin üzerine yapılan müdahale sonucu yaygın ve hakim olmayan gündem okuma dır. Kişisel olabilecek gündeme yönelik bir eylem bir hatırlatmadır.

Atılkunst
Atılkunst, aktivist bir grup olarak 2006 yılında çalışmalarına başlamıştır. Atılkunst etrafına eylem üzerinden ironi ile bakar. Bir kavramı irdelemek yerine güncel bir tepki alanı oluşturur. Atılkunst’un eylemi sözle başlar, söz imgeye dönüşür, bu  imge kamusal yada özel bir çok yerde kimi zaman video, kimi zaman fotoroman, kimi zaman sokaklarda etiket olarak karşımıza çıkar. Eylemleri tam olarak sokak sanatı değildir ama sokakları da kullanır. Atılkunst medyanın iletişim araçlarını kullanarak, gündeme ve gündelik hayattaki hakim söylemlere müdahale etmektedir.

Sanat bağlamında hareket etmesine rağmen atılkunst aktivist ve kültürel frekans bozucu (culturel jammer) bir grup olarak görülebilir. İmaj bombardımanı altında olduğumuz bu zamanlarda, yine bu imajlara onun yöntemleri ile müdahale ederek, bir yan kültür oluşturmayı ister.

Mithat Bereket
Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararasi Iliskiler Bölümü’nden 1988 yılında üniversiteden mezun oldu ve İngiltere’de Lancester Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde “Kıbrıs” konulu yüksek lisans çalışmasını tamamladı. Aynı dönemde BBC’de televizyon muhabirliği kurslarına katildi. Halen aynı okulda “Köktendinci hareketler” konusunda doktora öğrenimine devam ediyor.

1990 yılında 32. Gün dış haberler muhabirliği ile başladığı meslek hayatını aynı programda dış haberler editörü olarak sürdüren Bereket, Milliyet Gazetesi’nde de çalışmalarına devam etti. Ayrıca, 1997-98 yıllarında Best FM’de Sesli Gazete programını hazırladı. Hazırlayıp sunduğu Pusula Haber Programı 1995 yılında Kanal D’de, 1996 yılında Star TV’de yayınlandı. Pusula, 1999 yılında  NTV’de yayına girdi. Özellikle Güneydoğu sorunu ve PKK, Bosna-Hersek’te savaş, Ortadoğu sorunu ve siyasal İslam konularındaki çalışmalarıyla tanınan Mithat Bereket, NTV’de Dış Haberler Koordinatörü olarak görev yaptı ve bir çok önemli haberi ve olayı aktardı. Bill Clinton’un Türkiye ziyareti, İstanbul’da OSCE Zirvesi, Avrupa Birliği-Helsinki Zirvesi, Yunanistan Genel Başkanlık Seçimleri, Kıbrıs Genel seçimleri ve ABD Başkanlık seçimleri bunlardan bazılarıdır. Serbest gazeteci ve savaş muhabiri olarak dünyanın birçok ülkesinde bulunan Bereket, aralarında Nelson Mandela, Benazir Butto, Muammer El Kaddafi, Teslime Nesrin, Mesut Barzani, Celal Talabani, İzak Rabin, Simon Perez, Frederik De Klerk, Tarık Aziz, Şamil Basayev, Benjamin Netanyahu ve Antonia Di Pietro, Jorg Haider, Yasser Arafat’ın da olduğu bir çok kişiyle röportajlar yaptı.1995’den bu yana kendi haber programı olan PUSULA’yı hazırlıyor ve sunuyor. Ulusal bir radyo kanalı olan Radyo Time’da bir haber programı hazırlıyor. Ayrıca CNNTÜRK’te hafta içi her gün  yayınlanan MANŞET programını da hazırlayıp sunuyor. Haftalık Businessweek Dergisi’nde yazıyor. Türkiye’nin her bölgesinde pek çok üniversite ve lisede Uluslararası Siyaset ve Günlük Politika üzerine konuşmalar yapan Mithat Bereket, Kadir Has Üniversitesi’nde “Medya ve Politika” dersleri veriyor.

12.03.2009

Neuberger Sanat Müzesi'nde Yeni Medya

Bu cuma New York’da Neuberger Museum of Art‘ta “Yeni Medya: Neden” başlıklı yeni sergimiz açılıyor, civardaysanız beklerim. Ben sergiye MYPOCKET projesiyle katılıyorum, Margot Lovejoy sibernetik günah çıkarma odasıyla, Douglas Irving Repetto dev ağlı ses yerleştirmesiyle, Paul Vanouse DNA’ları yarıştırdığı “Latent Figure Protocol” işiyle katılıyor. Küratörlüğünü Jacqueline Shilkoff’un yaptığı sergi 3 ay açık kalacak. Ayrıca geçtiğimiz günlerde New York Times’da bir makale yayınlandı sergi hakkında.

“‘New Media’: Brain Trees, DNA, Receipts … and Bells”, Susan Hodara, New York Times
http://www.nytimes.com/2009/03/08/nyregion/westchester/08artwe.html

Yukarıdaki görseller serginin kurulumundan. Açılış fotoğrafları ve dökümantasyon haftasonu eklenecek. Resmi duyuru şöyle:

Yeni Medya: Neden
15 Mart – 28 Haziran, 2009

South Gallery

Yeni Medya: Neden teknoloji temelli sanat işleri üzerine düzenlenen serinin beşincisi. Sergi, günümüz sanatçılarının dinamik ve etkileşimli teknolojileri kullanarak, deneysel uygulamaların mantığını, güzelliğini, ve yapısını nasıl ortaya çıkardığını inceliyor. Neuberger’de South Galeri’de yapılacak sergide ziyaretçilerin işlere katılımı teşvik ediliyor.

“MYPOCKET”, Burak Arikan
“Confess”, Margot Lovejoy
“Nearly Human”, Douglas Irving Repetto
“Latent Figure Protocol”, Paul Vanouse

Sergi Yeni Medya ve Dijital Müze küratörü Jacqueline Shilkoff tarafından düzenlenmektedir.

- – -

New Media: Why
March 15 – June 28, 2009

South Gallery

New Media: Why is the fifth in a series that explores aspects of technology-based art. The exhibition will investigate how artists use dynamic, interactive technologies to reveal the logic, structure, and beauty inherent in experimental, non-traditional applications. The exhibition will be presented in the South Gallery and online where audience participation is encouraged.

“MYPOCKET”, Burak Arikan
“Confess”, Margot Lovejoy
“Nearly Human”, Douglas Irving Repetto
“Latent Figure Protocol”, Paul Vanouse

New Media: Why was curated by Jacqueline Shilkoff, Associate Curator/New Media and the Digital Museum.

- – -

Neuberger Museum of Art
Purchase College
735 Anderson hill road
Purchase, NY 10577-1400

11.03.2009

Tübitak'ta Darwin'in Sansürlenmesinin Düşündürdükleri

Bilim ve Teknik iki ayrı kapak, kaynak Radikal gazetesi

Bilim ve Teknik iki ayrı kapak, kaynak Radikal gazetesi

Türkiye’nin en köklü popüler bilim yayını Bilim ve Teknik, 1967 yılından bugüne yayınlanıyor. Ne var ki, Tübitak’ta uzun dönemdir devam eden siyasileşme söylemlerinin devamında gündeme atılan iddialar ve haberler, 469. sayısının dergi tarihindeki en çok konuşulan sayılardan biri olacağını düşündürüyor.

Bu yazının geri kalanını okuyun »