August, 2007 Arşivi

28.08.2007

Robot Başbakan

Bir grup insanın beraber bir iş yapabilmesi için gereken şey bir lider değil bir yapılacaklar listesidir. Herkes listeye yapılacakları yazar, sonra yapabilenler listedekileri birer birer yapar. Sonuçta beraber iş görülür. Lider listedir.

3-5 kişilik takımlar böyle çalışabilir ama 20-25 kişiye çıkıldığında işler karmaşıklaşır. Sayı arttığında ortalığın karışmasının sebebi iletişimin karmaşıklaşmasıdır. 50den fazla kişinin beraber iş yapabilmesi için hiyerarşik yapılar gerekebilir. Yönetici, müdür, CTO, CEO gibi şirketlerden bildiğimiz klasik makamlar ve yapılar şirketlerde hiyerarşileri yürütmek için oluşturulmuştur. Son zamanlarda genelde yaratıcı ürün çıkaran büyük şirketler (IDEO gibi yaratıcı danışmanlık şirketleri) bu hiyerarşileri azaltıp takımların birbirleriyle iletişimine önem vermeye başladılar. Tabii ki açık kaynaklı yazılım geliştiren gruplar bu az hiyerarşili çalışmaya çok daha iyi bir örnek. Açık kaynaklı yazılım geliştirenler genelde farklı farklı ülkelerde programcılardan oluşan sanal takımlardır. Kod deposu, sürüm takibi, hata bulucular, forumlar, eposta, IM, skype gibi gelişkin iletişim araçları yardımıyla az hiyerarşiyle çok başarılı işler çıkarıyorlar.

Bin kişi nasıl beraber çalışabilir? Çalışmak mı? Bin kişi. Google’da 10binden fazla kişi çalışıyor. Geçenlerce Google New York ofisinde bir iki arkadaşımla öğle yemeği yedik. Gerçekten bir sürü kişi az önce bahsettiğim gibi küçük gruplara bölünmüş çeşitli projeleri geliştiriyorlar. Gruplar ve bireyler açık kaynaklı yazılım geliştirenler gibi bir çok endüstri standardı iletişim araç kullanıyor. Tabi müdür vs. her türlü var.

Milyon kişi bir arada ne yapar? Bu kadar kişi bir arada ancak yaşar… Çalışmak nerde? Yaşamak ile çalışmak arasındaki sınır kalabalık olduğunda kaybolur. Türkiye sınırları içinde yaşayan milyonlarca kişiden bahsetmiyorum. Internette milyonlarca insan bir arada yaşıyor. MySpace, Facebook, Sosyomat, Yonja gibi sosyal ağ servislerinde milyonlarca insan kelimenin tam anlamıyla yaşıyor. Bu yaşamın fizksel hayata direk veya dolaylı etkisi var. Hayat zaten fiziksel ve ruhsal diye ayrılıyorsa bu çok yeni bir durum değil. Facebook inanç turizmi gerçek mi yoksa?

Internet üzerinden kendini düzenleyen toplumlarda muhtar, müdür, kaymakam, vali yok. Millet yok. Devlet yok. Başkan yok. Başbakan yok. Sadece robot var.

Robotlar ruby, python, php, asp gibi programlama dilleriyle ve veri tabanlarıyla geliştiriliyor. TCP/IP, HTTP gibi iletişim protokolleriyle birbirine bağlanıyor. Küçük grupları liste büyük grupları ağ işletiyor. Her topluluk kendi robotları tarafından yönetiliyor. Ancak hiç bir robot seçimle başa gelmiyor.

26.08.2007

Hepimiz Özel Davetliyiz

iphone-sirasi-nyc0.jpg

Son zamanlarda yeni açılan bir çok internet servisi sadece davetle kullanıcı alıyor. Bu özel davetlerden edinebilmek için ya servisin kurucularını ya da kurucuların arkadaşlarını tanıyor olmanız gerekiyor. Özel davetlere ilk sahip olanlar bazen Ebay’de satıyor, bazen de bloglarında dağıtıyorlar. Ağlarda dolaşan özel davetiyeler zamanla ortamda merak ve haliyle pazarda talep yaratıyor.

Bir zamanlar sosyal ağ servisi Facebook, en son yeni internet televizyonu Joost ve dosya paylaşım servisi Pownce davetiyeleri sosyal ağlarda en çok gerginlik yaratan, yani talep gören servisler oldu. Talep arttıkça davetiyelerin değeri arttı.

Geçtiğimiz aylarda açılan InviteShare servisi bu davet ekonomisini yarattığı enerjiyi değerlendirecek bir alış veriş ortamı yarattı. Çalışma mantığı çok basit. Davet almak isteyenler istedikleri listeye kayıt oluyorlar, elinde fazla davet olanlar listenin başındakileri davet ediyor. Davet ettikçe puanınız artıyor ve siz yeni bir servis için davet listesine kayıt olduğunuzda biriken puanınıza göre üst sıralara çıkıyorsunuz ve erken davet alıyorsunuz. Sonuçta çok davet eden çabuk davet alıyor.

Daha geçenlerde Apple dükkanları önündeki iPhone kuyruklarını gördük. Davet alış veriş sistemi sadece tüketim için sıraya girme alışkanlığının bir kademe daha karmaşık hali. Tüketici hala tüketici, sadece daha karmaşık sistemleri algılayabiliyor. Bu karmaşıklık kitlesel üretimden ağlı bağlı üretime geçişin karmaşıklığı. Bu özel davetlerden arzulayanlar ağlı üretim sisteminin tüketicisi, arzulamayanlar kitlesel üretim sisteminin tüketicisi. Biri ağdaki tınlamanın peşinde, diğeri kuyrukta sırasını bekliyor.

* Fotoğraflar iPhone’un satışa çıkacağı gün kuyrukta yerini satmak isteyen bir kaç kişi gösteriyor. Devamı Flickr’da.

25.08.2007

Mahkeme Kararıyla Internet Sitesi Kapattırma Formu

ipnic_seal1.gifBir siteyi kapattırmak istiyorsanız karmaşık savcılık işleriyle uğraşmadan kendiniz mahkemeye kapattırma başvurusunda bulunabilirsiniz. Evrensel Alan Adı Kapattırma Formu‘nu doldurun herhangi bir ekstra işleme gerek kalmadan mahkemeye başvurmuş oluyorsunuz. Bu formu doldurup gönderdikten sonra IPNIC sunucusunda bir mahkeme kararı yaratılıyor. Sonra basılabilir PDF formatındaki bu karar,

  • sitenin kayıtlı olduğu DNS servisine,
  • site sahibine,
  • ve yasal ve kamusal işlemler için avukatlara ve gazetecilere

gönderiliyor. Tek yapmanız gereken bu forma site bilgilerini ve kapattırma gerekçenizi yazıp göndermek. Site kapatılırsa IPNIC size mesaj gönderiyor. Daha önce bu formla kapatılmış örnekler için şu ve şu mahkeme kararlarına bakın.

IPNIC Servisi (“Internet Partnership for No Internet Content”) ve Evrensel Alan Adı Kapattırma Formu Viyanalı aktivist sanatçı grubu Ubermorgen tarafından 2003 yılında başlatıldı. Amaç sadece devletin ve paralı kişilerin (Adnan Hoca gibi) değil herkesin Internet üzerinde kontrol sahibi olabilmesi.

24.08.2007

Biri Bu Adamı Durdursun

Teknoajan.com‘daki habere göre wordpress.com ve tüm alt-alan adlarının erişiminin engellenmesinin altından yine Adnan Oktar çıktı. Adnan Oktar kamuoyunda Adnan Hoca ve Harun Yahya gibi takma isimlerle tanınan kendi web sitesinde uluslararası bir kahraman olarak tanıtılan bir adam. En büyük davası ise herkesin bildiği üzere evrim karşıtlığıdır. Bu yolda kebebçılarda evrim karşıtı sergiler açmak, meydanlarda kendi inancına hizmet eden kitaplar dağıtmak gibi ilginç yöntemlere başvuruyor.

Oktar, eksisozluk’e yonelik sansür girişimlerinin ardından bu sefer de wordpress’s el atmış ve avukatı vesilesiyle kamuoyuna aşağıdaki dudak uçuklatıcı açıklamayı yapmış.

Konuyla İlgili Kamuoyu Açıklaması

Kamuoyunca da bilindiği üzere, internet kullanıcılarına ücretsiz site (blog) açma imkanı veren “wordpress.com” isimli blog servisinin yayınlarının Türkiye’ye girişi mahkeme kararıyla engellenmiştir. Bu mahkeme kararı 17.8.2007 tarihinde uygulanmış ve böylece wordpress.com servisi ile bu servisten hizmet alan tüm alt-sitelerin yayınlarının Türkiye’ye girişi durdurulmuştur. Bu yayın durdurma kararının nedeni, adı geçen blog servisinin yasadışı yayınlara sınırsızca imkan tanıması, bunların durdurulması yönündekibaşvuruları dikkate almaması ve belli alt sitelerin durdurulmasına ilişkin olarak Türk Mahkemeleri tarafından verilen kararları da yok saymasıdır.

Adı geçen servisin sağladığı ücretsiz ve denetimsiz olanaklar kötü niyetli kişileri bu servise yönlendirmiş ve wordpress.com kısa sürede bölücü-yıkıcı ideolojilerin, kişisel husumetlerin, kanunsuz hedeflerin sesi ve yayın merkezi haline dönüşmüştür.Öncelikle belirtmek gerekir ki, herkes bağımsız Türk Mahkemelerinin kararlarına saygılı olmalıdır. Basın özgürlüğü, kişilere hakaret etme özgürlüğü demek değildir. Devletimizin temel değerlerine, Cumhuriyet ilkelerine, bütünlüğümüze ve birliğimize saldırma özgürlüğü hiç değildir. Herkes her konuda görüşünü açıklamakta ve savunmakta özgürdür ama bunu, eleştiri sınırları içinde kalarak, kamu düzenine zarar vermeden ve kişilik haklarına saygılı biçimde yapma yükümlülüğündedir. Bu sınırları aşanların Yargı tarafından engelleneceği tartışmasızdır.

Nitekim önce tarafımızca söz konusu hukuka aykırı yayınların durdurulması için YAKLAŞIK 17 KEZ adı geçen site yönetimine başvurulmuş, ancak site yönetimi bu yayınlar hakkında hiç bir tedbir almamıştır. (Bizim bu başvurularımızdan bir tanesini kendi sitelerindeki açıklamalarında yayınlamışlardır) Bunun üzerine tarafımızca SADECE MÜVEKKİLİMİZİN KİŞİLİK HAKLARINI İHLAL EDEN ALT SİTELERLE İLGİLİ OLARAK yapılan başvurular üzerine Türk Mahkemeleri WordPress altında yayın yapan illegal alt-sitelerin kapatılması için çok sayıda kararlarvermişlerdir. Bu kararlar söz konusu firmanın ABD’de bulunan merkezine ve Türkiye’deki temsilcisine de ulaştırılmış, bu kez Türk Mahkemelerinin kararlarına uyarak yasadışı yayınları durdurmaları istenmiştir. ANCAK, YAZILI VE SÖZLÜ TÜM BAŞVURULARA RAĞMEN ADI GEÇEN FİRMA VE TEMSİLCİLERİ BİZİM TALEPLERİMİZİ DE TÜRK MAHKEMELERİNİN KARARLARINI DA TANIMAMAKTA VE UYGULAMAMAKTA ISRARLA DİRENMİŞLERDİR.

Bunun üzerine adı geçen firmaya Türk Mahkemelerinin kararlarının uygulanmamasına asla göz yumulamayacağı, bu kabul edilemez halin sürmesi halinde kaçınılmaz olarak WordPress.com’un tüm yayınlarının Türkiye’ye girişinin engelleneceği hatırlatılmıştır. Bu son uyarının da dikkate alınmaması sonucu, mahkeme kararlarını uygulamayan WordPress.com’un tüm yayınlarının Türkiye’ye girişi yeni bir mahkemekararıyla engellenmiştir.

Hiç kimsenin mahkeme kararlarını uygulamamak gibi bir ayrıcalığı olamaz. Mahkeme kararları uygulanmak için vardır. Her devletin kendi yargı kurumlarının verdikleri kararların yerine getirilmesini sağlayacak önlemleri alma hakkı vardır.

Türk Yargı organları ve kamu kurumları da, Türk Mahkemelerinin kararlarını uygulamama konusunda direnen gerçek veya tüzel kişilerin yasadışı dirençlerini etkisiz hale getirecek önlemleri alma ve icra etme hakkına sahiplerdir. Devlet kurumlarının, kötü niyet sahiplerinin saldırılarına karşı Türk vatandaşlarını korumasız bırakmayacakları açıktır.

Bu nedenle, daha önceki mahkeme kararlarını uygulamayarak yasadışılığı yaptırımsız bırakan bir blog servisinin yayınlarının tamamen durdurulması doğru bir karardır, haklı bir karardır, örnek bir karardır.

Bu mahkeme kararından tüm blog servislerinin ve internet hizmet sağlayıcılarının almaları gereken dersler vardır. Blog servislerinin, özellikle ücretsiz hizmet verenlerin, kendi firmaları üzerinden yasadışı faaliyet yapan sitelere karşı dikkatli olmaları gerekir. Bu servislerin kendilerine ulaşan şikayetlere ve bilhassa mahkeme kararlarına karşı duyarsız kalmamaları gerekir. Bunun aksi bir tutum sergileyen servislerin WordPress’in karşılaştığı yaptırımla karşılaşmaları kaçınılmazdır.

Blog sahiplerinin de hizmet alacakları servisi seçerken itinalı ve dikkatli olmaları gerekir. Rasgele bir servisi değil, hukuka, insan haklarına, yargı kararlarına saygılı servisleri tercih etmelidirler. Böyle yaptıklarında kendi yayınlarının kesintisizce devam etmesini sağlamakla kalmayacaklar, blog servislerini de hukuka ve yasalara uygun davranmaya mecbur etmiş olacaklardır. Böylece hem haber alma özgürlüğü, hem de kişilik hakları korunmuş olacaktır.

Kamuoyunun bilgilerine saygıyla sunarız

Adnan Oktar Vekili
Avukat Kerim Kalkan

WordPress’in Türkiye’deki faaliyetini durdurmayı bir zafer olarak gören Oktar, aslında tüm başvurularına rağmen wordpress’i engelleyememiş, bunun yerinde türk insanın erişimini kısıtlamıştır. Umarız türk yargısı bu ve benzeri sansürü ve sansürcülüğü destekleyen davalarda daha özenli çalışır ve konuyu küresel insan hakları, düşünce özgürlüğü bağlamında değerlendirmeye başlar.

Güncelleme:
Wordpress’in kurucusu Matt Mullenweg blogunda “Turkey Update” başlıklı bir yazı yayınladı ve WordPress.com’a koyulan engel karşısındaki şaşkınlığını yazdı. Matt Türkiye’deki blogculardan yorumlarıyla tartışmaya katılmalarını bekliyor.

Türkiye’den sansürsüz ulaşmak için bağlantı
http://anonymouse.org/cgi-bin/anon-www.cgi/http://photomatt.net/2007/08/25/turkey-update

Direk bağlantı
http://photomatt.net/2007/08/25/turkey-update/

Ayrıca bu yazıya yorumlarınızı yazın. Yazın ki bu utanç verici olay anıtlaşsın, bir süre sonra WordPress.com açılsa bile unutulmasın, Türkiye’de gelecek nesiller bugünlere bakarak bilgiye erişim hakkının gerçekten önemli, sahip olunması gereken bir şey olduğunu bilsin.

12.08.2007

Bilgi Görselleştirmesiyle Sosyal Kontrol

Bu müzik videosu Röyksopp’un “Hatırlat Bana” ismli parçası için Fransız grafik film stüdyosu H5 tarafından yapılmış (2002). Toplumun nasıl utopik idealler adına kontrol edildiği işaretler ve ikonlar ile yüklü bilgi görselleştirmesi tekniği ile anlatılıyor tüm video boyunca. Günlük hayatta devletin toplumu eğitmek için kullandığı işaretler ve sistemlerden detaylar var.

Yine H5 tarafında yapılmış Fransız enerji şirketleri topluluğu (“conglomerate”) Areva reklam filmi bu Röyksopp videosunda yapılan eleştirinin tersine Areva’nın nükleer enerji etkinliklerini topluma taraflı bir mesaj olarak veriyor.

12.08.2007

Facebook Kaynak Kodu Kırıldı

facebook.gif

Az önce Facebook Secrets blogunda Facebook anasayfasının kaynak kodu yayınlandı. Bunun olması için iki ihtimal var: (1) ya kaynak kod bir Facebook çalışanı tarafından sızdırıldı, (2) ya da dışardan server’a yapılan bir atakla ele geçirildi.

PHP ile yazılmış kod içinde herhangi bir veritabanı bağlantı şifresi veya adresi bulunmuyor. Koda bakarak Facebook yapısı hakkında bilgi sahibi olabilirsiniz.

Facebook kaynak kodunun yayınlanması radikal bir pazarlama stratejisi de olabilir. Özellikle kaynak kodu yutarak Facebook için çalışacak uygulama geliştirenler eğitilmiş olur.

İlgili Düğümküme yazısı: Dijital İnanç Turizmi

10.08.2007

Internetler Gitti Yerel Ağda Çalışıyorum

arpa-1969dec.gif

Mum ışığından elektiriğe geçmek yerel ağdan Internet’e geçmeye benziyor. 2000lerde internet’le tanışmış kişilere anlamsız gelebilir bu benzerlik ancak çok bsaitçe Internet servisini sağlayan hat kesilmişse (TTnet, Superonline, Ekolay v.s) dünyayla veri alışverişi yapamazsınız. Internet iletişimimizin kesilmesi bizi bir anda karanlığa iter. Tarayıcıyı kapat, email programını kapat, IMleri kapat yapacak bir şey yok. Bu bilgisayar bir işe yaramıyor, dışarı çıkıp top oynayalım.

arpanet1969-1987.gif

Elektrik bağlantısı enerji, Internet bağlantısı bilgi taşıyor. Mum ışığında kitap okumaya devam etmek gibi yerel ağda başka bilgisayarlardaki bilgilere tarayıcınızdan ulaşıp okumaya devam edebilirsiniz. Ancak yerel ağdan başka makinalara ulaşıp bir şey okumak pek de eğlenceli bir şey değil, bir şey yok ki diğer makianlarda, her şey Internet’te. Quake, War Craft gibi oyun partileri çevirmek dışında yerel ağlar bir işe yaramıyor. Bir de büyük şirketler Intranet diye bir şey kullanıyor, sadece yerel ağdan bağlanabildiğiniz dosya alış verişinde bulunduğunuz, şirket içi raporlama yaptığınız arada derede şizofrenik bir sistem. Ne Internet ne yerel ağ. Küresel gibi ama yerel. Hem özel hem genel. Gizli saklı korkuluklarla ve duvarlarla çevrili (firewall var mı? hah o zaman güvendeyiz) bir karanlık ortam.

Aynı endüstrileşme ile mum ışığıyla aydınlanmış bir gündelik hayat için tasarım yapmayı bırakmış olmamız gibi Internet’le beraber yerel ağ için hayat tasarlamayı bıraktık. Internet bağlantısı verili, ucuz, her zaman her yerde bulunan bir şey oldukça aynı mum ışığı gibi yerel ağ geride kalmış romantik bir ortam olmaya başladı. E napalım şimdi? Bu metforlardan çıkarılacak tek şey var: ağlı bağlı hayat verilmiş değil zamanla inşa edilmiştir.

internet-2005.jpg

Resimler yukardan aşağı:
1. 1965 Aralık: Amerika’da üniversiteler arası başlayan ARPA bilgisayar ağı.
2. 1965 ARPA’sından 1987deki nerdeyse bilgisayar çipini andıran ağ şemaları.
3. 2005 Internet.

09.08.2007

Yüzey Bilgisayarları Derinleşir Mi?

surface1.jpg

Jeff Han, bir kaç yıl önce internet ortamında bir çırpıda yayılan çok-noktadan dokunmalı etkileşimli masasıyla ciddi sükse yapmıştı. Geçtiğimiz aylarda ise Microsoft bu çoklu dokunmatik masa fikrini pahalı bir oyuncak olarak piyasaya sürdü. İnsan çevresini kaplayan yüzeylerin bilgisayarlarla kaplanması fikri uzunca bir süredir insanoğlunun gündeminde aslında. Bilim kurgu romanlarıyla baslayan bu trend, bilim kurgu filmleriyle sanat alemine, ve en son olarak da onlarca bilimsel araştırma merkezinin minik katkılariyla akademik aleme sıçradı. Hatta son dönem bilim kurgu sinemasında ön plana çıkan Minority Report, ilginç bir akademi Hollywood ortak calışmasıydı. Microsoft Surface’ın çıtlatmasıyla bir sonraki aşamanın akademiden ticari dünyaya taşınması olacak gibi görülüyor. Hava durumunu ve haberleri aktaran akıllı aynalar, surface gibi melez etkileşimli masa örnekleri, sizi binlerce mil ötedeki sevdiklerinizle iletişime geçiren ya da o günkü modunuzu yansıtan akıllı duvarlar, ve saire.

Yüzey bilgisayarlarını düşünürken, estetik algısında ön plana çıkan tasarım, teknoloji ve sosyal boyutlarıyla ele almak istiyorum.

Tasarım

Yüzey bilgisayarı düşüncesi tasarım perspektifinden nasıl yorumlanabilir, nasıl yorumlanmalı? Bahis konusu olan yuzey olgusu tasarım disiplinlerinin aşinası olduğu, yüzlerce yıldır farklı boyutlarıyla ele aldıkları, tasarımın vazgeçilmez elemanlarından biri aslında. Aynalar, duvarlar, tavan ve taban kaplamaları, masaların bilgisayarla harmanlanması şu anki manzarada hedeflenen ilk tasarım özneleri. Bu tasarım hedeflerinin temel açmazlarından biri tarihsel olarak bu tasarım öznelerinin taşıdığı anlamlar. Aynayı ele alalım mesela. Binlerce yıllık bir geçmişe sahip, formu fonksiyonu toplumsal algısı oturmuş bir eşya. Siz bu oturaklı eşyaya tabanı olmayan bir yaklaşımla internet eklerseniz tutar mı, tutmaz mı? İnsanlari ikna edebilir misiniz böyle bir açılımla? Meselenin tasarım boyutu bu ikna kabiliyetinde yatıyor.

336-main.jpg

Tasarımın yüzeylere yaklaşımı konusunda günümüz icin akla yatan iki yöneliş olduğu kanaatindeyim;

  1. eleştirel tasarım
  2. deneysel tasarım

Eleştirel ve deneysel tasarım calışmalarını akademi ve cağdaş sanat dünyası yüklenmiş durumda daha çok. Üçüncü seçenek, yani pratik tasarım için daha alınacak yol var.

Pratik tasarımı güdüleyen en önemli etken ekonomi, yani arz talep ilişkisi. Geleneksel anlamda ürün tasarımı bir ihtiyaca cevap verme motivasyonuyla çıkar yola, bugün geliştirilmeye çalışılan bu tarz teknolojiyle, ihtiyaçtan ziyade teknoloji güdümlü insanlara yeni oyuncaklar sunmak gibi bir cıkış noktasına mı sahip? Niyet nedir? Niyet olarak ilk akla gelen şey icat ve medeniyete yeni bir katkı sağlamak. Ama bu yeter sebep midir, bu niyete başka hangi motivasyonlar eklenirse niyet ikna edici olur, gibi sorular.

Sosyal boyut

İnsani cevreleyen yüzeylerin davranış sahibi olması biraz ürkütücü gibi gözükse de, iyimserliğe meyilli insanoğlu için yan etkiler her zamanki gibi sonra dert edilecek boyutlar. Şu an için ben dahil coğumuzun esas merak ettiğiyse;

  • kısa vadede bu yeni icadlar bütününün insanlar tarafından hüsnü kabul görüp görmeyecegi;
  • bir fenomen haline dönüşüp dönüşmeyeceği;
  • dönüşürse bu tutmanın orta vadede melez arayuz platformlarını doğurup doğurmayacagı, uzun vadede konuşan, tepki veren yüzeylerin toplumu ve insanlar arası ilişkileri nasıl değiştireceği;
  • tutmazsa da, bunun çok şeyler vadettiği düşünülen, ama bir noktada tıkanıp kalan sanal gerçeklik uygulamaları (balonu) gibi mi olacağı

soruları var. Bu konuda kişisel kanaatim, insanın güçlü ya da zayıf, insancil(fitri) boyutlarıyla kesişmeyi basşran her teknolojinin, zamanla toplumda kabul göreceği, bir sağduyunun parçası haline geleceği, zıddında, yani bir ortak payda tanımlamayı başaramadığı durumda ise insan coğrafyasının zenginliğinde ancak bir hoş seda olarak kalacağı. Bakalim zaman ne gösterecek.

Teknoloji

Microsoft Surface örneğinde şaşırtıcı bulduğum noktalardan biri fiziksel algılayıcılardansa görsel tanımaya dayalı teknolojinin oynadığı belirleyici rol. Surface sistemi, optik etiketlerin kullanıldığı mini kameralarla desteklenmis bir işlemsel görsellik algoritması ve projektor sistemi üzerine kurulu. Şu an için araştırmacıları en çok meşgul eden sorulardan biri projektor ve gösteri yüzeylerinin optimizasyonu. Halihazırdaki projektor teknolojisi biçim faktorü olarak yer kaplayan, gürültülü ve pahalı bir teknoloji. Önumuzdeki dönem yüzey bilgisayarları, özelleşmiş monitorlerin, işlemsel görsellik ve optik teknolojilerinin gelişimine parallel bir gelişme eğrisi göstereceğe benziyor.

06.08.2007

İşlemsel Düşünce ve Zaha Hadid

zahahadid

Mimarlığın son dönem yıldızlarından Zaha Hadid’i en son 2005 Temmuz’unda İstanbul’da düzenlenen 22. Mimarlık Kongresi’nde görme fırsatım olmuştu. Kongre sırasında Peter Eisenman, Tadao Ando , Zaha Hadid gibi isimlere izleyici tarafından bir pop starı şeklinde davranılması karşısında hayretlerimi gizleyememiştim.

Zaha Hadid ismi yıllar sonra bu sefer işlerinin sergilendiği bir sergide, Londra Tasarım müzesi‘nde karşıma çıktı. Walter Benjamin, 1936′da yayımlanmış ufuk açıcı makalesinde, mimarlıkla diğer görsel sanatları karşılaştırırken, mimarlığın insanların her daim başını sokacak bir korunağa olan ihtiyaçlarından dolayı, diğer sanat dalları gibi geçici olmadığını, bir devamlılığa sahip olduğunu söylemişti. Zaha Hadid ve Gehry gibi çağdaşları son dönemde bu bahsolunan devamlılığa sıçratıcı bir şerh koydular. Formun sınırlarını güçlü bir kavramsallıkla zorlayarak yapay olana yepyeni bir dinamizm ve akıcılık kazandırdılar. Zaha Hadid sergisinden çarpıcı bulduğum üç şeye kısa not düşmek istiyorum.

  1. Bilgisayar teknolojisinin geçirdiği evrim ve CAD teknolojilerinin büyük ölçeklerde üretimi destekler hale gelmesi, binaları adeta bir endüstriyel ürün tasarımı objesi haline getirdi. Zaha Hadid ve Gehry tasarımlarında görülen, geleneksel anlamda üretilmesi imkansız formların bilgisayar ekranlarından ve eskiz hallerinden gerçek hayata taşınmaları bunu doğrular nitelikte. Sergide göze çarpan, üç boyutlu yazıcı işi olduğu belli prototipler bile bu dönüşümü imliyor. Mimarlığın ürün tasarımıyla bu denli kesişmesini bana çıtlatan bir diğer minik detaysa Hadid’in mimari projelerinden birinin gerçek bir binada değil, bir mobilya tasarımı projesinde uygulanmış olması.
  2. Akıllı teknolojilerin (sensor+ işlemci+devindirici), objelerden sonra, mimarlık boyutunda ortamlara da uygulanmaya baslanacak olması mimarlığın bir başka disipline, etkileşim tasarımına dönüşümünü, ya da uzanışını haber veriyor. mimarlık öznesinin, etkileşim tasarımı perspektifiyle okunması ileride yasayacağımız binalar için umut verici bir gelişme olabilir. mimarlığın öteden beri açmazlarından olduğunu düşündüğüm insan yerine coğu zaman binanın kendisini ya da bir düşünce sistemini merkezine alması, Zaha Hadid örneğinde de beni yakaladı buldu.
  3. Zaha Hadid sergisindeki mimarlık öznelerine bakarak bir endüstriyel tasarım ya da etkileşim tasarımı okuması yapmamın tesadüfi olmadığı kanaatindeyim. işlemsel düşünce (computational thinking) dahil olduğu bütün pratik sanat ve bilim dallarını dönüştürüyor, farklı boyutlar katıyor. bu bağlamda, orta vadede bina, eşya ve sosyal davranış algılarımız bir önceki yüzyıla göre yeni dönüşümler geçirecek, şu an yaşadığımız evre form ve algı arayışlarının devam ettiği bir evre.

Zaha Hadid’in hayat hikayesini okurken, bir türlü eşik noktasına ulaşamayan, ya da ulaşamadığını düşünen genç tasarımcılar için de dolaylı bir motivasyon gördüm. Zaha Hadid kariyerinin önemli bir bölümü yarışmalara katılmak ve kavramsal projeler üretmekten ibaret. Bu yüzden sergide de açıkça ifade edildiği gibi, uzunca bir dönem çizmekten başka bir şey yapmayan mimar eleştirilerinin hedefi olmuş. Bilgisayar teknolojileri olgunlaşmaya ve fikirleri anlaşılmaya basladıktan sonra deyim yerindeyse şeytanın bacağını kırmış, şu an çalıştığı onlarca projesi, o sabırlı ve fikirlerine güvenen duruşun karşılığını aldığını gösteriyor. Bu yolun başında ya da başına yakın bir yerlerde olan tüm tasarımcılar için iyi bir motif, kulaklara küpe olcak bir başarı hikayesi.

04.08.2007

Sosyal Ağ İşleterek Para Kazanmanın 3 Yolu

openstudio-iliskiler.jpg

Internet’te sosyal ağ işletmek gece klübü işletmeciliğine benzer. İçerdeki müşterilerinizin mutluluğu için ortamı eğlenceli tutarsanız. İnsanların birbirleriyle rahat ve mutlu vakit geçirmesini sağlamak için çaba gösterirsiniz. Müşterileriniz içerde hoş vakit geçirdikçe kazanırsınız. Müşterileriniz mutlu ise tekrar tekrar gelir çünkü arkadaşları da o klübe gidiyordur. Bazen mutsuz da olsa gelirler, çünkü arkadaşları ordadır, sizin mekanınızda.

2004 yılında meqan.com diye popüler kültür odaklı bir sosyal ağ tasarladım Mezun.com için (şu anda gördüğünüz şey değil). Yonja.com’a bir süre rakip olsa da sonra kayboldu sanırım.

2005 yılında MIT’de bir laboratuvar ortamında 5 kişilik bir ekiple Openstudio deneysel sanat pazarını geliştirdik. Sanat endüstrisi simülasyonu. Openstudio yaratım yaptığınız ortamla yaratımın hayat bulacağı sosyoekonomik ortamı bir arada bulunduran bir sistem olarak başladı hayatına. Çizimler, galeriler, etiket bulutları, örtük sosyal ağ ilişkileri, semantik-semiyotik ilişkiler ağı, örtülü ödenekler, komisyonlar, renk paletleri, alışlar satışlar herşey iç içe.

2006 Ekim ayında Manevi Emek Borsasını icra ettik. Sosyal ağ, pazar, klüp, gece, arkadaş, maneviyat, emek, aygıtlar, yüzlerce satır bilgisayar kodu ve elektronik devrelerden oluşan fiziksel dünya ile sanal dünyanın değerlerini soruşturan karmaşıklık birşeyler.

Bu sırada neler öğrendik…

Bir Kelime Bir İşlem

Gerçek hayat ile sosyal Internet hayatı arasındaki ilişki önce “iş” kelimesinden sonra “işlem” kelimesinden geliyor. İş ancak emek harcandığında olur. İşlem işin tarifidir. Yani bir işin nasıl yapılacağını tarif ettiğinizde işlem yazmış olursunuz. Devam etmek istemiyorsanız ayrılmak için buraya tıklayın.

Sosyal işlem nedir?

Kanun yazmak sosyal işlem yazmakdır. Ancak işlem yazılı olmayabilir. Söylem de olabilir. Söylem de olmayabilir. Sosyal ağ kuramanın temelinde mikro kanunlar yazmak vardır.

Ne olabilir?

Okumak ile okunmak arasındaki çelişki olabilir. Devam edelim.

Sosyal ağ kurmak

Sosyal ağ kurmak için ne yapmak lazım? Arkadaş olarak ekle düğmesi, 100×100 fotoğraf, ikametgah, nüfus sureti, Ruby on Rails, PHP, ASPX, etiket bulutu, çek bırak kutular, AJAX, bol bol kahve çay, XMLHTTP, daraldığında konuşacak bir iki arkadaş, RSS, okuduğun lise, arkadaş listesi, blog, video yükler, mp3 oynatıcı, yorum yapma, oy verme, onaylama, Mogrel, Apache, ızgara sunucu ağı, trafik denge dağıtıcı ve bunun gibi araçlar. Bugün hepsini bir iki tıkta yapmak mümkün. İnsan bir iki tıkla neler yapmak istemez ki.

Üç yol

Bu başlıkla ilgilenip Düğümküme’ye gelmiş kişiler sosyal ağ işleterek para kazanmanın yollarını öğrenmek için okumaya devam etisin. Web2.0 peygamberleri gibi ziyaretçi trafiği ve reklamdan para kazanmak için üç yol:

  1. İnsan ilişkilerini sayısallaştırın.
  2. Kullanıcılar sosyal profillerini geliştirdikçe ve ortamda yaşadıkça (“activity feed”) bu harcanan emeği kullanın.
  3. Arkadaşların birbirine göstermesi, yani tavisye etmesini kullanın.

Türkiye’de henüz bu işten çok para yapan olmadığı için hala “veri biriktirenin midir” sorusu ile karşılaşmadık. Çoğu sosyal ağ servisi Amerika’da yapılıyor ve Amerikan kanunlarına göre işletiliyor, ve Amerikan kanunu der ki “veri biriktirenindir”.

İlgili Düğümküme Yazıları

* Yukardaki görsel: Openstudio sanatsal ilişki ağı. 2007 Haziran.