March, 2008 Arşivi

30.03.2008

WordPress 2.5 Çıktı

Popüler blog yazılımı WordPress 2.5 sürümünde yep yeni arayüz ve kullanım özellikleriyle geldi. En büyük değişiklik blog yönetim (“admin”) arayüzünde yapılmış. Daha yalın grafikler ve hızlı çalışan sorgularla sanki bir web tarayıcısı içinde değil de masaüstünde bir yazılım kullanır gibi akıcı çalışabiliyorsunuz.

Diğer önemli özellikler arasında birden fazla dosya yükleme, tek tıklamada eklenti yenileme, yönetim arayüzü (“dashboard”) eklentileri, hazır galeriler, eş zamanlı yazı düzenleme (çok yazarlı bloglar için), tam ekran yazma, kısakod arayüzü (karmaşık HMTL içeriği düzenlemek için), gelişmiş arama, hazır etiket sistemi, ve Gravatar destekli yazar çizer profil resimleri sayılabilir. Şurdan daha detaylı bilgi alabilirsiniz.

Düğümküme’de geçen hafta WordPress 2.5 test sürümünü kullanmaya başlamıştık. Bu özellikleri tek tek denedik, işlerimizi daha da kolaylaştırıyor. İki tane nokta var dikkatimizi çeken, WordPress ekibine de not olarak gönderdik, birincisi taslak yazıların el altından kalkması başka bir menü altına taşınmış olması, bu durum blogu not defteri gibi kullanmayı zamanla ortadan kaldırabilir. İkincisi popüler etiket eklentisinin devre dışı kalması, eski etiket sistemleri, dolayısıyla birikim ile uyumsuzluk.

Daha verimli bir blog için WordPress 2.5 kullanmanızı tavsiye ederim.

27.03.2008

Bu Bir Televizyon Yayını Değildir

Genelkurmay Başkanlığı Askeri Mahkemesi belki okur diye tekrar ediyoruz: Televizyon tek taraflı iletişimdir, merkezden kitleye mesaj verir. İnternet çok taraflı iletişimdir, herkes birbiriyle mesajlaşır. Bir İnternet servisini yasaklamak o servis üzerinden kendini ifade eden binlerce kişinin ifade özgürlüğünü engellemektir.

Bugün yine bir İnternet servisine, bağımsız basın merkezi İstanbul Indymedia’ya erişim engellendi. http://istanbul.indymedia.org/ adresinde sitenin içeriği yerine

“BU SİTEYE ERİŞİM ENGELLENMİŞTİR / Genelkurmay Başkanlığı Askeri Mahkemesi , 21/03/2008 tarih ve 2008/418-171 nolu kararı gereği bu siteye erişim TELEKOMÜNİKASYON İLETİŞİM BAŞKANLIĞI’nca engellenmiştir”

yazısı görünmeye başlandı. Artık öğrenmiş olmanız lazım, engellenmiş sitelere erişmek için bir kaç yol var (bkz Yasak sitelere giriş). Indymedia sitesinde sansürü nasıl aşabileceğiniz yazıyor:

Indymedia sansürle susturulmaya çalışılıyor. Ama sadece çalışılıyor, çünkü internette sansürün teknik olarak olanaklı olmadığını TC savcıları henüz öğrenemedi. Indymedia yayınına devam ediyor. İstanbul Indymedia’ya farklı yollardan ulaşabilirsiniz. Bu yollardan bazıları:

1. http://istanbul.bbm.indymedia.org adresi.
2. http://anonymouse.org/anonwww.html adresi üzerinden bağlantı
3. Ağ bağlantınızın DNS ayarlarını değiştirmek.

Deneyimli internet kullanıcıları için alan adı erişimi gibi basit engellemeler pek bir etki yaratmazken çoğunluğun erişimi gerçekten de engellenmiş oluyor. Dolayısıyla engel koyanlar amacına erişmiş oluyor, yani herkesin kafasına bir mesaj kazınıyor: “ayağınızı denk alın, bir gün sizi de engelleyebiliriz.”

Buna karşı bir slogan var, yıllarca tekrar edildi Türkiye sokaklarında: “SUSMA SUSTUKÇA SIRA SANA GELECEK”. İlk bakışta alakasız gelebilir ama Türkiye’de Kontrgerilla ve Ergenekon gibi devlet ve askeriye üstü gizli örgütlerin soğuk savaş stratejilerine göre bir şekilde CIA güdümlü ortaya çıkışını ve sonra elimizde kalışını düşünüyorum… şimdilerde Türkiye’de yaşadığımız internet engellemelerinin Amerika’da gündemde olan “terörle mücadele için dünya genelinde siber önlemler” stratejisi ile aynı zamanlarda gerçekleşmesi… bkz: New York Times haberi: Terörle Mücadele İçin Soğuk-Savaş Fikri… Bir video için tüm siteyi kapatmak hepimize ne kadar çocukça geliyor, bu kadar cahil olunamaz diyoruz, o kadar garip ki “ayıp” diyoruz… 1 Mayıs 1977 günü Taksim meydanında kalabalığa bilinmez kaynaklardan ateş açılması gibi anlaşılmaz garip bir durum…

İnternet servislerine erişimi engellemek kitlesel ifade özgürlüğü engellemesidir. Daha önce defalarca yazmış olmama rağmen bugün tekrar yazıyorum, siz de internette bir şekilde yazıp çiziyorsanız, ne düşündüğünüzü tekrar tekrar anlatın, bu tür engellere karşı sesimizi ancak beraber duyurabiliriz.

5651 nolu yasa internet yasaklarına nedenlerden biri. Geçen hafta (23 Mart 2008) yayınlanan Bilişim STK bildirgesinin girişinde konu şöyle açıklanıyor:

Türkiye’de mahkemeler 5651 nolu yasa ve konuyla ilgili diğer yasalara dayanarak youtube, wordpress, geocities, alibaba gibi bir çok web sitelerine erişimi sıksık kapatmaktalar. Telekomunikasyon Kurumu’nun (TK) ise yurt dışındaki web sitelerine erişimi 5651 kapsamında sorgusuz sualsiz, kapatma yetkisi var. TK’nın erişime kapatılan web sitelerinin hangileri olduğunu ne kamuoyuna, ne de kapatılana haber verme yükümlülüğü bulunmakta. Söz konusu yasaklamalar, yasanın zaten tartışmalı olan amaçlarını aşmış ve ülkemize zarar vermeye başlamıştır. Bu durumun düzeltilmesini istiyoruz.

Türkiye’de İnternet Yasaklarına Tepkiler:

* Görsel İstanbul IndyMedia sitesinden alınmıştır.

21.03.2008

Tedirgin Zamanların Kırılgan Kişilikleri İçin Tasarımlar

designnoir.jpg

Önümüzdeki salı günü (25 Mart) İstanbul çağımızın en geçerli tasarımcısı ve araştırmacılarından Fiona Raby’i ağırlıyor. Fiona Raby eleştirel tasarım akımının öncülerindendir. Eleştirel tasarım sadece bir probleme çözüm bulan değil bulduğu çözümle yeni sorular sorduran bir tasarım etkinliğidir. Anthony Dunne ve Fiona Raby çifti alışılagelmiş “tasarım çözüm bulur sanat soru sorar” ayrımını değiştirip soru da sorabilen tasarım anlayışına yer açtılar.

Herhangi bir tasarım veya sanat alanıyla uğraşıyorsanız bu konuşmaya mutlaka gitmelisiniz. Ben ilk defa 2002 yılında MIT Mimarlık Bölümü’nde yaptıkları bir sunumda dinlemiştim Raby ve Dunne çiftini. O günler “Design Noir” (Kara Tasarım) kitabını yeni çıkardıkları günlerdi. Henüz Londra’da Royal College of Art Interaction Design (Etkileşim Tasarımı) bölümünde ders veriyorlardı. Sonra bölümün başına geçtiler ve bölümü “Tasarım Etkileşimleri” olarak değiştirdiler. Son beş yıldır hem kendileri hem yetiştirdileri öğrenciler dünyanın dört bir yanında soru soran tasarımlarla öne çıkmaya başladılar (son sergiden fotoğraflar).

Bugün Raby ve Dunne çifti eleştirel tasarım anlayışını dünyaya daha hızlı yayıyorlar. Bu konuşmada Fiona Raby’nin anlatacakları son derece kafa açıcı olacaktır. Bu konuşmadan sonra Türkiye’de yaşadığımız uç durumlar için eleştirel tasarımlar yapabileceğinizi düşünün. Bu uç durumlar bazen dünyada eşi benzeri görülmeyen sadece Türkiye’ye özel politik ve sosyal durumlar (türban ve insan hakları çelişkisi, Ergenekon şebekesi), bazen Uganda veya Şili’de de daha önce yaşanmış stratejilerin parçası olarak CIA güdümlü kurban edilmiş toplumun (Soğuk Savaş, Kontgerilla, Irak İstilası, Sinir Ötesi Operasyon) yaşadığı dramalar, bazen yaşanan doğal, ekonomik, veya politik felaketler sonrası şok olan toplumun sömürülmesi (12 Eylül, banka özelleştirmeleri, deprem sonrası) üzerine girdiğimiz durumlar olabiliyor. Bu uç durumlar bizi hem tedirgin ediyor hem kırılgan yapıyor hem de kızdırıyor.

robots-dunne-raby.jpg
Belçika’da Z33 Galerisi’nde “Eleştirel Tasarımı Tasarlamak” sergisinde Robots yerleştirmesi (fotoğraf Kristof Vrancken).

Fiona Raby İTÜ Mimarlık Fakültesi’nde “Tedirgin Zamanların Kırılgan Kişiliklerine Tasarımlar” başlıklı bir konuşma yapacak. Konuşma, İTÜ Mimarlık Fakültesi (Taşkışla) 109 numaralı salonda, saat 17:30′da düzenlenecek.

Daha önce Düğümküme’de Tasarım Etkileşimleri ve Para Getiren – Ses Getiren İş Dengesi başlıklı iki yazıda Anthony Dunne ve Fiona Raby çiftinin özellikle yeni tasarım eğitimi alanında yaptıklarından bahsetmiştik.

Garanti Galeri’nin email ile gönderdiği duyuru:

fiona.jpg “Disiplinlerötesi” Konferans Dizisi – 4:
Fiona Raby “Tedirgin Zamanların Kırılgan Kişiliklerine Tasarımlar”

25 Mart, Salı, 17:30
İTÜ Mimarlık Fakültesi (Taşkışla) Salon 109

Konferans İngilizce’dir, simultane çeviri vardır.

Fiona Raby’e göre: “Tasarımcılar, hiç düşünmeksizin geleceğe yönelik bir iyimserlik beslerler. Otomatik olarak tasarladıklarının tarafsız ve kesinlikle iyi olduğunu varsayarlar. Tasarım ve mimarlığın rolünün ‘dünyayı daha iyi bir yer haline getirmek’ olduğuna dair iyice yerleşmiş bir ideoloji vardır. Peki, tasarımcılar kendi çelişkilerini, kendi tutarsızlıklarını bile bile, böyle derinden kusurlu bir insanlık halini nasıl olup da yüceltebiliyorlar?”

Dunne&Raby: Anthony Dunne ve Fiona Raby, ürün ve hizmetleri, bir tartışma ve müzakere ortamı oluşturmak için araç olarak kullanıyorlar. Tasarımcılar, tasarım endüstrisi ve kamu arasında oluşturmaya çalıştıkları bu ortam, yeni teknolojilerin toplumsal, etik ve kültürel etkileri üzerine yoğunlaşıyor. Dunne&Raby çoğu projesinde endüstriyel araştırma laboratuvarları ve akademik/kültürel kurumlarla işbirliğine gitmiştir.

Dunne ve Raby’nin son zamanlarda ürettiği çok sayıda proje var. “Placebo” (2001) evlerimizdeki elektromanyetik alanlar üzerinden zihinsel sağlığı araştıran bir elektronik nesneler koleksiyonudur. Centre Pompidou için hazırlanan “Evidence Dolls” (Kanıt Bebekler, 2005) çalışmasının da içinde bulunduğu “Consuming Monsters: Big, Perfect, Infectious” (Tüketen Canavarlar: Büyük, Mükemmel, Bulaşıcı, 2002-) projesi, farklı biyoteknolojik geleceklere yönelik tartışmada tasarımın rolünü araştırıyor. “Designs for Fragile Personalities in Anxious Times” (Tedirgin Zamanların Kırılgan Kişiliklerine Tasarımlar) insanlara çelişkileri, karmaşaları ve psikolojik kusurları ile birlikte değer verir. “Do you want to replace the existing ‘normal’?” (Varolan ‘normal’i değiştirmek ister misin?) isimli son projeleri, bu düşünce biçimini ürün tasarımı dünyasına taşıyor. Bu proje, 2007′de Z33 için yapılan “Technological Dreams Series: no 1 Robot” (Teknolojik Rüyalar Serisi: no 1 Robot) ile birlikte şu anda MoMA New York’taki “Design and the Elastic Mind” (Tasarım ve Elastik Zeka) isimli sergide yer almaktadır.

http://www.dunneandraby.co.uk

* Yazının başındaki fotoğraf Design Noir kitabından alınmıştır.

18.03.2008

Gözel Geceler: CTRL-ALT-KEBAB

gozel-geceler-ctrl-alt-kebab.jpg

Sanatçılar

  • Nodul feat. various artist / djset
  • Dj Biennial Vj 2010 feat. kvsi / live
  • Sezyum feat. tayyip / djset-live
  • Grup Ses feat. davulmoon / djset-live
  • Mytube Youspace feat. mevlana / djset

…dubstep, yerli öz mashup,…

22 Mart CCumartesi 23.00
Dogzstar. Kartal sok. No 3 Kat 3 Galatasaray Beyoğlu
http://www.myspace.com/gozelrecords

14.03.2008

Türkiye'de Kitlesel İfade Özgürlüğü Engellemesi

youtube-engellenmistir.jpg

Bugün Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı Ankara 1. Sulh Ceza Mahkemesi tarafından Atatürk’e hakaret içeren videoların yer alması nedeniyle alınan karar doğrultusunda, youtube.com sitesine hem IP, hem de alan adı yönünden erişimi durdurdu.

Bu hareketle Türkiye’de yaşayan ve YouTube’da video yayınlayan yüzbinlerce kişinin ifade özgürlüğü hiç bir suçları olmadığı halde Türkiye Sulh Ceza Mahkemesi tarafından bir anda engellenmiştir. Sadece YouTube.com değil daha önce WordPress.com gibi yine Türkiye’den yüzbinlerce kişinin yazıp çizdiği blog servisi de kapatılmıştır. Dahası bu servislerde yorumlarla derdini düşüncelerini anlatanların da ifade hakları elinden alınmıştır.

Eskiden ifade özgürlüğü engellemesi dahilinde bir kitap yasaklanırdı toplatılırdı yazarı yargılanırdı, şimdi bu yeni nesil engellemeler milyonlarca kitap ayarında fikri ve bu fikirleri ifade eden yüzbinlerce kişiyi engelliyor, üstelik bir anda, üstelik tek tek herkesi yargılamadan, üstelik haberiniz bile yok, sabah kalkıyorsunuz artık “konuşmıyorsunuz”. Bu düpedüz kitlesel ifade özgürlüğü engellemesi. Son derece bilinçsizce verilmiş bu kararlar vatandaşa saygısızlıktan başka bir şey olamaz.

Türkiye’de yüzbinlerce kişinin ifade özgürlüğü nasıl bir anda engellenebiliyor?

5651 sayılı Internet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun bu kararların ana sebebi. 23 Mayıs 2007 tarihinde yürürlüğe giren bu kanun hakkında yazan avukat İlker Atamer şunları diyor:

5651 sayılı kanun, ‘toplu kullanım sağlayıcı’ kavramını, “kişilere belli bir yerde ve belli bir süre internet ortamı kullanım olanağı sağlayan gerçek ve tüzel kişiler” olarak tanımlamıştır. Kanundaki bu tanım eksik ve yanlış anlaşılmaya müsaittir. Zira tanımda yer alan “kişilere” sözcüğü ‘toplu’ ifadesini tam olarak karşılamadığı gibi, bu tanım herhangi bir toplu kullanım ölçütü veya toplu kullandırma amacı aramamakta ve bu nedenle başkalarına internet kullanımı sağlayan herkesi kapsamaktaymış izlenimi vermektedir.

“Toplu kullanım” ifadesinin problemli olduğunu belirterek devam ediyor:

‘Toplu kullanım’ ifadesi, topluca diğer bir deyişle birden fazla kişi tarafından bir arada veya aynı anda kullanımı ifade eder. Kanunda asıl ifade edilmek istenen budur ancak mevcut tanım eksik ve yanlış anlaşılmaya oldukça müsaittir.

Şöyle bir çözüm getiriyor:

…kanundaki bu tanıma ek olarak bir tanım yapmak gerekirse, toplu internet kullanım sağlayıcı kavramı için ‘kişilerin topluca yararlanmasını sağlamak amacıyla, birden fazla kişiye aynı anda ve genel amaçlarla internet ortamını kullanma imkânı sunan gerçek veya tüzel kişiler’ denilebilir.

Avukat İlker Atamer’in “Toplu İnternet Kullanım Sağlayıcıların Hukuki Yükümlülükleri ve Sorumlulukları” başlıklı bir yazı dizisi var. Kitlesel ifade özgürlüğü engellemesinden siz de rahatsız oluyorsanız mümkünse kendi blogunda bunu yazın, bu çalışmalara bağlantı verin, alıntılar yapın, sizin için önemli yerleri yazın, tekrar tekrar başkalarına anlatın, bu cahillikle beraber mücadele edelim.

Güncelleme 1:

Güncelleme 2:

Toplu İnternet Kullanım Sağlayıcıların Hukuki Yükümlülükleri ve Sorumlulukları – 1
Yazar: Av. İlker Atamer
http://turk.internet.com/haber/yazigoster.php3?yaziid=19998

2.Nesil İnternet Sitelerinin, 5651 Çerçevesinde Hukuki Statüsü – 1
Yazar: Av. İlker Atamer
http://turk.internet.com/haber/yazigoster.php3?yaziid=19982

5651 No’lu Online Yayıncılık Yasası Yazıları
Yazar: Fusun S.Nebil
http://turk.internet.com/dosya/0708/yazilar/

Av.Purut; 5651′e Göre Web 2.0 Siteler İçerik mi, Yer Sağlayıcı mı Belirsiz
Yazar: Fusun S.Nebil
http://turk.internet.com/haber/yazigoster.php3?yaziid=19795

İlgili Düğümküme Yazıları

12.03.2008

YouTube Platformu ile Yeni Nesil Televizyonculuk

youtube_logo_july07.pngBu sabah –Silikon Vadisi’nde*– Youtube Platformu çıktı. Yeni YouTube API ile videolarınızı programatik yükleyebiliyorsunuz. Yani kendi web servisinizde kullanıcılarınızın yüklediği videoları otomatik (programatik) olarak yükleyip YouTube’da barındırabiliyorsunuz. Bu platformla YouTube’un sahibi Google webdeki tüm videoları barındırmayı hedefliyor. Google’un “dünyadaki tüm bilgiyi” düzenleme stratejisine son derece uygun bir hareket.

Kendi servisinizde video gösterip trafikten arttırıyorsunuz ve reklamdan para kazanıyorsunuz. YouTube ise video’nun içindeki reklamların gelirini alıyor, bunu paylaşmıyor. Yeni YouTube API bilgi yüklemek için her türlü fonksiyon içerirken gelir dağılımı ile ilgili en ufak bir fonksiyon içermiyor. API’nin genel özellikleri şöyle:

  • Video ve video cevap yükleme
  • Kullanıcı ve video metaveri (başlık, tanım, oy, yorum, favori, arkadaş, vb.) ekleme ve düzenleme.
  • RSS besleme toplama ve erişim
  • 18 yerel bölge için özel sorgu desteği
  • Video oynatıcı özelleştirmesi

Yeni YouTube APIyi şimdiden kullananlar YouTube Partners programı dahilindeki kurumlar. Bu kurumlar Electronic Arts (oyun videoları), Berkeley Üniversitesi (eğitim videoları), Animoto (müzik videoları), Tivo (etkileşimli TV) ve daha bir çok Silikon Vadisi şirketleri sağladıkları içerik karşılığında reklamlardan gelir elde ediyorlar. Ancak bu sadece partner programına dahil şirketlerle sınırlı, YouTube’daki içeriği esas oluşturan kitle, yani siz, biz, Türkiye’den televizyon dizilerini, maçları, müzik videolarını yükleyenler, türlü türlü video sosyal imleme servisleri, İspanya’daki gitarcı, Brezilya’daki webcam kızı, Çin’deki sebest film yapımcısı yani dünyanın geri kalanı verdiği emek karşılığında gelirden pay alamıyor…

YouTube videolarınızı “barındırmak karşılığında” tüm video reklam gelirini kendine alıyor. Bu karşılığa biraz daha yakından bakalım. Bir web servisim var, servisi kullanan kişiler video yükleyebiliyor, bu videolar hem benim servisimde hem YouTube’da gösteriliyor. Kendi sitemde bu video’ya bakan kişilerin yarattığı trafikden reklam geliri elde ediyorum. Ancak kendi servisim içinde gösterilen video reklamından geliri YouTube (yani sahibi Google) alıyor. Bu durumda YouTube 3+1 yerden reklam geliri kazanıyor.

  1. Video benim servisimde gösterilirken video içi reklamdan
  2. Video youtube.com’da gösterilirken video içi reklamdan
  3. Youtube.com içinde benim videolarımın bulunduğu sayfalardaki reklamlardan
  4. Video kopyalanıp yüzlerce siteye dağıtıldığında video içi reklamlardan

Google’un senin kendi sitende reklam göstermesi ve onca yerden senin videoların üzerinden reklam geliri yapması karşılığında sen sadece video barındırma servisi alıyorsun, bu sence adil mi?

İlgili Düğümküme Yazıları

* Neden yazılarımda “Silikon Vadisi sabahı”, “Amerikan Interneti” gibi tamlamalar kullanıyorum? Çünkü bu yazılarda bahsedilen üretim tamamiyle Silikon Vadisi’nde yapılıyor ve dolayısıyla hayatımıza bir Kaliforniya gerçekliği (yeniden hortlamış Kaliforniya ideolojisi) katıyor. Özellikle Türkiye’de teknoloji çok az ya da hiç geliştirilmiyor dolayısıyla ortaya çıkan gerçekliklerin ithal edilmiş gerçeklikler olduğuna dikkat çekmek istiyorum.

Güncelleme: Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı Ankara 1. Sulh Ceza Mahkemesi tarafından Atatürk’e hakaret içeren videoların yer alması nedeniyle alınan karar doğrultusunda, youtube.com sitesine hem IP, hem de alan adı yönünden erişimi durdurdu. Türkiye’de yaşayan ve YouTube’da video yayınlayan yüzbinlerce kişinin ifade özgürlüğü hiç bir suçları olmadığı halde Türkiye Sulh Ceza Mahkemesi tarafından sınırlandırılmıştır.

12.03.2008

İnternet Gazetelerinden Ne Haber?

Society for News Design, geçtiğimiz günlerde dünya gazetelerini tasarımlarına göre sıralamış. Sıralamanın en tepesinde Los Angeles Times, New York Times, National Post, The Boston Globe ve Zaman (sıralamadaki tek Türk gazete) yer alıyor.

Sıralama ile ilgili bir dolu tartışma var, ben o kısmına fazla girmeyeceğim. Haberi okuduktan sonra ilk sıralardaki gazetelerin web sitelerini yan yana koyup tasarımlarına bir baktım, şöyle bir resim ortaya çıktı:

(Görsellere tıklayıp büyük görebilirsiniz)

Odullu haber siteleri

Görüntüyü sadeleştirmek için resme basit filtreler uyguladım. Görsel tasarımcılar gazete gibi yoğun içerikli sayfalar tasarlarken taslaklarına biraz uzaktan gözlerini kısarak bakarlar ve baskın blokları ve sayfa dengesini görmeye çalışırlar. Amacım bu tekniği ekrana taşımaktı, ortaya çıkan görüntü şöyle:

Odullu haber siteleri

Bu resme bakınca aklıma şu soru geldi. Acaba Türkiye’deki merkezden-kitleye haber siteleri bu teknikle nasıl görünür? Aklıma ilk gelen yüksek tirajlı gazeteleri yan yana koydum.

Turk gazete siteleri

… ve Photoshop’ta gözleri kıstım:

Turk gazete siteleri

Sonuçta ortaya çıkan soyuta yakın görüntüleri karşılaştırırsak:

gazeteler.jpg

Çok detaya girmeye gerek görmüyorum, resimler durumu gayet güzel özetliyor. Okunabilirliği analiz etmek için şöyle tartışma alanları hemen akla geliyor:

  • Blok kullanımı
  • Beyaz alan kullanımı
  • Renk ve yazı tipi kullanımında tutarlılık

Daha büyük görmek için resimlere tıklayabilirsiniz.

(Düzeltme: Sıralama gazetelerin basılı halleri için yapılmıştır ve yeni kriterlere göre düzenlenmiştir. – 23.3.08)

11.03.2008

Sosyal Ağ Hortumlaması

Amerikan Internet pazarında hemen hergün yeni bir sosyal akım uygulaması çıkıyor. Bunların arasında önde gidenler “sosyal ağ hortumlaması” yapan servisler. Geçen Düğümküme’de sosyal akım uygulamaları yazısında “toplayıcılar” diye bahsetmiştik bu servislerden. Şimdi daha da odaklanarak hortumlayıcı diyorum –aynen Türkiye’deki banka hortumlama gibi– çünkü bu servisler bir kişinin farklı sosyal web servislerindeki hesaplarının hareketlerini toplayıp bir arada gösteriyor. Yani durağan bir içeriği değil hali hazırda sürekli yenilenen sürekli akan içerik kaynaklarını bir araya getiriyor. Mesela Twitter’a yazdıklarınız, Flickr fotoğraflarınız, Vimeo videolarınız, Facebook status güncellemeleriniz, blogunuz, sosyal imleme servislerindeki hareketleriniz hepsi RSS beslemelerinden toplanıp bir liste olarak gösteriliyor. Bunun “faydası” arkadaşlarınızın normalde dağılmış servislerdeki hareketlerini bir listeden takip etme imkanı sağlaması; sanki bunu bir RSS okuyucudan yapamıyormuşuz gibi…

Silikon Vadisi peygamberlerinin bu sistemleri desteklerken iki genel savı var:

  1. Normalde bir RSS okuyucusundan erişilebiliecek bu bilgileri bir web servisine dönüştürürsek RSS nedir bilmeyen ama sosyal ağ servisleri kullanan kişilere erişebiliriz.
  2. İnsanlar bir iki tıklamada arkadaşlarının toplu beslemelerine ulaşırlar.

İkinci sav bana da iş yapar gibi geliyor, ancak organik değil gerçekten de hortuma ağzını dayamak gibi bir iş. Mesela bir arkadaşımın blogunu takip etmek isterim ama fotoğrafları veya videoları pek umrumda olmayabilir. Bu hareketleri blok blok almak yerine ben kendim daha uzun sürede RSS listemi tek tek hazmederek organik olarak geliştirmeyi ve bakmayı tercih ediyorum. Bu durumda RSS okuyucum bana çok daha kullanışlı geliyor.

Bu hortumcular yetmiyormuş gibi bugün FriendFeedFeed diye bir servis çıktı! Adeta bu durumla dalga geçer gibi hortumlayıcıları hortumlayan bir servis FriendFeedFeed. Haberi öğrendiğim yer TechCrunch’da Arrington yazıyor: tamam anladık.

08.03.2008

Bugün Merak Ettiklerim

Burada saat 8:44.

Düğümküme iki yıl kadar önce yayına başladığında yazılar için yarattığımız kategoriler şimdi çok tepeden inme geliyor. Etiketler daha çok işe yarıyor. Merak ettiğim etiket yazmak için genelde kim ne gibi teknikler kullanıyor?

“Presence” Türkçe’ye “varlık” olarak çevrilebilir mi? Twitter ve benzeri “presence service”leri için “varlık servisleri” mi diycez? Varlığım senin varlığına armağan olsun hesabı.

Sanatta hazır-yapım (“readymade”) işler gibi hazır-bulunma işleri var mıdır? Varsa hangileri?

Türkçe gibi sondan eklemeli diller ile bilgisayar işlem akışı arasındaki “sona eklenerek büyüme” bağlantısı nasıl kullanılabilir?

Sosyal yazılımlar sayesinde teori yazmak ile program yazmak arasında daha görünür ilişkiler ortaya çıkıyor mu?

Görsel işitsel işlemsel dedik. “İcra” yada “performans” dediğimiz şeyin Türkçesi nedir? Etkinliksel?

Alın yazısı ve bilgisayar yazısı (“code”) karşılaştırması üzerine yazı çizi bir şeyler arıyorum.

Sefer, defa, kaç sefer, kaç defa, git gel, git dur, dur gel, gel git, dur git, kaç sefer, git, gel, dur böyle bir dizi iş, yap, çiz. “Aklına geldiği gibi” ile “rastgele” nasıl farklı?

Kavram kavrama kavramsal. İş işlem işleme işlemsel. El işi. İşletme. Petrol işletmesi. Sanat işletmesi. İşlemsel sanat. Sanatsal işlem. İşlemdeş iş. İşçi, işletmeci.

Çağdaş sanat gibi “arkadaş sanat” diye bir şey nasıl olurdu? Ön, arka, arkamı tutan.

Sayısal sayı olamayacağı gibi işlemsel işlem de olamaz.

El, eleş, eleştir, eleştiri.

Gel, geliş, gelişti, geliştir, geliştirme.

Uy, uyma, uygula, uygulama, uygun, uygunsuz.

Bağ, bağlantı, bağlantısal.

İç, içme, içsel, içki, içten, içerik, içerme, içleme.

Dış, dışkı, dışarı, dışlama.

Ye, yem, yeme, yemek. Yemek yemek. Yiyorum.

Düş, düşün, düşünce, düşkün, düşünsel, düşünüyorum.

Bil, bilgi, bilinç, bilgin, bilim, bilimsel, biliyorum.

An, anı, anıt, anıtsal. Anlatıyorum.

Ağ, ağla.

Bu gece dil bilim ve bilgisayar bilim. Yarın başka bir şey. Saat 9:53 olmuş.

04.03.2008

Şu Anda Burada Değilsin: "Yeni Nesil Turizm Acentası"

turist-yerinden-etme.jpg

Yeni Nesil Turizm Acentası YOU ARE NOT HERE (.org) bir şehri başka bir şehrin sokakları üzerinden gezdirme servisi veriyor. Mesela Bağdat’tı İstanbul sokakları üzerinden gezindiğinizi düşünün. Acentanın size sağladığı çift taraflı haritayı ışığa tuttuğunuzda İstanbul ve Bağdat sokaklarını üst üste görebiliyorsunuz. Harita üzerinde belirtilen tursitik noktalara vardığınızda duvarda bir yapıştırma görüyorsunuz, üzerindeki telefon numarasını çevirip verilien yer kodunu giriyorsunuz ve telefonda bir turist rehberi size bulunduğunuz noktaya diğer şehirde karşılık gelen noktayı anlatıyor. Mesela Beyoğlu’nda bir köşedesiniz, telefon açtınız, haritaya göre bu köşeye Bağdat’ta karşılık gelen Saddam’ın heykelinin yıkıldığı meydan hakkında rehberlik alıyorsunuz.

bagdad.jpg
taksim.jpg

YOU ARE NOT HERE Mushon Zer-Aviv (İsrail), Dan Phiffer (ABD), Kati London (ABD), Laila El-Haddad (Filistin) tarafından gerçekleştirildi. Mushon’dan bugün öğrendiğime göre şu anda İstanbul’dalar, AkSanat’da yarın (5 Mart Çarşamba) açılacak Başak Şenova‘nın kuratörlüğünü yaptığı KAYITSIZ sergisine katılıyorlar.

YOU ARE NOT HERE projesinin sloganı “Yerinden Edici Turizm Acentası” yani yerel insanları yabancı şehirlerin meta-turistlerine dönüştüyor. Ancak bu projede ilk aklıma takılan şey iki farklı şehrin haritasını nasıl eşleştiriyorlar? Yani referans aldıkları nokta nedir? Beyoğlu’ndaki köşe nasıl Saddam’ın heykelinin yıkıldığı meydana denk geliyor da Bağdat üniversitesinin giriş kapısına denk gelmiyor? Burada kurulan eşleştirme mantığı her neyse tabii ki sanatçının bizi düşündürmek istediği noktadır. Bu nokta biraz daha projenin içinde anlaşılabilir olabilir. Daha önce dijital olarak farklı şehirlerin eşleşmesini görmüştük ancak bu proje psikocoğrafya alanında sağladığı etkileşim ve konumlandırmalarıyla bence farklı bir yerde duruyor. Faklı şehirler arasındaki benzer ve farklı mekanları politik çehresi açısından ele alıyor.

YOU ARE NOT HERE ekibi sonraki gün (6 Mart Perşembe 18:30) AkSanat’da bir konuşma yapacaklar. Konuşmada askeri işgal ve buna direnişin ekseninde mekanın arabulucu yorumunu tartışacaklar.

İlgili bağlantılar