September, 2008 Arşivi

30.09.2008

Yayıncı ve Okuyucu Üzerine

Başlamadan söyleyeyim yayın enstrümanları yani ortamlar bu yazının konusu değil. Keza yayıncılığı basılı-süreli-süresiz, görsel, işitsel, merkezden, kitleden, iten-çeken olarak dallandırdığımızda her ortamın kendi sınır ve olanaklarından ayrı ayrı bahsetmek gerekecek. Böyle bir yelpazede ise kaybolmamak elde değil.

Kaybolmak değil de netleşmek gerekirse…

Klasik medya modelinde iki temel yayıncılık yönteminden söz etmek mümkün. Bunlardan ilki ticari yayıncılık, diğeri ise reklamsız yayıncılık.

Ticari Yayıncılık: Belirlediği kitleye en geniş düzlemde hitap ederek, reklam gelirleri ve yan menfaatler ile hayatını sürdüren yayıncılık anlayışıdır. Buna CNN, NYT, Hürriyet, Pilli Network ve Düğümküme örnek olarak gösterilebilir.

Reklamsız Yayıncılık: Ya toplumun geneline zaten ulaşan ve toplum adına yayıncılık yapan kurumlarda, ya da belirli bir politik düşünceyi yaymak amacıyla araç olarak kullanılan yayın organlarında hakim olan modeldir. BBC ve Harun Yahya International reklamsız yayıncılığa örnek olarak gösterilebilir.

Bu aşamada yayıncıları da ikiye ayırmak mantıklı olacak.

Devlet Yayın Organları: BBC, TRT gibi devlete ait yayın organlarıdır. Bunlardan kimileri reklam alırken, kimileri ise devletten aldıkları özel bütçe ile yayın hayatlarını sürdürürler. Bizim TRT’nin reklam alması dönem dönem yakın tarihimizde tartışılagelmiştir.

Serbest Yayıncılar: Serbest pazar ülkelerinde yani aşağı yukarı tüm dünyada serbest yayıncılar her türlü ortamı kullanarak ve çoğunlukla reklam alarak hayatlarını sürdürürler. Bu yayıncılardan kimileri yayın organlarını ticari veya politik amaçları doğrultusunda araç olarak da kullanırlar. Doğuş Yayın grubunun menfaati daha çok araba satmak iken, yaradılış düşüncesini savunan yayıncılar ise çıkar ağlarını genişletmeyi hedefler.

Peki zaten içinde doğduğumuz bu medya modelinde neler değişti?

Blog, yani we-blog yani web günceleri uzunca bir süredir hayatımızda. 5 yıl önceki web’in fotoğrafını çektiğimizde paldır küldür bir “aktarım” yapıldığını söyleyebiliriz. Tüm yayın organları web sürümlerini oluşturuyor, kimileri bunu da yine parayla satmaya çalışıyordu. Oysa bugün köşe yazarlarının blogları, haberlerin yorum bölümleri var. Yani okuyucunun katılımı artı.

Ama daha da önemlisi haberin üretim şekli değişti. Haberi sen, ben yapabiliyoruz artık. Hatta bana gerek yok sen tek başına da yapabiliyorsun. Yayıncılık dünyasının 1500 yıllık tarihindeki en önemli anlardan birine tanıklık ediyoruz. İnsanlık tarihinde düşüncenin özgürlüğü açısından da blogların önemli bir yeri olduğuna inanıyorum.

Fakat..sen-ben gerçekten yayıncı olabilir miyiz? Biz yayıncılıktan anlar mıyız? Bu yazının temel motivasyonu aslında bir süredir zihnimi meşgul eden bu sorular. Bilgi kirliliğinin bir adım ötesine nasıl geçebiliriz?

Çalışma hayatına uluslararası bir yayın kuruluşunun türkiye ayağında stajyer olarak başladım. Bu dönemde saha techizatını donanıp Afganistan’a, Filistin’e giden tanıdıklarım oldu. Dünyanın dört bir yanındaki cephelerde saç-sakal haber yapan bu gazetecileri bir tarafa koyuyorum, evinin yanına bomba düşen blogcu’yu diğer tarafa.. Bir tarafta aldığı para karşılığında mesleğini yapan ve doğal olarak meslek ilkelerine liyakat eden haberci, diğer tarafta haberin kaynağında, hatta doğal olarak da tarafı olan senin benim gibi bir insan duruyor.

Evinin yanına bomba düşen adamın yazdıkları okuyucuyu pek tabi etkileyebilir. Peki ama ben bu bilgiyi nasıl teyid edebilirim? Yan tarafta patlayanın sadece bir tüp olmadığının garantisini kim verebilir bana? Bu haberin imtiyaz sahibi, yani yalanlanması durumunda hukuki sorumluluğunu üstlenen kimdir?

Cephedeki gazeteci bu sorumluluk ile haber yapıyor. Blog habercisini benzer bir akreditasyona tabi tuttuğumuzda da doğal olarak yeni öbekleşmeler yani yeni medya grupları üretiyoruz. Haberi yapan sen-ben olmuyoruz yine..

Konuyu savaş muhabirliğine indirgemek belki çok doğru değil. Ama tüm haber alanlarında benzer çıkmazlara girmek mümkün. Bugün bilimum blogdan Apple’ın Çin’de paketlediği ürünleri görebiliyor ve bir sonraki ürünü hakkında spekülasyonları takip edebiliyorum. Bu kaynaksız, imtiyazsız haberler benim satın alma kararımı da etkileyebiliyor. Örnekleri çoğaltmak mümkün..

29.09.2008

Maddiyata Geri Dönüş

Bugün Amerikan meclisi serbest pazarı 700milyar dolarlık kefaletle kurtarmayı reddedince borsa tarihin en hızlı düşüşünü yaşadı. Hemen sonra sektörlerin ve hisselerin tüm resmini görebilmek için Market’in Haritası (“Map of the Market“) servisine baktım, tabii ki tamamiyle kızarmışdı. Ancak bir yer hala yeşildi, tahmin edin nedir bu: altın (Barrick Gold ABX). Zaman maddiyata dönme zamanıdır, üretim yapıp, ürettiklerimizi satıp, paralarımızı elle sayma zamanı.

* Yukarıdaki resmi büyük görmek için üzerine tıklayın.

29.09.2008

700 Milyar Dolarlık Kefalet Reddedildi: Serbest Pazar Yapayalnız

Amerikan Devleti’nin batmaya yüz tutmuş Wall Street finans şirketlerini kurtarmak için planladığı 700 milyar dolarlık kefalet reddedildi. 700 milyar dolar neredeyse Türkiye’nin Gayri Safi Milli Hasılası‘na denk geliyor. Bu paranın senatoda reddedilmesi ile beraber New York Times kapaktan borsanın dibe vuruşunu gösterdi. Şu anda büyük bankalardan ayakta durabilenler duramayanları satın alıyor ya da devlet el koyuyor. Dow Jones bir gün içerisinde tarihin en hızlı düşüşünü yaşadı. Google Finance servisi çakıldı.

Bugün yaşadığımız bu olay dünya tarihinde çok önemli bir yere oturacak. Ekonomi uzmanı değiliz ama normal bir insanın anlayabileceği hem kısa dönem hem uzun dönem sonuçları var bu olayın. Birincisi yarın dünyanın geri kalanında Asya, Türkiye, Avrupa borsaları açıldığında büyük düşüşler görücez, büyük çakılmaları engellemek için borsalar kapatılabilir, işlemler dondurulabilir. Hala Türkiye’nin merkezden-kitleye gazeteleri “Amerika’da mali kriz” diye haber yapıyor, halbuki Tükiye’de bankalar (bkz dün Fortis’e el konulması) ve tabii ki sizin bu bankalardaki hesaplarınız doğrudan etkileniyor bu olaylardan. Hesabınızdan para çekebiliyor musunuz bir deneyin.

İkincisi serbest pazar ekonomisinin can çekiştiği sırada devlet yardım etmeyerek serbest pazar düzenini kendi kendine çırpınmaya bıraktı. Bu parayı vermemesiyle devlet’e güven arttı sebest pazara ise güven düştü diyebiliriz. Devlet vatandaşa ait olan parayı finans dünyasının balon şişiren dev yatırımcılarına vermeyerek güven verdi vatandaşa. Sonuç olarak önümüzdeki yıllarda dünyada büyük devlet (“big brother”) modeli ağır basabilir.

İlgili yazılar

28.09.2008

İmparatorluğun İki Başkan Adayı Kitlendi

Dün imparatorluğun iki başkan adayı milyonların gözü önünde canlı tartışma yaptı (“presidential debate“). Demokratik Parti adayı Barack Obama ve Cumhuriyetçi Parti adayı John McCain tüm dünyanın gözü önünde televizyonda canlı yayında tartıştı ve soruları cevapladı. Daha önce TV + Twitter = Katılımcı Demokrasi? yazısında bu tarihi tartışmaya video paylaşım servisi current_ tv yeni bir yaklaşım getirdiğinden bahsetmiştik. Current_ tv tartışma sırasında TV ekranında web’den canlı canlı aldığı Twitter yazılarını gösterdi. Yukarıdaki video’da insanların zaman zaman nasıl iki liderden de farklı görüşlerde olduğunu görebilirsiniz. Bu iş merkezden-kitleye medya ile kitleden-kitleye medyanın birleştirilmiş halidir.

Tartışmada önemli bir konu geçen hafta patlayan (bkz Büyük Sistem Krizi), yatırım devi Lehman Brothers’ın battığı, Merrill Lynch’i Bank of America’nın yuttuğu, dünyanın bir çok yerinde borsaların kapandığı küresel finansal krize (bkz Aşırı Budalalık) getirilmek istenen çözümdü. Son finansal krizden kurtulmak için Wall Street şirketlerinin borçlarını Amerikan devletinin karşılaması söz konusuydu. Devlet bu kadar büyük bir parayı ödeyecek mi ödemiyecek mi tartışması iki başkan adayını da tıkadı. Bu para ödenirse Amerikan Devlet’i halkın vergisinden toplanan paraları özel şirketlere vermiş olacak. McCain bu olaya onay verirse bir ay sonra seçimlerde oylarının düşeceğini bildiğinden onay vermedi, Obama ise aynı sebepten çekimser kaldı problemin daha derin olduğundan bahsetti durdu.

21.09.2008

Oyunuz Hangi Haber Kaynağına?

Düğümküme okurları günlük haberleri ne tür kaynaklardan takip ediyor? Biz de merak ediyoruz, o yüzden anket başlattık. Küçük samimi anket. Fikrinizi belirtin, birbirimizi daha iyi tanıyalım.

Bu haber okuma konusu gün geçtikçe ilginçleşiyor. Bir tarafta büyük paralarla desteklenen merkezden-kitleye yayınlar, diğer tarafta bir internet dolusu bağımsız kaynak, bloglar, beslemeler. Tabii ki bir de berberler, taksiciler vs var. Bizim bilmediklerimiz de vardır illa ki, onları da yorumlarda tartışalım.

Bir de şöyle sorular soralım, ortam daha da şenlensin, sizin de katılımınızla ufkumuz açılsın.

  • Bağımsız kanalların yükselişi ile merkezden-kitleye yayınlarda ne gibi değişimler oluyor?
  • Eskiden marifet haberi yakalamak iken, şimdi filtrelemek mi?
  • Haberi ile yorum arasında hala ince bir çizgi var mı?
  • Ben her gün şu kaynağı mutlaka okurum gibi alışkanlıklar değişiyor mu?

Daha önce YouTube’a alternatif video siteleri ile ilgili anket yapmıştık, onun sonuçlarını bu bağı takip ederek görebilirsiniz.

Oyunuz Hangi Haber Kaynağına – Anket Sonuçları

17.09.2008

TV + Twitter = Katılımcı Demokrasi?

26 Eylül’de Amerika’da Demokratik Parti adayı Barack Obama ve Cumhuriyetçi Parti adayı John McCain tüm dünyanın gözü önünde televizyonda canlı yayında tartışacak ve soruları cevaplayacak (“presidential debate”). Bu tarihi tartışmaya video paylaşım servisi current_tv yeni bir yaklaşım getiriyor. Current_tv tartışma sırasında TV ekranına sizin Twitter yazılarınızı gösteriyor olacak.

TV+Twitter Nasıl olacak?

1. 26 Eylül saat 8:30pm EST (Türkiye saatiyle 3:30am) canlı yayın başlıyor. Amerika’da kablo ve uydu üzerinden Current_tv kanalından izleyebiliyorsunuz, ayrıca dünyanın her yerinden current.com/debate adresinden takip edebilirsiniz.

2. Twitter hesabınız yoksa bir tane edinebilirisiniz (current_tv Twitter ortaklığının sebebi).

3. Twitter’da mesela “Türkiye İncirlik hava üssünden nükleer bombalarınızı kaldırın #current” dediğinizde TV ekranında çıkacak bu. Mesajnızın sonuna #current eklemeniz yeterli.

4. Ayrıca kim ne diyor Twitter aramasından #current etiketi ile takip edebilirisiniz.

Eski medya ile yeni medya karıştırması olarak çok başarılı bir girişim. TV gibi son derece merkezden-kitleye mesajların iletildiği bir medya ile Twitter gibi son derece kitleden-kitleye mesajların iletildiği medya bir arada. Katılımcı demokrasi adına önemli bir adım. Darısı Türkiye’nin başına.

Türkiye’de katılımcı demokrasi?

Amerika’da “Presential Debate” denilen şey parti liderlerinin seçime az kala herkesin önünde sorulara açık bir şekilde canlı tartışma yapması, soruları cevaplaması. Büyük cesaret ve sorumluluk isteyen bir hareket, ağır psikolojik baskı. Türkiye’de hiç bir politikacının cesaret edemediği bir hareket. Türkiye’de bunu yapabilecek ilk politik liderleri ayakta alkışlarız.

Ayrıca Türkiye’de henüz hayatına başlamış olan web TV servislerinin (Televidyon, Keylife) benzer entegre –Twitter, bloglar vb sosyal ortamlarla– hareketlerle Türkiye’de yeni nesil katılımcı politikaya büyük katkıda bulunacağını düşünüyorum.

Ayrıca konuyla alakalı olarak Düğümküme Twitter hesabından kısa haberleri ve yorumları takip edebilirsiniz.

15.09.2008

Android Neden Önemli?

Android işletim sistemini duymuşsunuzdur. Linux tabanlı, Google destekli, açık kaynaklı cep telefonu işletim sistemi. İlk Android telefonu Dream‘in, T-Mobile cep operatöründen, Ekim 2008′de çıkacağı söyleniyor. iPhone benzeri dokunmatik büyük ekranlı cihazların (mesela) hızla türemeye başladığı şu günlerde Android, cep telefonu dünyasını yerinden oynatabilir. Şu göstergelere dikkat:

Destekçisi bol

Android’in arkasında Google ile birlikte cep operatörlerinden içerik sağlayıcılarına ve çipçilere kadar büyük bir destek var (Open Handset Alliance). Mesela, China Mobile, Çin’in en büyük operatörü. Kullanıcı sayısı yaklaşık 312 milyon! Google’ı anlatmaya zaten gerek yok.

Web 2.0 ile uyumlu

Android, internet ve web 2.0 uygulamaları dikkate alınarak sıfırdan geliştirilmiş ilk cep işletim sistemi. Android telefonlarda uygulamalar hem internet ile hem birbirleri ile iletişim kurabilir, bunu perde arkasında yapabilir. Mesela, harita uygulaması adres defterinin bir parçası olarak çalışabilir. Bu işlemler çok küçük kod parçacıkları ile yapılıyor.

Açık taban, korunabilir yenilik

Açık kaynak sistemlerin 2 avantajı var: geliştirme ve lisanslama maliyetleri düşük, topluluklarının mucitliği sisteme yenilik getiriyor. Ayrıca Android, bir lisanslama çalımı ile operatörlerin uygulama platformunu keyiflerine göre özelleştirip kapalı kaynak olarak lisanslamasının da önünü açmış durumda (Apache lisansı).

Çok cihazda çalışabilir

iPhone süper bir cihaz, ama iPhone donanımı ile sınırlı. Android potansiyel olarak yeni çıkan, çıkmaya hazırlanan tüm kabiliyetli mobil cihazlarda çalışabilir. Hatta, Google vizyonu telefonların da ötesinde, araba navigasyon sistemlerini, sofistike ev aletlerini, süper mobil bilgisayarları da içeriyor.

Bugün eğer geliştirici olarak çalışıyorsanız ya da bu konuya ilgi duyuyorsanız, Android ile hemen oynamaya başlamanızı tavsiye ederim. Bugün Android için geliştireceğiniz uygulamalar yarın bir dünya telefonda çalışabilir.

Uygulama geliştirme paketini’ni şu adresten indirebilirsiniz. Aynı adreste direktifler mevcut, maalesef İngilizce. Eğer ki konuya ilgi duyup da İngilizce bariyeri yaşıyorsanız bu yazının yorumlar kısmında belirtin.

İlham almak isterseniz, Android yarışması için geliştirilen 50 finalist uygulamaya bir göz atın.

15.09.2008

boDig 08: Ara-yüz(süz) Sergi Açılışları

Teknoloji ve beden odaklı bağımsız sanat girişimi boDig (bodig.org) geçtiğimiz sene kuruldu ve bugüne kadar gerçekleştirdiği en büyük etkinlik bu akşam başlıyor. Daha önce Düğümküme’de duyurduğumuz boDig etkinlikleri teknoloji ve sanatın bir arada kullanıldığı, daha doğrusu teknoloji ile sanat yapılan pek çok yeni işi içeriyor. 15-25 Eylül arasında ziyarete ve katılıma (etkileşimli işler) açık olacak ara-yüz (süz) etkinlikleri arasında iki tane sergi var (tam programı boDig.org adresinden öğrenebilirsiniz):

Tarih: 15 Eylül (bugün)
Açılış: 19:00
Yer: EKAV Sanat Galerisi Süzer Plaza – Hotel Ritz-Carlton – Dolmabahçe

Tarih: 16 Eylül
Açılış: 19:00
Yer: Hafriyat – Necati Bey cad. 79 Karaköy

Sergiler her gün 12:00-19:00 arasında açık olacak.

Ben de boDig sergisine MYPOCKET projesiyle katılıyorum. Proje Türkiye’de ilk defa boDig bağlamında EKAV Sanat Galerisi‘nde gösteriliyor olacak. Dara Kılıçoğlu‘na serginin hazırlanmasında yardımlarından dolayı teşekkür ediyorum.

12.09.2008

12 Eylül Belgeseli (9 bölüm video)


12 Eylül Belgeseli 1/9 (Giriş: 12 Mart Kasırgası)

12 Eylül darbesini ben yaşamadım, ama sonuçları tüm hayatımı etkiledi, hala da etkiliyor. 12 Eylül’de yapılan darbe Türkiye’yi içten içe zehirlemeye devam ediyor. Darbenin getirdikleri, mesela YÖK ve benzeri tepeden inme “yüksek” devlet kurumları ve ortaya çıkan akıl dışı ideolojiler eğitimden iş hayatına sosyal hayata pek çok alanda etkili oldu.

12 Eylül nedir, ne oldu, neden oldu, Soğuk Savaş nasıl etikiliydi, darbe nasıl yapıldı, CIA’den öğrenilen işkence teknikleri, Sıkı Yönetim döneminde neler icat edildi, nasıl serbest pazar ekonomisine geçildi, nasıl IMFye bağımlı olundu, MIT, CIA, genelkurmay, derin devlet ilişkiler ağı nasıl örüldü?

Ayrıca 12 Eylül’in sayısal sonuçlarını şurdan görebilirsiniz:
http://etrafta.com/2008/09/12/gunun-mana-ve-onemi

Mehmet Ali Birand’ın sunduğu 12 Eylül Belgeseli bu tarihi anlatıyor. Daha önce YouTube’da 38 video halinde seyrettim, şimdi Türkiye’de kapalı olduğu için (yoksa bu sebepten mi?) başka video paylaşım sitelerinde buldum parçaları. 12 Eylül Belgeseli DailyMotion sitesinde yaklaşık 40ar dakikalık videolardan 9 bölüm olarak bulunuyor:

12.09.2008

Sokaklara Tekrar Tank Çıktı

Türkiye sokaklarında tank en son 12 Eylül 1980‘de görülmüştü. 28 yıl sonra bugün Köken Ergun “TANKLOVE” performansıyla sokaklara tank çıkardı Danimarka’da. Uturn Copenhagen Quadrenniali‘nde gösterilecek performans için Köken şöyle diyor:

Normal sokakta tank görmek istedim. Tank pencerelerini önünden geçiyor [Jyderup sakinlerinin] hayatları devam ederken. Ana caddeye çıkana kadar fark etmiyorlar, sonra birden tank cazibe kazanıyor.

YouTube Türkiye’de yasaklı olduğu için video’dan görüntüler ekledim sergi fotoğrafı yanında.