October, 2007 Arşivi

26.10.2007

Bilmediğimizi Bilmediklerimiz

tense1

“Olmamış şeyler bana her zaman ilginç gelir,” dedi ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld 12 Şubat 2002 sabahında. “Çünkü bildiğiniz gibi, bir bilinen bilinenler vardır; bir de bildiğimizi bildiklerimiz. Ayrıca biliyoruz ki bilinen bilinmeyenler de vardır; yani bilmediğimizi bildiğimiz bazı şeyler. Ancak bir de bilinmeyen bilinmeyenler var—bunlar bilmediğimizi bilmediklerimiz.”

Bilmediğimizi bilmediklerimiz ne demek? Bu en ilginç olanı. Bu çifte negatiflik bilinmeyeni bile bilmemeyi bir eksiklik olarak kabul etmek demek. Bu eksiklik kabulü geleceği tahmin etme becerisi değil, gelecek tahmini içinde dahi bilinmeyeni bilmeye çabalamaktır. Mesela 11 Eylül 2001′de bir yolcu uçağının silah olarak kullanılabileceğini hayal edememek…

Terörist oluşum doğası itibariyle bir ağ yapısındadır. Yani askeriyede olduğu gibi merkez baştan aşağı zincirleme emir komuta yapısında değil, bir çok başın kendi kendine ve diğer başlarla etkileşim içinde hareket ettiği bir ağ yapısındadır. Terörist oluşumun merkezi ve lideri yoktur. Bu sebepten gidip falanca kampı yok etmek veya filanca ele başını yakalamak terör ağını hiç bir biçimde etkisiz hale getiremez. Türkiye de Amerika da bunu gördü, etkilerini hep beraber yaşıyoruz.

daglica-1
Kuzey Irak sınırı Google Earth görüntüsü.

Ağı kontrol eden kimse yoktur. Bugün ne Barzani ne başka bir yerel lider kendi başına bu ağı yönetmez, yönetemez. Geleneksel bakış açısı sadece bir kaç ele başı belirleyip (Bin Laden, Öcalan vs.) imha ettiğinde terörü yok edeceğini umuyor. Bu sadece geçmiş yüzyıllardan kalma bir aldanma. Irak PKK’yı yasadışı kabul etse de, Amerika elimizden geleni yapacaz dese de, Türkiye sınır ötesi harekata başlasa da bu ağlı yapısı nedeniyle terör örgütleri yok edilemez. Dağlar; Afganistan dağları da Kuzey Irak dağları da topolojik yapısı sebebiyle merkezsiz, delik deşik, düğüm küme, hem çölün hem kentin tersi, ağlı sistemlerin yaşamasına imkan veren en ideal ortamlar. Askerler bütün dağları en önde giden fetiş teknolojik silahlarla tarasa da ancak ağ içinde ağ bulacak, düğüm olacaktır. Çünkü dağlık bölgelerdeki ağların küresel ağlara bağları olabileceği çok da gizli bir şey değildir. Silah tüccarlarının aynı teröristler gibi hükümetlerin bilinen hiyerarişik kurallarının dışında hareket ettiği bilinir, defalarca yazılmıştır. Ağın en güçlü işlediği bir ortamda Türkiye-Irak-Amerika ortak yönetimi ancak bilmediği bir bilinmez ile karşıkarşıya. Bu bilinmezlik bugün ancak “bataklık”, “girdik çıkamadık”, “içine çeker” gibi yorumlarla tarif edilebiliyor…

netwar-ag-savasiStrateji araştırma şirketi RAND araştırmacılarından John Arquilla ve David Ronfeldt ABD Savunma Bakanlığına 1996 yılında bir rapor verdi. Bu raporun adı “Ağ Savaşının Gelişi” (“The Advent of Netwar”). 127 sayfalık rapor savaş karşıtlarının nasıl kendi kendine toplanıp şehirde kontrol dışı gösteriler yaptığından terör örgütlerinin nasıl küresel boyutta organize olduğuna kadar ağlı sistemlerin yeni bir tehdit olduğunu anlatır. Çeşit çeşit lidersiz direniş tarif eder. Rapor bu ağlı sistemlerin baş oyuncularının nasıl bilgi teknolojilerini ve internet ile tanıştığımız yeni düşünce biçimlerini özümsemiş olarak hareket ettiğini yazar. “Hücre evleri” ve bilgisayar ağları yan yana üst üste iç içe. Arquilla ve Ronfeldt ağ savaşlarının 5 ayrı katmanda işlediğini söyler:

  1. Teknolojik: yoğun iletişim
  2. Öğretisel (“doctrinal”): ortak hareket etme
  3. İdeolojik: büyük idealler
  4. Anlatımsal (“narratological”): algı dönüştürme
  5. Sosyal: kişisel bağlar ve güven

Bugün henüz akıllara sığmayan, sığsa bile farkında olması zor bir savı vardır bu raporun: “Ağlı tehdide ancak ağla cevap verilebilir.” Bu sav ağların savaşına işaret eder.

* Yazının başındaki görsel Gergin (“Tense”) adını verdiğim—ağ dinamiklerine ve büyümesine odaklanmış—yeni projemden bir görüntü.

23.10.2007

Bedava Para

sal.jpg

Şu an Vancouver’da gerçekleşmekte olan performans sanatları bienalinde sanatçı Sal Randolph “Bedava Para(Free Money)” adlı işi için insanlar ile buluşarak onlara bir miktar karşılıklı ve karşılıksız para verdi.

Sal Randolph para dağıtacağı kişiler ile önce randevulaştı. Daha sonra bir kafe ortamında buluşuldu ve bir miktar para el değiştirdi. Sanatçının ilk Free Money performansında toplam $1020 dağıtılmıştı.

financialrelationship.jpg

Sanatçı ne kadar paranın el değiştireceğini başından bilemiyor. Bu daha çok o anki durumlara bağlı olarak değişiyor. Genellikle iki seçenek sunuluyor; $100 al ve başka birine geçir veya $20 alıp cebine koy. Sal Randolph bu işi ile katılımcıyı bir bakıma ikili finansal bir ilişki içersine sokuyor.

Not. Sal Randolph’dan para almak istiyorsanız, kendisine email atmanız gerekiyor. Sanatçının websitesinde şu an için tüm kontenjanın dolmuş olduğu yazılı. Ama yine de email göndererek sıraya girebileceğiniz de eklenmiş.

19.10.2007

550 Milletvekili Seni Temsil Ediyor mu?

mean_vekil.jpg

Bunu öğrenmek için bugün saat 18:00 20:00 arası İstiklal Caddesi’nde Karşı Sanat galerisine gidin ve Ali Miharbi‘nin “Eigenvekil” projesine bakın. Halil Altındere’nin küratörlüğünü yaptığı “Gerçekçi ol, imkansızı talep et” sergisi bugün Karşı Sanat‘da açılıyor, 17 Kasım’a kadar sürecek.

Ali yukarıdaki resmi 550 milletvekilinin vesikalık fotoğraflarının ortalamasıyla yapmış. Sergiye gittiğinizde Ali’nin kurduğu kameranın karşısına geçin ve ayna misali ekranda kendi yüzünüzün milletvekilllerinin yüz özellikleri kullanılarak hesaplanmış halini görün.

“Eigenvekil” (2007), bir LCD ekran, PC, kamera ve duvarlarda asılı posterlerden oluşan bir yerleştirme. İzleyici ekrana bakarken, bilgisayarın canlı kamera görüntüleri ve işlediği istatistiksel veriler sayesinde, TBMM milletvekillerinin fotoğraflarından hesaplanan özelliklerin, kendi görüntüsü üzerinde bir ‘yansımasını’ görüyor. Aynaya bakar gibi ekrana bakıyor ama aslında çok kısıtlı bir şekilde temsil edildiğini farkediyor. Politik temsil, sanatsal temsil, matematiksel temsil gibi birçok temsil türünde, genelleştirme adına yapılan soyutlaştırmalar, kenarların yontulması, temsil edilenler çoğaldıkça, tek tek bireylerin (veya öğelerin) bakış açısından, temsil edeni bulanıklaştırıyor. Eigenvekil de, çeşitli temsil türleri üzerinden, günümüzün temsili demokrasilerindeki bu soruna dikkat çekiyor.

Eigenvekil projesinde, görüntülerin tekrar oluşturulması için “eigenface” (özyüz) yöntemi kullanıldı. Bu ve benzeri yöntemler, genellikle, aranan kişilerin bilgisayar ve kameralarla otomatik olarak tanınmasını sağlayan sistemlerde kullanılıyor. Bunun yanısıra, AB, ABD ve Kanada pasaportları (veya vizeleri) için, özel birçok sıkı kurala ve ölçüte göre çekilen biyometrik fotoğraflar da buna benzer sistemlerde kullanılmak üzere, yüz kimliğimizin en verimli şekilde devletin veritabanına aktarılmasını sağlıyor. Böylelikle, gözetleme kamerası karşısına geçen kişi, bu veritabanındaki kişiler ile karşılaştırılabiliyor. Eigenvekil projesinde ise, gözetlenen izleyicinin yüzü, TBMM milletvekili fotoğraflarından oluşturulan veritabanındakilere yeterince benzememesine rağmen, sanki onlardan biriymişcesine bilgisayar tarafından tekrardan oluşturuluyor ve elde edilen sonuç olduğu gibi ekrana yansıtılıyor.

Eigenvekil’den diğer görüntüler… İlki kendi vesikalık resimlerinin, milletvekili resimlerinin özelllikleri kullanılarak tekrardan oluşturulmasına razı olan arkadaşlar. İkincisi en önde giden eigenvekiller.

eigenvekil-unknown.jpg

top_eigenvekils.jpg

13.10.2007

Avrupa Merkez Bankası İkonu

oma-ecb-icon

oma-ecb-icon2

Avrupa Merkez Bankası yeni binası için 2003 yılında açtığı yarışmada, mimarlardan Avrupa Birliğini ve para birimi Euro’yu temsil edecek bir yapı önermelerini istedi.

Rem Koolhaas ve şirketi OMA bu yukarıda gördüğünüz yapıyı önerdi. Öneride şöyle yazdılar:

Avrupa Merkez Bankası geleneği olmayan bir bankadır. Tarihi olmayan bir para biriminin bankasıdır. Euro devlet tarafından garanti altına alınmamış tek para birimidir. Avrupanın kendisi gibi, Avrupa Merkez Bankası da modern varsayılır, çünkü yaptıklarında emsalsizdir.

OMA’nın bu yeni bina için önerisi bir finansal grafiğin doğrudan çevirisiydi. Bu biçimle OMA herhangi bir ideolojiye referans vermek istemiyordu belki, ancak bu biçim istatistiğin ideolojisine çok keskin bir referans.

* Bu yazı Meta-Markets Journal‘dan alınmıştır.

10.10.2007

Semiyotik Kare ve Sanat

Sanatsal Üretim İçin Gerekli 3 Şey üzerinden bazı tartışmalara girmişken, James Clifford‘ın 1988′de tasarladığı Sanat-Kültür Sistemi diyagramına da yer vermek istedim:

clifford_tr.jpg

Bu diyagram üzerinde konuşmadan önce biraz, burada kullanılan semiyotik kare (veya Greimas dikdörtgeni) nedir, nerelerde kullanılır, bir işe yarar mı, bunlardan bahsetmekte yarar var.

Semiyotik kare, doğal dillerde ikili karşıtlık olarak bulunan ve birbirlerinin anlamları ile sürekli etkileşim içinde olan, kimisi bu etkileşimin etkisiyle anlam değiştirebilen, bir anlamda ayrılmaz ikili oluşturan terimlerin (ölüm/yaşam, eril/dişil, Doğu/Batı, merkez/çevre, insan/makina, doğa/kültür, doğa/teknoloji, kahraman/düşman, fiziksel/sanal, gerçek/hayali, Sağ/Sol, ziyaret/ikamet, dinamik/statik, vs. gibi) analizini yapmak ve analitik sınıf sayısını dörde (örneğin ölüm, yaşam, yaşam ve ölüm (“yaşayan ölüler”), ne yaşam ne ölüm (“melekler”) gibi), sonrasında sekize veya ona çıkarıp genişletmek için kullanılan bir araç.

S1 ve S2 teriminden başlayarak ortaya çıkan ilişkiler:

  • S1 ve S2: karşıtlık
  • S1 ve ~S1, S2 ve ~S2: çelişiklik
  • S1 ve ~S2, S2 ve ~S1: tamamlayıcılık

Semiyotik karede, ilişkilerin yanında S1 ve S2 kullanılarak oluşturulan “meta-kavramlar”:

  • S1 ve S2
  • ne S1, ne de S2

life_death_tr.jpg

Bunları eril-dişil örneğine oturtacak olursak:

  • S1: eril
  • S2: dişil
  • ~S1: eril değil
  • ~S2: dişil değil
  • S1 ve S2: eril ve dişil; hermafrodit
  • ne S1 ne de S2: ne eril ne de dişil; aseksüel

Tekrar sanata dönecek olursak, sanat ve sanat olmayan arasındaki ilişkinin dinamiğine birçok zaman sanatçılarca müdahale edildiğini görmek mümkün. Örneğin dekoratif öğeler, kitle iletişim imgeleri, popüler kodlamalar, kitlesel üretim, tüketim malları, kitsch, kopyalanabilirlik hep “sanat olmayana” dair özelliklerken, bunlardan birçoğu sanatçılarca ironik olarak kullanıldı. Bunun yanında, kelime anlamlarının semantik ağ üzerinde sürekli hareket edebilmeleri sayesinde sanat dünyası denilen, “sanat” ile “sanat olmayan” arasındaki ayrıma ihtiyaç duyan ve bunu belirleyen sistem varlığını sürdürmeye devam etti. Bütün bu dinamiklerin bu kadar basit bir diyagramla özetlenebileceğinden emin olmasam da Clifford’ın diyagramını, çok daha karmaşık bir ağın kesiti olarak görmek olası.