Burak Arikan 31.12.2006
İyi seneler

Arb adında bir işten gif animasyon parça.
1 Ocak 2007′den itibaren Amerikan pasaportları üzerlerinde her-zaman-açık RFID etiketleriyle verilecek. Bu durum bir yanda kimlik bilgilerinizin görevliler tarafından kolayca okunmasını sağlarken bir yandan da kötü niyetli kişilerin kimlik bilgilerinize erişebilmesi anlamına geliyor. Ancak korkuya gerek yok, Wired dergisi pasaportunuzun arka kapağına yerleştirilen RFID etiketini çekiçle parçalayarak etkisiz hale getirebileceğinizi söylüyor.

Bu sabah onlarca Türkçe blogda yaklaÅık bir hafta önce Hürriyet’te yayınlanan web2.0 yazısı hakkında yorum taradım. Belki zamansızlıktan belki bilinçsizlikten bu yorumlarda konu edilmemiÅ iki derin nokta var:
Web2.0 terimi ilk defa Internet tabanlı iÅ dünyası gurularından Tim O’Reilly tarafından 2005 yılı baÅlarında kullanılmaya baÅlanmıÅtır. Bu konuda 2005 sonunda yazdıÄı en açıklayıcı yazı Åudur:
“Web 2.0 Nedir? Yeni nesil yazılımlar için iÅ modelleri ve tasarım örüntüleri” – Tim O’Reilly
EK: DüÄümküme’de son bir buçuk yıldır web2.0 etiketiyle yazılmıŠyazılar.
Mathematica algoritmalarından bildiğimiz Stephen Wolfram “A New Kind of Science”(2002) kitabıyla bilim-sanat-teknoloji alanında yeni bir paradigmaya yön vermişti: basit programların birbirleriyle etkileştiği soyut bir evren. WolframTones aynı basit programları ve müzik teorisini kullanarak birbirinden farklı yeni müzikler yaratıyor. Sonuçta cep telefonları melodilerini veya MIDI kontrollü müzikleri andıran ve muhtelemen birbirini pek takip etmeyen melodiler duyuyoruz…
Burda önemli olan çok sonuç yaratabiliyor olmak değil, işlemlerin yarattığı çok sonuç arasından alakalı seçim yapmakdır. Alakalı seçim yapabilmek de ancak yaratıcı/lar ile işlemler arasındaki yoğun etkileşimle olabilir.

Wolfram Tonları görselleştirmesi.
Fransız tasarım stüdyosu Modelabs çeşitli yollardan kendi kendine enerji toplayan cep telefonları geliştirdi. U-turn, Yoyo, ve Runaway adındaki telefonlar kapak kapanmasından ve sallanmadan gelen enerjiyi toplayan ve depolayan hibrid sistemlere sahip. Bu çaba çok güzel ancak, neden tek kaynaktan enerji toplayalım ki? Bu kinetik enerjileri güneş enerjisiyle de birleştirerek hem sallanma, hem kapak kapanması, hem de güneş enerjisi birleşebilir ve daha verimli bir hibrid telefon elde edilebilir.

Modelabs’ın geliştirdiği U-turn isimli hibrid telefon.

Time dergisinin her yil duzenledigi “yilin insani” secimi sonuclandi. Bu seneki yarismayi SEN kazandin. Time diyor ki, “Yilin insani sensin. Bilgi cagini ve medyayi sen kontrol ediyorsun. Kendi dunyana hosgeldin.”
Ilginc bir ana tanik oluyoruz. “Merkezden-kitleye” (one-to-many) iletisimin onculerinden biri olan Time dergisi, kendi tarzinin varligini tehdit eden “kitleden-kitleye” (many-to-many) iletisim sistemlerinin temel tasi olan bireyi, yani “kullanici”yi yilin kapagi yapiyor.
Son zamanlarda internette turemis olan ve kullanimi korkunc bir hizla buyuyen bilgi, eglence ve paylasim sistemlerin altyapilari tamamen kullanicinin katilimi uzerine kurulu. Yaz, ciz, fotograf cek, video kaydet, kisacasi bir sekilde uret. Son adim ise hep ayni. Paylas. Uret-katil-paylas. Kitle capinda paylasim icerigin tamamini olusturuyor. Time dergisi de bu trendin altini ciziyor.
Time, buna ek olarak “bilgi caginin ve medyanin kontrolu sende” diyor. Gercekten oyle mi? Kontrolun kimde olduguna karar vermeden once kontrol kavramini biraz acalim. Birileri sistemi yaratiyor, birileri finanse ediyor, birileri besliyor, birileri yonlendiriyor, birileri yonetiyor, birileri tuketiyor.
Kullanicinin sisteme katilimi, besleme, yonlendirme ve tuketme asamalarini olusturuyor. Sistemin yaratimi, finansmani ve yonetimi ise sistemin sahiplerinin ve yatirimcilarinin kararlari dogrultusunda gerceklesiyor. Kullanici, sahip ve yatirimci kategorileri altindaki bu asamalar organik olarak birbirine bagli: birinin kaybolmasi halinde digerinin varligi anlamini yitiriyor. Mesela, kitle olmayinca yonetim kavrami anlamsizlasiyor.
Bu sartlar altinda kontrol, sistemin yapisi geregi dagilmis durumda, o yuzden kontrolu etki-tepki olarak dusunmek daha anlamli. Kullanicilarin katilimlari sonucunda sistemde buyuk capli icerik ve davranis temalari olusuyor. Bu temalar sistemi yonlendiriyor ve varligini surdurmesini sagliyor. Diger taraftan sistemin sahibi bu temalar ve yatirimcinin endiseleri dogrultusunda sistemi yonetiyor, kurallari duzenliyor ve ortamin sinirlarini yeniden ciziyor.
Su noktayi da goz onunde bulundurmak lazim. Katilimin yani kullanicinin sistemi yonlendirmesi, kullanicilarin sistem icerisindeki aktivitelerinin butununun bir sonucu. Bu sonuc cogunlukla katilimin amaci degil, dolayisiyla ozellikle bireysel duzeyde bilincli degil. Sistem sahibinin sistemi yonetmesi ise tamamen bilincli ve planli bir aktivite. Diger bir deyisle, sistem sahibinin kontrol bilinci surekliyken kullanicilarin olusturdugu kitle bilinci gel-git halinde ve ne zaman ortaya cikacagini kestirmek zor.
Sonuc olarak, Time dergisinin kullaniciyi ya da tuketiciyi yilin insani secmesini dunya capinda bir trendi yansitmasi acisindan iyi bir haber olarak goruyorum. Kitleden-kitleye sistemlerde tuketici, ayni zamanda uretici olabildigi icin, sistem uzerinde dogrudan bir etki yaratma potansiyeline yani guce sahip. “Dunya birden bire degisti” tadinda populist bir yaklasimla “Artik kontrol sende” diye basmakalip bir sonuca atlamak ise konunun derinliginin gozden kacmasina ve haberin yaniltici bir hale gelmesine sebep oluyor.
Asagidaki kitaplar, dagilmis (distributed) sistemlerde kontrolun nasil evrim gecirdigini daha derin bir sekilde inceliyor:
Protocol: How Control Exists after Decentralization – Alexander Galloway
Code and Other Laws of Cyberspace – Lawrence Lessig

27 Eylül 1982 Pazartesi ve 28 Eylül 1982 Salı günleri arasındaki 24 saatlik zaman diliminde sanatçı Robert Adrian tarafından âthe world in 24 hoursâ? isimli ilginç bir yerleÅtirme-deney gerçekleÅtirildi. Buna göre o dönemde telefon hatları üzerinden haberleÅebilen üç sistem kullanılarak dünya üzerindeki 14 nokta ile baÄlantı kurulacak ve 24 saat boyunca sanatsal veri iletimi saÄlanacaktır.Â
Â
FAX
Kullanılan iletiÅim sistemlerinden ilki faks. Bundan 25 yıl önce ilkbaharını yaÅayan faks iletiÅimini günümüzde de kullanıyoruz, hatta faks makinesi olmayana kız vermiyoruz. Bu post modern tabloda, Japon teknoloji üreticilerinin rolünün oldukça büyük olduÄu söylenir. Japonca, sayısal karakter tanımlaması en zor dillerden biridir, adeta resim gibidir. Bu yüzden de faks cihazları resimsel bir sayısallaÅtırma kullanırlar. Ancak bu durum, Latin alfabesi gibi kolay tanımlanan alfabeler kullanan ülkelerde hiç gereÄi yokken fazla miktarda veri iletimine de yol açmaktadır. Belki marketimizin fatura iletimi için ekonomik bir çözüm olmayabilir ama faksın sanatsal tabir edilen özgün veriyi taÅımak için uygun bir yapıya sahip olduÄunu söyleyebiliriz.
Â
SSTV
Adrianâın deneyinde kullandıÄı ikinci iletiÅim sistemi SSTV, yani düÅük taramalı televizyon. Bu sistem bildiÄimiz televizyon iletiÅimini 3 kHz gibi daha düÅük frekansta, daha az bant geniÅliÄi kullanarak ve dolayısıyla televizyona kıyasla daha uzun sürede saÄlıyor, ama saÄlıyor. Saniyede 25 kare deÄil belki ama iki dakikada, bir adet renkli kare iletebiliyor. Adrianâın deneyinde, bir kameradan alınan video sinyalleri, sese dönüÅtürülüyor ve yine telefon aracılıÄıyla iletiliyor ve son olarak da televizyonda görüntüleniyor. Â
Â
TIME-SHARING
âthe world in 24 hoursâ?da yer alan son ve beni en çok ÅaÅırtan iletiÅim aracı ise zaman-paylaÅımı (time-sharing). Bu sihirli isim aslında günümüzün CETI vb. grid aÄlarını iÅaret ediyor. 25 yıl önce ana bilgisayar ve mini bilgisayarlar pahalı oldukları için, bu makinelerin boÅta olan kaynaklarının paylaÅıma açılması fikri ve zorunluluÄundan ortaya çıkan zaman-paylaÅımıânın destekçileri arasında IBM ve HP de bulunuyor.
Â
âthe world in 24 hoursâ?
Adrianâın yerleÅtirmesinde Avusturya, Linzâden baÅlanan sanatsal veri iletiÅiminde ARTEX yani ELECTRONIC ART EXCHANGE and COMMUNICATIONS PROGRAM dahilindeki katılımcılar yer alıyor. Katılan 14 Åehrin her biri ile bir saat süreyle baÄlantı kuruluyor ve çıktılar yine Linzâde Ars Electronica Festivalâde izleniyor.
Cenevre, Amsterdam, Tokyo, Dublin, Pittsburgh, Vancouver, Bath ve Istanbul baÄlantı kurulan kentler arasında. Bangkok rotalarında ilerleyen Minus Delta T isimli sanatçı topluluÄu Türkiyeâden veri iletimini saÄlamıÅ. Ancak ne gönderdikleri hakkında bir bilgim yok. Ama iÅin “içerik” kısmı sanırım bu yerleÅtirmede pek de önemli deÄil.
BaÄlantılar
http://www.aec.at/freelance/rax/24_HOURS/index.html
http://www.aec.at/freelance/rax/24_HOURS/MEDIA/artex.html
http://en.wikipedia.org/wiki/Time-sharing
http://en.wikipedia.org/wiki/SSTV
Kaynaklar
Timothy Druckly, Ars Electronica:Facing the Future, MIT Press,1999Â http://mitpress.mit.edu/catalog/item/default.asp?ttype=2&tid=4264
alibaba.com Çinde’ki küçük ve orta ölçekli üreticileri dünyaya bağlayan bir iş ortamı. Son zamanlarda daha sık Berlin’de, San Francisco’da, veya İstanbul’da köşe başı dükkanlarının alibaba.com yoluyla Çin’de ürettirdiği malları sattığını görüyoruz. Bu Türkiye’de de dünyada da “dışarıya iş yaptırma aman bizim ekonomi çöküyor” gibi telaşlara itiyor insanları ancak dünyanın neresinde olursa olsun iyi ve ucuz hizmet veren kazanır mantığından bu iş giderek artıyor. alibaba.com gibi siteler sayesinde sadece Sabancı Holding, General Motors gibi dev şirketler değil siz de evden kendi şirketinizle bu işi yapabilir hale geliyorsunuz.
alibaba.com sadece Çin’de bağlantı sağlamıyor, aynı zamanda ordaki üreticileri organize ediyor. Mesela Çin’de bir köydeki eldiven üreticisi ben eldiven satıyorum deyip geçemiyor. alibaba sitesinde sistem gereğince listelenecek olan işi binbir kaleme bölerek işin detaylarına girmek zorunda ve böylece çok daha verimli iş anlaşmaları yapılabiliyor.
Önceki gün de Taksim’de Sakızağacı caddesinde Türk Çin İş Adamları Derneği (TÇİAD) olduğunu gördüm. Bu dernek aynı zamanda “Çince dersi verilir” diye bir afiş de asmışdı. Sanırım iş anlaşması yapabilecek kadar Çince öğrenmek bir çok iş adamına faydalı olur. Ancak çok önemli bir durum var ki, bugün her “iş adamları derneği” bir web servisine dönüşebilir. Bu hem işleri daha erişebilir kılar hem de alibaba.com örneğinde olduğu gibi daha fazla düzene girmesini sağlayarak ekonomik etkinliği hızlandırır. Sanayi bölgesi veya teknokent kurmak kendi başına çok da yeterli -hamle?- değil, böyle alanlar Internet üzerinden dünyaya açılıp düzene girdiğinde çok daha aktif bir ekonomik hayat olacaktır.
Güncelleme: Alibaba.com Türkiye’ye kapatılmıştır. Bu kapatma doğru değildir, Türkiye’den Çin ile ticaret yapanlara büyük engeldir. Ancak alibaba.com sitesine farklı yollardan erişmek mümkündür. Bunun için şu listedeki yollardan birini deneyin:
bağcık “Yasak sitelere giriş” etiketli bağlantılar
Ondört ayrı tasarımcı buluşuyor… mimarlık, moda, fotoğraf, video, grafik, endüstriyel, medya tasarımından ondört sunum, her biri 400 saniye. Difuzyon.org düzenlediği bu seri etkinliklerde İstanbul’da tasarım adı altında yapılan işlerin görüntülenmesini, sunulmasını, ve tartışılmasını amaçlıyor.
21 Aralık Perşembe 19:30
Seksek Taksim. Sakizaga Cad. Yogurtcu is merkezi no:19 k:4
Harita
Program
19:00 program başlangıcı (video gösterisi)
19:30 birinci bölüm – 7 gösterim
20:05 ara
20:30 ikinci bölüm – 7 gösterim
21:05 müzik, görsel, chill out
Perşembe gecesi ben Open I/O projesini sunuyorum. Open I/O Internet üzerinden birbirine bağlı mekanlar ve nesneler yaratma platformudur. Sanatçılar ve tasarımcılar Internet üzerinden bu platformu kullanarak dünyanın farklı yerlerinden birbiriyle etkileşimli işler yapabilirler. Bu sunumun detaylarını ve neden böyle bir şey geliştirmeye uğraştığımızı sunumda 400 saniyeye sığdırmaya çalışıcam. Gelirseniz görüşelim tanışalım.
Dünyanın dört bir yanında yeni Nintendo Wii oyun konsolunu edinen tüketiciler oynarken şekilden şekile giriyor. Flickr’daki wiimotion fotoğraf havuzunun sosyal ağlı bir pazarlama ortamı olması bir yana, bu yeni tüketici teknolojisiyle oynayan insanların mimikleri ve salonların hali küresel tekno-kültürü anlamaya dair önemli izler taşıyor.




