July, 2007 Arşivi

29.07.2007

Amerika'da Tasarlanmış Bağdat

irak-amerikan-bagdat.jpg

Amerikan askerlerini Irak savaşına hazırlamak için Amerika’nın Louisiana şehrinde Bağdat temalı bir askeri kamp kuruldu. Aynı Disney Land’in çocuklara büyülü bir dünya simulasyonu sunması gibi bu Amerikan çölünde tasarlanmış Bağdat askerleri “Irak savaşının büyülü dünyası”na hazırlıyor.

Yaklaşık bir yıldır faaliyette olan bu savaş tiyatrosu oyunların, yani simülasyon gerçek ilişkisinin, Amerikan ordusu tarafından nasıl kullanıldığını gösteriyor. Amerikan Bağdatı’nı tasarlayanlar arasında kostüm tasarımcıları, mimarlar, medya tasarımcıları, grafik tasarımcıları, etkileşim tasarımcıları, film yapımcıları, ve askeri stratejicileri var. Iraklı Amerikan vatandaşları oyuncu olarak köylüleri canlandırıyor. Baştan aşağı yaşanan drama Amerikan ordusunun koyulan bir hedef uğruna insanlığı her şekilde alt üst edip ezip geçtiğini gözler önüne seriyor.

Bir yanda daha önce Düğümküme’de yazdığımız Iraklı sanatçı Wafaa Bilal kendini internet’ten vurdururken diğer yanda Tasarlanmış Bağdat kampının yöneticisi General Robert Cone “Bir askere burada güvenebilirsek, Irak’da da güvenebiliriz.” diyor…

27.07.2007

Düğümküme Yenileniyor…

dugumkume-yenileniyor.jpg

Dün gece yeni sunucuya geçtik. İki yıllık arşivi taşıdık. Bütün kullandığımız yazılımları son sürümleriyle yeniledik.

Şu anda gözler önünde canlı canlı tasarımı yeniliyoruz. Biz buna tasarım performansı diyoruz. Siz bu yazıyı okurken Dara Kılıçoğlu sitenin hemen her yerinde yeni tasarım fikirleri deniyor, renk seçiyor, tipografi diziyor. Değişiklikleri görmek için sağa sola dikkat edin, arşivlerdeki yazıları dolaşın, tıklayın, arama yapın, sayfaları yenileyin.

Düğümküme tasarım performansı önümüzdeki bir kaç gün boyunca sürecek. Bu sürede sizlerden de yorum bekliyoruz. Bu yazıya yorum gönderin, yorumlarınız sitenin tasarımını etkileyecek. Teşekkürler.

21.07.2007

Açık Devlet İçin İstanbul Bildirisi İmzalandı

Devletlerin tüm resmi verilerini kamu yararına açması bildirisi geçtiğimiz ay İstanbul’da yapılan OECD konferansında imzalandı. İstanbul Bildirisi‘ne göre devletler sadece Gayri Safi Milli Hasıla (GDP) gibi genel ekonomik ölçümler yapmayacak, toplumun gelişmesiyle ilgili çok daha derin ölçümler yapıp bunları aynen topluma açık edecek. Yani bireylerin içinde bulunduğu toplumun nasıl geliştiğini düzenli olarak takip edebilmesi öngörüldü.

İstanbul Bildirisi dünyada veri görselleştirmesi, veri analizi, ve veri ticareti üzerine çalışan bir çok kişiyi İstanbul’a çekti. Popüler Internet işi blogu TechCrunch yazarı Mike Arrington, O’Reilly Radar blogundan Jesse Robbins, Silikon Vadisinden web2.0 veri modelleme ve veri ticareti girişimi Swivel‘ın kurucuları, bilgi görselleştirme topluluğu oluşturmaya çalışan IBM Many Eyes araştırma grubu, Dünya Bankası görselleştirme grubu Mapping Worlds, ve GapMinder projesini daha yeni Google’a satan İsveçli Profesör Hans Rosling İstanbul’da sunuş yaptılar. Özellikle Hans Rosling’in sunuşunu izlemenizi tavsiye ederim. Geçen sene Hans Rosling’in dünyadaki güç dengelerini istatistik görselleştirmelerle açık ettiği dillere destan TED sunuşunu da mutlaka izleyin. OECD toplantısının sonunda Enrico Giovannini konuşmasında İstanbul Bildirisi’nin ana hatlarını anlattı.

Açık devlet pratikde nasıl gerçekleştirliebilir?

Derin devlet ilişkileriyle örülmüş bir ortamda açık devlet ilk bakışta erişilmez bir ideal gibi gözüküyor. Ancak ölçüm ve veri analizi yapmak pratikde bizi derin devletten açık devlete taşıyabilir. Mesela Susuruluk kazasıyla ortaya çıkan bilgi kadar hergün devlet hakkında düzenli bilgi ortaya çıktığını düşünün… Sadece toplumun gidişatı değil devletin kendi işleyişi de düzenli olarak ölçülmeli ve ortaya çıkan veriler kamu yararına açılmalı. Her iki ölçüm için de şu noktalara dikkat edildiğinde açık devlet için pratik adım atmış oluruz:

  1. Ölçümün kendisi açık yapılmalı. Yani biz ölçtük veri budur değil, ölçümün nasıl yapıldığı açık olmalıdır.
  2. Ölçüm yöntemleri ve araçları ortak kararlarla belirlenmeli.
  3. Ölçülen veriler herkesin Internet üzerinden kolayca erişebilieceği standardlarda düzenlenmeli.
  4. Verileri herkes yorumlayabilmeli. Yorumlamak için gerekli görselleştirme araçları herkesin kullanımına açık olmalı.

Yarın seçim var. Yeni meclisten ilk isteğimiz açık devlet.

NOT: Türkiye İstatistik Kurumu sitesinde bulacağınız excel dosyaları veri kaynağı değil analiz edilmiş sayılar ve grafiklerdir. Açık veri demek ölçülen verilerin ham olarak açık olmasıdır.

20.07.2007

Bard'ın Kameralı Adamları

New York’lu elektronik ortam sanatçısı Perry Bard herkesi Dziga Vertov’un 1929 yapımı Man with the Movie Camera isimli filmini, orijinal akışına sadık kalarak yeniden yapımına davet ediyor.

Man with the Movie Camera
Vertov’un Kameralı Adam adlı eseri Moskova, Riga ve Kiev’deki görüntülerin montajlanarak devam eden bir tam günü anlatması üzerine kuruludur. Burada anlatı kelimesi belki pek uygun düşmeyebilir, çünkü film genellikle belgesel olarak sınıflandırılır. Öte yandan Kameralı Adam’da bir film yapım hikayesi, yani film içinde film vardır. Bu noktada Vertov’a kulak verirsek “Kameralı adam görsel olayların sinemasal iletişimi üzerine bir deneydir. Ara başlıklar, senaryo ve sinema salonlarının yardımı olmaksızın üretilmiştir. Filmde planlar arası çözülmeler, bölünmüş ekranlar, ağır çekim ve donuk kare gibi bugün bir haber bülteninde bile karşımıza çıkabilecek, hatta en basit video kurgu programlarında dahi bulunan görsel efektler denenmiştir.

Peki Bard ne yapıyor?
Perry Bard, herkesi “kameralı adam”ı kollektif bir şekilde yeniden üretmeye davet ediyor. Orijinal plan sırasına sadık kalmak koşuluyla Agustos 2007′de açılacak olan yükleme alanına, ister video, ister sabit kare, hiç olmadı metin dökümanlarınızı bekliyor. Amacı ise 21 yüzyılın ağlı ve birbirine bağlı halini yansıtmak. Kameralı Adam’ın yeniden üretimi için daha iyi bir yöntem bulunamazdı heralde. Ortaya çıkan kollektif çalışma İngiltere’nin dört bir yanındaki dev ekranlarda sergilenecek.

Detaylı Bilgi için: http://dziga.perrybard.net/

Filmin orijinali için: http://video.google.com/videoplay?docid=6910724735856178670&hl=en

18.07.2007

Oyumu Neden Baskın Oran'a veriyorum?

bagimsiz-oy-pusulasi.png

Son bir aydır Bağımsız Sol Aday Baskın Oran‘ın kampanyasını takip ediyorum. YouTube’a koyulan TV programlarındaki tartışmalarından sokaklardaki çekimlere kadar videolarını seyrettim. Sonra röportajlarını ve kendi yazdığı son yazılarını okudum. Bunlardan önce hiç haberim yoktu kendisinden. Baskın Oran kendini ifade ederken şu üç şey dikkatimi cekti:

  1. Hem genel hem de detaylı biçimde konuşabilmesi
  2. Konuşurken konular arasında yalın bağlantılar kurabilmesi
  3. Samimiyeti

Bu özellikleriyle diğer bildiğim tüm politikacıların ne kadar bilgisiz, alakasız, bencil ve samimiyetsiz olduğunu hatırlattı bana Baskın Oran.

Oran’ın ezber bozmak sloganı çok açık. O kadar etkili bir söz ki rakip adaylar ve partiler bile farketmeden kullanır oldular. Ezber bozmak sadece eleştiri yapmak değil aktif bir şekilde eleştiriyi harekete geçirmek demek. Ezber bozmak Düğümküme’de bağımsız yazar çizerler olarak ağlı bağlı hayatın getirdiklerini götürdüklerini açık edereken, görünür, yani tartışılır kılarken amaçladığımız şey.

Baskın Oran kampanyasında YouTube videoları, Flickr fotoğrafları, cep telefonu uygulamaları, bloglar ve benzeri kitleden-kitleye iletişim sistemlerinin gayet yerinde kullanılması bu hareketin ne kadar yenilikçi olduğunu gösteriyor. Seçim sitesi hemen hergün yeni içerikle yenileniyor. Yaklaşık dört ay önce Türkiye’de 16 milyon internet kullanıcısı olduğunu bunun yarısı oy verebiliyorsa sadece Internet kullanıcılarının Türkiye’de çok önemli bir politik ağırlığı temsil ettiğini yazmıştık. Baskın Oran’ın hemen her bilgiyi yazıyı resmi görüntüyü internet’e taşımasıyla bir bilişim çağı düşünürü olarak Internet’in toplum üzerindeki etkisini hazmetmiş olduğunu anlıyoruz.

Baskın Oran alışılagelmiş kalılplara yüklenerek bir çok kişinin aklını karıştırıyor. Ayarlı lise tarih kitaplarından, yetiştirildiğimiz apolitik ortama, hesabı yapılamayan derin devlet oyunlarından merkezden-kitleye medya şirketlerinin ayarlı mesajlarına kadar her yerde yaşamımızı kökünden etkileyen meseleler eksik yanlış bilinçsizce sunuldu bizlere. Bugün eğer duyduklarınızdan aklınız karışıyorsa öğreniyorsunuz demektir. Baskın Oran önce anlayışlılığıyla sizi “ezberletildiğiniz kalıplar”da yakalıyor, sonra samimiyeti ile sizi o kalıplardan alıp bilmediğinizden çekindiğiniz gerçeklere götürüyor, ve sonra da engin biligisyle olan biteni tüm ilişkileriyle açık seçik anlatarak sizi yavaşça yere bırakıyor.

Baskın Oran meclise ana muhalafet olarak girmeyi hedeflediğini açık açık belirterek ayaklarının yere bastığını gösteriyor. Bağımsız bir adayın ne gibi avantajları olduğunu çok iyi biliyor ve bilgisini aynı yoğunlukta ve olgunlukta bize aktarıyor. Ayrıca tüm bağımsız adaylara koyulan bilinçli engellerle –TRTde konuşturulmama, yurtdışında yaşayanların bağımsızlara oy verememesi, oy pusulasına logo veya sayı koydurtmama – bizzat uğraşıyor.

Oyum Baskın Oran’a çünkü bu hareketin çağdaş dünyada bile yaşanmamış cesaretli bir demokrasi adımı olduğunu düşünüyorum. Türkiye’nin renkli kültürünü bastırmak yerine bunu açıkça kucaklayan, farklı kimliklerin bir arada mutlu yaşamasını amaçlayan, farklı sesleri destekleyen ve bunların Türkiye’nin gerçeği olduğunu tüm samimiyetiyle bize hatırlatan Baskın Oran’ın mecliste bizi temsil edebileceğini düşünüyorum. Oyumu Baskın Oran’a veriyorum.

Baskın Oran’ın YouTube Videoları

http://baskinoran.net/public/bilgi.aspx?id=13

Baskın Oran’ın Kendi Yazıları

Son Yazıları
Karşı İddianame
Ezber Bozan Sözlük

Etkinliklerden Flickr Fotoğrafları

http://www.flickr.com/photos/robokow/collections/72157600602863146/

http://www.flickr.com/photos/9874720@N03/

http://www.flickr.com/photos/9976645@N04/sets/72157600767708951/

Ekşisözlük Baskın Oran Tartışması

http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=baskin+oran

15.07.2007

Baskın Oran'a Destek

“Sen ne dersen de ben artık barışın, özgürlüğün ve adaletin ülkesinde yaşamak istiyorum. gerçekten demokratik, gerçekten laik, gerçekten sosyal, gerçekten hukukun üstün olduğu bir ülkede yaşamak istiyorum. bunun için değişmen gerek biliyorum. o değişim hemen şimdi başlasın istiyorum.”
– Baskın Oran (Baskın Oran seçim kampanyası websitesi)

Değerli dostumuz,

Yaklaşan seçim sürecinde eminiz ki siz de bizim gibi kötünün iyileri arasında gidip gelmekte ve birçok seçimdir süregelen “oylar bölünmesin”, “ülke elden gitmesin” paranoyasıyla istemeye istemeye önünüze koyulanlardan birini seçmeye çalışmaktasınız.

Durun! Çünkü bu seçimin diğerlerine göre bir farkı var. Bu seçimde oy atacak parti bulamayanların ve sesini duyuramayanların, sesi olacak bir bağımsız aday var; hem de 30 yıllık mülkiye hocası, siyaset bilimci, Hırant’ın dostu, azınlıkların ve ezilmişlerin sesi olmayı, demokrasi, çoğulculuk ve insanlık hakları adına birşeyleri değiştirmeyi kafasına koymuş, aydınlardan, gazetecilerden, sanatçılardan ve ülkenin parlak gençlerinden destek alan, ve bağımsız bir politik ajandası olan Baskın Oran.

“Tek bir kişi mecliste ne yapacak canım” diyenlere içtenlikle söyleyeceğimiz tek şey şudur: Mevcut sistemde attığınız oyla zaten sadece kendi bölgenizdeki bir kişinin meclise girmesine etki etmektesiniz!.

2002 seçimdeki oy potansiyelleri baz alındığında, meclise 21 milletvekili sokacak olan İstanbul 2. Bölge’de iktidar ve ana muhalefet partisi hali hazırdaki oy potansiyeliyle en az 6-7 milletvekilini meclise sokmuş durumdadır. Şu an kararsız olanlar ve oy attığı parti barajı geçemeyecek olanların oyları sadece alt sıralardaki milletvekillerinin 1. partiden mi 2. partiden mi olacağını belirlemektedir. O zaman açın aday listesini ve elinizi 8. sıraya koyun, ve oyunuzu ay başı maaşını alıp genel başkanının buyurduklarına kafa sallayacak bir adaya mı yoksa tek başına bile olsa çıkıp gölge siyasetçilerin aksine gerçekleri söyleyecek ve aktif bir şekilde siyaset yapacak bir akademisyen olan Baskın Oran’a mı atmak isteyeceğinize karar verin?

Bizleri hayalcilikle suçlayanlar ve “partisi olmayan barajı aşamaz” diyenlere, “hayallerin gerçekleşmesi hareket etmek ve inanmakla olur” diyoruz. Yıllardır “bu ülkede hiçbir şey değişmez” denilip her konuda cesareti kırılan insanlar, söz verilmeyen, gençler, ortayolcu olmadığı veya farklı olduğu için dışlananlar, oy verecek birini görmediği için oy kullanmayanlar, bir kez olsun ayağa kalkın ve inanın, kendinize, komşunuza, arkadaşlarınıza ve bu ülkede hala varolduğuna hissettiğiniz değerleri taşıyan insanların fikir birliği etmişçesine Baskın Oran’ı meclise taşıyacağına.

Vatandaşı olduğumuz bu ülkede azınlık olarak kalmamızın nedeni kader değil sesimizi yeteri kadar baskın çıkaramamız ve gerektiğinde sorumluluk alamamamız. Bu ülkenin geleceğine katkıda bulunmak için bugün çok büyük bir şansımız var ve bunu yapmak için mecliste özgür düşünen, dürüst ve demokrat bir arada bile bulunmak istemeyeceği politikacılarla her gün biraraya gelip sesimizi duyurmaya söz vermiş bir kişi var bugün cesaretsizlik veya üşengeçlik nedeniyle atamadığımız adımı bir daha atma fırsatı bile bulamayabiliriz. Bugün bize gereken geçen seçimdeki katılım oranlarına göre sadece 70 bin oydur ve ümidimiz bizler gibi açık fikirli ve geleceğe umutla bakan kimselerin bu sayıyı rahatlıkla bulmasıdır.

Bu nedenle 22 Temmuz’da kalkın, sıkı bir kahvaltı edin ve “bu ülkede hiçbir şey değişmez” ezberini bozmak için bir oy atın. Unutmayın bağımsıza baraj yok, iki parti dışında oy verdikleriniz ülke genelindeki 10% seçim barajı nedeniyle geçen seçimde olduğu gibi boşa gidebilir, ancak bağımsız adaylara atılan her oy mutlaka yerine gitmekte.bagimsiza-baraj-yok.png

İstanbul Baskıncıları

- – -

Oluşumumuz bir seferlik bir destek oluşumu olup, kendi bağımsız irademiz ile bir araya gelmiştir. Baskın Oran veya ortak aday kampanyasıyla hiçbir organik bağı yoktur, ancak her ne olursa olsun Baskın Oran’a oy vereceğini söyleyen kişiler tarafından yazılmıştır.

Eğer 1. bölgeden oy atıyorsanız aynı desteği Bağımsız Sol Aday Ufuk Uras’a verebilirsiniz.

http://www.youtube.com/watch?v=CHVS46G-A6g
Ezel Akay’in Baskin Oran secim kampanyasi icin hazirladigi video.

http://www.youtube.com/watch?v=RwuvvKdjBCE
Yeni Melek Gosteri Merkezi’nde, Baskin Oran icin, 16 Haziran’da duzenlenen gecede, kimler neler soyledi? Yaşar Kemal, Aydın Engin, Roni Marguiles, Adalet Ağaoğlu, Gülten Kaya, Mustafa Alabora, Halil Ergün, Ergün Cinmen..

10.07.2007

Internet Televizyonu Nasıl Çalışır?

Internet Televizyonu, yani IPTV, internet üzerinden sürekli akan görüntü yayınıdır. Normal televizyondan farkı izlediğiniz görüntülerin radyo sinyali (VHF, UHF) olarak değil sayısal veri paketleri (TCP/IP) olarak gelmesidir.

Televizyon sadece evinizdeki kutu değil tabii ki. Televizyon bir sistemdir, her adımında binlerce kişiyi besleyen dev bir ticaret sistemi.

Klasik televizyon sistemi basitçe şöyle çalışır:

alıcı | anten | sinyal | verici | kanal | içerik üretici

Internet televizyonu (IPTV) basitçe şöyle çalışır:

bilgisayar | internet | veri paketi | sunucu | kanal | içerik üretici

Internet Televizyonu vs. Klasik Televizyon

Bu resme göre klasik televizyon ile Internet televizyonu arasındaki fark sadece görüntünün aktarılış biçimi gibi duruyor. Halbuki Internet televizyonunun çok önemli bir farkı var: izleyicilerden girdi alabilmeniz. Yani klasik televizyon tek yönlü iletişimken IPTV karşılıklı iletişim. Diğer bir değişle izleyiciler artık kullanıcı oluyor, web sitelerinde olduğu gibi. Bu etkileşim özelliğinin nasıl kullanılacağı henüz yeni yola çıkan bir çok IPTV şirketi tarafından keşfedilme aşamasında.

P2P (“peer-to-peer”) televizyonu Joost izleyicilerin seyrettikleri görüntüleri oylamasını sağlayacak kolay arayüzler sunuyor. Eğer izlediğiniz Madonna videosunu veya göçmen kuşlar belgeselini sevdiyeseniz yıldız veriyorsunuz. Herkes aynı şeyi yapıyor. Böylece zamanla herkesin katkısıyla en çok tutulan videolar ve haliyle bu videoları sunan kanallar öne çıkıyor. Joost iyi içerik sunan bir sistem haline geliyor. Siz de yıldız vererek bedavadan Joost için emek vermiş oluyorsunuz…

Internet Televizyonu vs. YouTube

IPTVnin YouTube gibi video paylaşım servislerinden tek farkı klasik TVden alışık olduğunuz kaliteli görüntü vaadetmesi. Kaliteli görüntü tam ekran izlemek değil, yüksek çözünürlükte tam ekran görüntü izlemek. Meslea futbol maçları, yeni çıkan Hoolywood filmleri, müzik videoları, veya ilginç belgeselleri herkes kaliteli izlemek ister. Yüksek çözünürlükte görüntü yayınlamanın iki yolu var:

  1. Merkezden-kitleye: Kuvvetli bir sunucu tarlası ve geniş veri hattı sahibi olmak veya bunu işletmek.
  2. Kitleden-kitleye: Eşler arası (“peer-to-peer”) dağıtımlı bir veri sistemi kurmak ve işletmek.

Birinci yöntemi ancak cebinizde yüklü paranız varsa uygulayabilirsiniz. Kullanıcı sayınız arttıkça daha fazla yatırım yapıp tarlayı ve veri hattını genişletmeniz gerekir. İkinci yöntemi cebinizde üç beş kuruş varken uygulayabilirsiniz, ancak sistemi bir anda çalışır hale getiremezsiniz, ağı zamanla besleyip büyütmeniz gerekir.

Eşler arası sistemde izlediğiniz yüksek kalite görüntü merkez bir sunucudan değil size yakın olan başka bir izleyicinin bilgisayarında sunulur. Aynı dosya paylaşım sistemi bitTorrent’de olduğu gibi. Herkes birbirinden indirir görüntüleri. Doğal olarak böyle eşler arası dağıtımlı bir sistemin iyi çalışması çok kişinin sistemi aktif kullanması ve tutan görüntülerin bir çok kişide olması gereikir. Yani yeni çıkan Madonna videosu bana coğrafi olarak yakın bir çok kişide olmalı ki ben de izleyebileyim. Eşler arası dağıtımlı sistem neredeyse problemsiz genişleyebilir. Yani sonsuza kadar büyür büyür büyür ve sistem işletmecisinin cebinden hala beş kuruş çıkmaz. Tabii siz sadece bir izleyici değil aynı zamanda görüntü dağıtıcısı haline gelerek emek ve kaynak harcarsınız. Yani yüksek kalite görüntüleri sunarken Internet bağlantısı ve bilgisayarınızın işlem gücü harcamış olursunuz…

Optimizasyon = Kitleden-kitleye + Merkezden-kitleye

Merkezden-kitleye yöntemini Türkiye’de cebinde parası olan Doğan Holding gibi medya patronları uygulamak ister. Çünkü daha karmaşık olan kitleden-kitleye sistemi kuracak bilgi ve becerileri yoktur. Kitleden-kitleye yöntemini dünyada daha önce eşler arası dağıtım sistemini denemiş ve başarılı olmuş (KaZAa dosya paylaşımı, Skype) Janus Friis ve Niklas Zennstrøm uyguluyor. Tabi Joost girişiminin milyon dolarlık (tam 45 milyon dolar) risk sermayesi yatırımını da ceplerine indirmiş olduğunu hatırlayalım. Bu şu anlama geliyor.

  1. Joost’a milyonlarca yatırım yapanların iki üç yıl içinde 10 katı geri dönüş beklediğini düşünürsek IPTV pazarının önümüzdeki yıllarda küresel boyutta ne kadar büyüyeceğini görebiliriz.
  2. Joost saafi P2P bir sistem değil yarı kitleden-kitleye (üç beş kuruş) yarı merkezden-kitleye ($$$) optimize bir sistem kuruyor.

Yani Joost özellikle ağa yeni giren içeriği çabuk dağıtabilmek için eşler arası dağıtımı aralarına yer yer merkezler yerleştirerek destekliyor. Bunlara dağıtım adaları deniyor. Dünyanın önemli Internet düğümlerine (“hub”) optimize bir şekilde yerleştirilen sunucu tarlaları izleyici kümelerine yeni içerikleri şırınga ediyor. Böylece yeni Madonna videosu hemen ağda bulunur hale geliyor.

Joost ağının mimarı Colm MacCárthaigh’ın sistemi nasıl kurduğunu anlattığı sunuşunu beş adet 10 dakikalık YouTube videosu olarak seyredebilirsiniz. Colm blogunda IANA‘dan özel Joost portu (4116/TCP) bile aldıklarını belirtiyor.

Joost teknik altyapıya yüklendiği kadar içerik kaynaklarına da yükleniyor. Herkesin çok iyi bildiği MTV gibi dev merkezden-kitleye TV şirketleriyle ve reklam dağıtıcılarıyla bir bir içerik anlaşmaları imzalıyor.

Bunları yazmamın iki sebebi var. Birinicisi Türkiye’de şu anda olduğu gibi bir iki medya patronu değil milyonlarca medya patronu görmek istiyoruz. İkincisi gelecekte bir gün Joost kelimesini Türkçe’ye çevirmek isteyen olursa burası bir başlangıç olabilir.

* Yazıda kullanılan resim video sanatçısı Nam June Paik‘in TV Buddha (1974) yerleştirmesi.

03.07.2007

Türketici: Bir Nuri Çolakoğlu Önermesi

Vizyoner medya girişimcisi ve DMG üst düzey yöneticilerinden Nuri Çolakoğlu, bundan üç ay önce katıldığı MOMO – İstanbul etkinliğinde yaptığı sunumda yepisyeni bir önermeyle çıkageldi. “ingilizcesi de bir garip bunun zaten” diyerek prosumer‘a “türketici” adını koydu. Gadget’ın türkçe karşılığı hakkında oluşan gündemle de ilişkilendirerek ben de bu önermeyi yazımın başlığına taşıdım. Oysa bu sunumda daha önemli noktalar vardı.

Medyayı yönetenler ne düşünüyor?
Hiç merak ettiniz mi; bir geleneksel-medya yöneticisi, web 2.0 ve prosumer konusunda neler düşünüyor acaba? Kabul etmek gerekir ki Nuri Çolakoğlu geleneksel medyanın en açık fikirli ve girişimci temsilcilerinden biridir. Yani ortak bir dil yakalamanız mümkündür. Bu yüzden söylediklerine kulak vermekte fayda var.

Çolakoğlu prosumer’ı, yani gelişen teknoloji ve ağlı yaşam ışığında hem üreten hem de tüketeni, yeni bir insan türü olarak niteliyor. Buna Time Warner iştiraki olan ve sadece New York haberleri veren katılımcı kanal NY1‘ı örnek gösteriyor.

Mesele Youtube’a gelince rakamlar konuşmaya başlıyor. Kaynağı belirsiz bir araştırmanın 2010 öngörüsüne göre tüm video servislerine 1 milyar 116 milyon video yüklenecek, bu videolar ise 65 milyar kez izlenecek. Kaba bir hesapla üretim(katılım)/tüketim oranının 1/65 olduğunu söyleyebiliriz yani. Hiç de fena sayılmaz değil mi?


Aynı araştırmaya göre 2010 yılında üç büyük video sunucusunun pazar payları: youtube (22.5), MySpace Video (16.5) ve Yahoo! Video (6.9) olacak. Elde edilecek gelir ise 852 milyon dolar.

Televizyonun Demokratikleşmesi

Videolar bir yana, Çolakoğlu internetteki içeriği üçe ayırıyor; profesyonel, iletişim amaçlı ve kişisel. Bunlar bildğimiz şeyler zaten. Ama Nuri Çolakoğlu’nun kişisel içeriği “iletişimdeki demokratikleşme” olarak değerlendirmesi ise bir medya yöneticisinden beklemediğimiz türden açıklamalar.

Televizyonun demokratikleşmesi Çolakoğlu’na göre üç temel süreç yaşadı;

1.Evre : Büyük programcılar evresi (Kimin neyi ne zaman seyredeceğine karar veren büyük programcılar)
2. Evre : Zaman ve yar kayması (Önce VCR, sonra PVR ve TiVO ile başkalarının hazırladığı içeriği kendi seçtiğin yerde ve zamanda izleme olanağı)
3. Evre : Sadece seyretme, sen de yap

Televizyonun demokratikleşmesindeki bir sonraki adım ise IPTV olarak görülüyor. Yalnız Çolakoğlu, IPTV’den bahsederken;

“Özellikle büyük ticari kurumların doğrudan kendi hedef kitleleri ile çok makul bütçelerle doğrudan bağlantı kurmasını ve hedefe yönelik iletişimini geliştirmesini mümkün kılacak bu uygulamanın kısa zamanda yayılması doğal görünüyor.”

şeklinde bir değerlendirmede bulunmuş. Demokratikleşmenin bana çağrıştırdığı şeylerden bir hayli uzak olan bu açıklamaya pek anlam verdiğim söylenemez.

Çolakoğlu’na göre televizyonun demokratikleşmesindeki son adım ise Mobil TV. Çolakoğlu asıl yer kaymasının bu olduğunu söylüyor ve AB Komisyonunun iletişim, medya ve teknolojiden sorumlu Komiseri Vivenne Redding’in bu konudaki yapısal önerilerini aktarıyor.

Sunumun tamamına buradan ulaşabilirsiniz.

İlgili Düğümküme yazıları:

02.07.2007

Jonathan Ive (Apple Endüstriyel Tasarım Takımı Başkomutanı)

220px-Jonathan_Ive.jpg

Yine iPod’da olan şey olmaya başladı. Her gören bir tane iPhone istiyor. Ben daha önce Bugün Satışa Çıkacak iPhone İçin
Her Yerde Uzun Kuyruk
başlıklı yazı için yazdığım yorumda ilk jenerasyon Apple ürünü kullanmamak eğilimimden bahsetmiştim (eğilim belki de yeni aldığım 3G Sony Ericsson M600i yüzünden olabilir.)

Apple tarikatına dahil olanlar için yeni Apple ürünü demek, geleneklerin sürdürülmesi anlamına gelir. Apple geniş anlamda iPod adlı ürünü ile tarikat dışına servis vermeye başlamıştı. Şimdi daha önce hiç Apple ürünü kullanmamış olan insanlar bile iPhone’u görünce bir tane edinmek istediklerini söylüyorlar. Bu ilk bakışta aşk gibi birşey olsa gerek. Bu durumda iPhone’dan bahsederken firmanın sayısız ürününü tasarlayan ve endüstriyel tasarım takımının başını çeken İngiliz Jonathan Ive’den biraz bahsedelim.

Ive 1967 senesinde Londra’da bir kuyumcu işçisinin oğlu olarak doğdu. Newcastle Politeknik Üniversitesinde endüstiriyel tasarım okudu. 1992′de Apple için çalışmaya başladı. Öngörüşlü Steve Jobs’un 1997′de Apple’a geri dönmesi ile ‘Apple baş tasarımcısı’ ünvanını aldı. Şirketin karanlık, önünü göremediği ve hatta iflasın ucundan döndüğü günlerde firmayı kar ettirerek büyük ölçüde belini doğrultmasını sağlayan transparan plastik kasalı iMac’leri tasarlardı. Jonathan Ive’nin imzasını taşıyan ürünlerin listesi: iBook, MacBook, PowerBook G4, MacBook Pro, eMac, Mac mini, Power Mac G3, G4, G5, Cinema Display’ler, Newton MessagePad, ayrıca tum iPod’lar ve şimdi de yeni piyasaya çıkarılan iPhone. Ive senede 1.000.000 Sterlin kazanıyor.